29 Aralık 2015 Salı

Güneşin Kızları: Seçilmiş hüzün...


Sevmek de sevilmek de çok özel bir duygu. İnsanların birbirlerine bu duyguları açabilmeleri ise genelde çok zor. Ya çekinirsin karşılık bulamamak korkusuyla ya da ulaşılamaz bir hayâlin parçasısındır. Duygularını açmaya cesaret ettiğinde hüsrana uğramayı saymıyorum bile... Ardından gelen pişmanlık da cabası. Bazen de acele etmesi var. Tüm yolları daha en başında kapatmak gibi mesela...

28. Bölüm


Melisa, Yiğit, Selin ve Ali... Onlar için olaylar bu hafta tamamen böyle gelişti. Melisa, Savaş inadını bir türlü sonlandıramadığı için hüsrana uğramayı kendine bir gelenek haline getirdi. Yiğit, cesaretiyle sürekli Nazlı'nın karşısında bitti ama onun kalbinin Savaş'ta oluşu tüm bu girişimleri -şimdilik- bertaraf etti. Selin, bölüm boyunca Ali'nin kendisine evlenme teklif edeceğinden korktu. Cebinde gördüğü yüzüğü annesine aldığını öğrendiğinde de konuyu açtı. Ali büyük hüzün yaşadı ama uzun vadede Selin'in daha çok üzüleceği garanti...


Selin ve Ali arasındaki aşk, geçtiğimiz bölüm Ali'ye verdikleri ağır dersten sonra gayet tatlı bir ivme yakaladı. İkilinin her sahnesini severek izlediğim mâlumunuz. Çılgınlıklarıyla mest ettikleri de açık ama hep bir noktaları eksik onların da. Bir şekilde tam anlamıyla yaşayamıyorlar aşklarını. Misal Güneş'in, Selin'in telefon konuşmasını dinleyip biriyle çıktığını öğrenmesi... 


Selin o kişinin Ali olduğunu itiraf etmemek için öyle bir mücadele verdi ki, bu mücadeleyi aşkları için verse muhtemelen Güneş'in kalbini rahatlıkla fethedecekti. Zira tüm çabası, tam tersi Ali ile aralarında bir şey olduğunun sessizce haykırılmasını sağladı. Güneş de akıllı kadın vesselam, durumu şak diye kavradı. 


Selin'in marifetleri bu kadarla da sınırlı değil. Yüzük meselesini de çok fazla dramatikleştirdi. Ali'nin evlenmek niyetinde olduğunu hiç sanmıyorum. Sadece aralarında bir bağ olması için takacaktı kesinlikle o yüzükleri. Evliliğin gereksizliğinden girip, bir çift olarak evliliğe hazır olup/olmadıkları sorgulamasını yaparak; gelecek için kendisi kendi üzerine bir çizik çekti. 


Ali bundan sonra o yüzüğü daha ne zaman ciddi bir şekilde alır da ona takmaya meyleder bilinmez. Selin ise bundan pişmanlık duymaya gelecek bölümde hemen başlayacaktır zaten. Geçmişler olsun diyorum buradan ona...


Savaş Nazlı meselesi de çokça sancılı. Artık kör göze parmak şeklinde hatta. Neden ötürü kavga etmeye meylettiklerini takip edemez oldum ben. Yan yana geldikleri her sahnenin sonunda mutlaka bir atışma halleri var ki, gerçekten can sıkmaya başladı. Her zaman yazdım, yine yazacağım. Biz atarlı ve tutarsız bir karakter olarak Nazlı'yı tanıdık. Hep o bir şeyleri bozar, Savaş düzeltmeye çalışırdı. Annesinin ölümünün sorumlusunun Rana olduğunu öğrendikten sonra girdiği değişimle bu da tamamen değişti. Ama bunda Nazlı'nın suçu ne? Neden hep atar yiyen o, anlayabilene gerçekten aşk olsun...


Yahu kızı kıskanıyor, kıskandığı için bile ona kızıyor. Yiğit'i gidiyor hastanelik ediyor, onun adına incelik gösterip adamın başında bekliyor. Yine kızıyor. Ne yapsın bu kız daha Savaş efendi?.. Cidden tahammül edilemez bir karaktere doğru evriliyor gittikçe. Bir ara Melisa ile halvete girip herkesi çığırından çıkartacaktı ama şükür, son anda kafasına bir şeyler dank etti. 


Bölüm sonunda güzel bir kavuşma yaşadılar. Ancak nereye varır, bir sonraki bölümün başında daha ilk sahnelerinde yeni bir atar şov mu sergiler Savaş, muamma. Karaktere ciddi bir revizyon kesinlikle şart...


SavNaz'cılar şimdiden YiğNaz'cı olmaya meyletti bile. Yiğit gibi vurdumduymaz bir karakter, Savaş'ın yanında yunmuş yıkanmış gözüküyor çünkü. Hele bir de kalp yetmezliği sebebiyle ölümlü bir kader çizilmişken, her şey tepetaklak olabilir. Diziyi severek izleyen biri olarak, SavNaz olarak kalmaları taraftarıyım kesinlikle...


Gelelim Haluk ve Güneş'in geçmiş meselesine... Ne yaptı ne etti Haluk yine işin içinden sıyrılmayı başardı dedik lâkin bölüm sonuna geldik, dengeler yine yeni yeniden değişti... Rana'nın gözünü korkutmak için adam tutup Savaş'ı dövdürtmek, karakteri açısından mantıklı ama Rana'nın Zafer'le ortak olup Peri'nin kaçırılmasına önayak olmasının mantığı nerede bilemiyorum. Tamam Zafer'in bu işlere girişinin sebebinin, Almanya'daki başka bir çocuğunun hasta olması olarak sunulmasına inandık ancak ilik için gerekli Peri'yi karga tulumba otelden kaçırmasına, Rana'nın da buna göz yummasına anlam vermek güç. Sınırı da öyle geçerler herhalde. Önerim bir bavul içerisinde götürmesi  Peri'yi Almanya'ya(!)..

Karakterlerimizin dönem dönem tutarsızlıklarını izlemek zorunda kalıyoruz. Hepsine bir sebep bulabiliriz belki ama bazen, sebep üretmekten bile yorulur oluyoruz. Şahsen Güneşin Kızları, şuan ekranda severek izlediğim üç işten biri ve bu tür tutarsızlıkları ona yakıştıramıyorum. Reytingler zaten oldukça sıkıntılı, her gün diziyle ilgili başka bir dedikodu türüyorken; en azından diziyi izlediğimiz sürede, havada "Bu da neydi şimdi?" diye soru işaretleri dolaşmasın rica ediyorum...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder