26 Ocak 2016 Salı

Güneşin Kızları: Bir öyle bir böyle...


Uzun uzun oturup da düşünmek istersin bazen, yaşadıkların ölçüp tartmak için. Bazen aldığın kararların risklerini taşıyamadığın için çöker, doğrulmaya çalışırsın. Bazen de ne yaptığını bilmeden bir öyle bir böyle takılır durursun. Tıpkı Savaş gibi. Olmadı kendi söylemlerini karşındakine satarsın. Kendi yaptıklarını yapmamasını ister; kendince günah çıkartırsın...

32. Bölüm


Melisa'nın sağlık durumunu dram yaratmak için sonuna kadar kullanacağından emindik. Bu hafta görünmediği ilk sahnede dahi bunu açıkça belli etti. Hiç kimseyi görmek istemeyen kızımız, sadece Savaş yanında olsun istiyordu. Olsun ki, her türlü saçmalamayla beynini yıkayıp kendine yar etme çalışmalarına tam gaz devam edebilsin... 


Yaşananların tek sorumlusu kendisi. Nazlı ile Savaş arasında her problem çıktığında anında kenardan köşeden çıkan, kendini Savaş'a yamamaya çalışan ve her seferinde de bunu başaran ondan başkası değil. Ona motorla gideceği yere kadar bırakmasını söyleyen de kendisiydi. Yani kendisi ve o freni kesen dışında kimse suçlu değil. Ama ona soracak olursanız tüm suç Savaş'ın da değil, Nazlı'nın...


Yaşadıklarının şokuna veremiyorum yaptığı şeyleri. Böylesi bir kin ve nefretin sadece yaşadıklarından oluşması mümkün değil. Her durumda, suçluyken dahi başka bir suçlu yaratmak da en büyük marifeti. Kabul edilebilir, katlanılır bir yanı yok. Varsın Savaş istediği kadar katlansın. Ama rica ediyorum bu süreçte Nazlı'nın karşısına çıkıp çıkıp saçma sapan günah çıkartma girişimlerinde de bulunmasın. Yahu iki bölüm önce kızı terk eden, ortada bırakan kendisiyken; bu hafta "Beni terk etme, beni bırakma" diyor. Bu neyin kafası gerçekten çok merak ediyorum. Bildiğin gerçekler sebebiyle ortalardan kaçan da, Nazlı'yı terk eden de sendin. Ondan af dilemen gerekirken, dalga geçer gibi yaptığın şeyleri önüne sunmak neden?


Şimdi Nazlı ne yapsın peki? Karşısında sürekli fikirleri değişen, bir öyle bir böyle davranan bir adam var. Nasıl davranacağını nasıl kestirsin? Şimdi affetse, birkaç zaman sonra yine bir şeyi bahane edip çekip gitmeyeceğinin ne garantisi var? Savaş'ın hali yola koyulması şu saatten sonra gerçekten zor. Senaristlerimiz bunu istiyor mu bilemiyorum ama çokça çaba sarf etmeleri gerekecek. Gözleri dolu dolu bin bir bahane sıralayarak kendini Nazlı'ya affettirse dahi, SavNaz'cıları tatmin etmesi gözlemlediğim kadarıyla böyle asla mümkün değil... Ha bu arada, o freni kesenin Melisa çıkması hiç şaşırtıcı olmaz. Gözü öylesine dönmüş vaziyette ki, her türlü bedeli bu uğurda ödemeye hazır.

SavNaz, SavMel, YiğNaz... Birçok teori elden ele, dilden dile dolaşıyor. Kim kiminle olur, kim kime meyleder. En sonunda Savaş ve Nazlı yine kavuşurlar mı bilemiyorum ama ben artık bu kargaşayı izlerken çokça sıkıldığımı belirtmek durumundayım...


Tek o cephede değil sıkkınlık. Selin'e de bir haller olmaya başladı. Köyden indim şehre modunda bir saflıkla, ünlü olma derdine düştü. Bu uğurda Ali'yi dahi gözü görmeyecek bir raddeye doğru gidiyor ki, o yolun sonu hiç iyi değil ben söyleyeyim. Herkes kıskanılmayı sevmez. Edindiği yeni çevrenin ya da hayatını şekillendirecek kişilerin arasında sürekli her hareketini düzeltmeye çalışan bir göz olsun da istemez; tamam. Ama o kişiyi sen de çok seviyorsan, tenkitlerini biraz olsun dinlemen gerekir. Anlamamak için direnerek, her şeyi 'kıskançlık' kılıfı içerisinde ölçüp ona göre hareket etmek bir yerden sonra sadece işine geldiği gibi davranmak oluyor çünkü. Aman birkaç bölüm sonra Savaş'ın dişi versiyonu olarak durmasın rica edeceğim Selin karşımızda... 


Ali de tıpkı Nazlı gibi olabildiğince alttan almaya çalışıyor, suçsuzken dahi af dileyecek kadar yüce gönüllülük sergiliyor ama her şeyin de bir sınırı var. Bu ünlü olma sevdasının suyu ne kadar sıkılırsa, Ali ve Selin aşkı da o kadar yıpranacak. Zira Ali de Nazlı gibi bir yerden sonra ne kadar verirse o kadar gittiğinin farkına varacak. Gerisin geriye hiçbir şey kalmadığında da, kendine yetemediğini anlayacak. Çokça dikkat etmeli Selin. Her şeyin fazlası gerçekten zarar...


Peki bu olayların Doruk neresinde olur? Elbette tam da göbeğinde. Öyle bu bölüm aralarını yaptı diye arkasına sakladığı çomağı bulduğu her fırsatta o düzelttiği aralarına sokmaktan geri duracak değil. Ali ile sahilde konuşmalarının hemen ardından bunu çok net belli etti de. İşin özü şu ki Savaş ve Nazlı aşkının şuan içerisinde olduğu büyük hendek, Ali'yle Selin aşkını da içine çekmeye başladı. Kısa sürede bu his verildi ki, zaman içerisinde neler olur düşünmek dahi istemiyorum. Hele de şimdi Ali ve Selin ayrı evlerde yaşamaya başlayacakken... Öyle çat kapı ziyaretler özür dilemelerin devri de bitti. 


Güneş'in Haluk'a "Neden Zafer'i yoldan geçen arabanın önüne itme ihtiyacı hissettin?" diye sormaması, bunu aklından geçirmediği anlamına gelmiyor. Ondan uzaklaşmasının altında biraz da bunun olduğu çok net belli. Aralarına giren kara kedinin sonu ne olur bilinmez ama şimdi tam da evden ayrılmışken, Haluk'u eskisi gibi psikopat bir vaziyette izleme zamanımız geldi diyebilirim. Bence çok eğleneceğiz. Ben bir süre için ağırlıklı olarak Haluk izlemek istediğimi fark ettim. Olur olmadık sahneler eşliğinde genç çiftlerimizin bir o yana bir bu yana savruluşunu izleyeceğimize az ve öz göstersinler, gördüklerimiz de anlamlı olsun bize yeter...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder