19 Ocak 2016 Salı

Güneşin Kızları: İki bambaşka...


Gerçeklerden, duygularından kaçabilmenin en iyi yolu sanırım kendini yapayalnız bir mahzende hissetmekten geçer. Deve kuşu misali, kafanı kuma gömdüğünde her şey geride kaldı zannedersin. Bunun bir başka yöntemi de kaçmak. Gerçeklerden değil ama gölgesinden korkmak. Gitmek; uzak kaldığında her derdin sona ereceğini sanmak... Başka bir köşedeyse sevdiğini çok istediği bir şeyin parçası olsun diye sessizce izlersin. Olan her şey sizi amansızca karşı karşıya getirir ama kaçmak yerine, daha da sıkı sarılmayı seçersin. Zira ne kadar yakın olursan, derdini de o kadar geride bırakacağını bilirsin.

31. Bölüm


Savaş ve Ali arasındaki ana ayrılık noktası tam da bu. Hangisinin daha makbul olduğunu yazmaya da gerek yok sanırım. Savaş'ın elle tutulur hiçbir yanının kalmadığını altına kalın çizgiler çeke çeke belirtmekte fayda var... Karakterin evrimi aslında hep kendi içine. Hep hesaplaşmalarının göbeğinde kendisiyle boğuşuyor. Kimseye kendisini kurtarması için bir aralık tanımıyor. Hep savaşıyor ve kaybetmeye o kadar açık ki, başlamadan yenilgisini kabul ediyor...


Savaş gerçekten neden dinlediği kaset sebebiyle Nazlı'dan kaçıyor? Çenesini tutamamaktan mı korkuyor, yoksa susarsa ona ihanet edeceğinden mi?.. Bana kalırsa, sadece kaçıp uzaklara gitmek için bahane arıyor. İnsan sevdiği için, ne kadar acı olursa olsun bildiği gerçekleri saklayabilmeli. Bu acı gerçekler sebebiyle, aksine ona daha sıkı sarılmalı ve her zaman yanında olmalı. Her şeyi dört dörtlük yapıyormuş gibi, hayâllerinde konuştuğu kızın peşinden olduğu otele gidip de başka bir erkekle dans ediyor diye dellenmemeli. Önce bir kendine bakması gerek çünkü. Diyorum ya Savaş'ın gerçekten elle tutulur hiçbir yanı kalmadı. 


Tam da bu sebeple Nazlı'nın çıkışı yerindeydi. Açıkçası beklemiyordum. Hemen öncesinde Yiğit'le dans ederken onunla ediyormuş gibi hayâl kurması ve öncesindeki kolay affedişleri sebebiyle... "Ama bu sefer bitti, ben de bittim; mahvoldum" diyerek aralarına set çekmesi şahaneydi. Olan her şeyi unutup kendini Savaş'a affettirme derdine düşseydi, daha sonra yine büyük bir hüsran yaşayacaktı çünkü. 


Mâlum, Melisa kızımız ayaklarını hissedemediğinden şikayetçi. Bu demek oluyor ki Nazlı'dan köşe bucak kaçmayı seçen Savaş, suçluluk psikolojisiyle bundan sonra Melisa'yı bir an olsun yalnız bırakmayacak. Neden Savaş ve Melisa arasında bir bağ kurulmaya çalışıldığını anlayamadığımdan, sürekli bu konuyu deşmek de istemiyorum. Ben dahi yoruldum; SavNaz'cılar nasıl çıldırmasın onu da bilemiyorum... Peki bu süreçte Nazlı, Yiğit'le sevgili olmayı dener mi?.. Tüm yaşanacaklardan sonra neden olmasın? Bunları izlemeye kalp dayanmaz yalnız. Bakalım, belki de tüm teorilerde yanılırım. (yanılmadı)


Selin'i tanıdığımız ilk bölümden beri tek derdi popüler olabilmek. Girdiği her ortamda ya da hayatın tam da içinde öyle olmak. O yüzden bu oyunculuk sevdasını, bu uğurda gözünün başka hiçbir şey görmemelerini normal karşılıyorum. Ama Ali'yle ikisinin ne olursa olsun karşı karşıya gelmekten kaçınması gerçekten on numara hareket değil mi?.. Evet, ikisi de patavatsız. Genelde birbirlerine gol atma derdindeler ve en çok da bundan kavga ediyorlar. Lâkin, sonunda kopmak yerine bir arada kalmasını da çok iyi beceriyorlar. 


Ali'nin gece için başka bir plân yapmayı uygun gören Selin hakkında söylediklerinin hepsi doğruydu. Ama o doğrunun yeri orası, zamanı da o an değildi. Bir ayrılığın tam da eşiğine gelmişken, ikisinin birden kaçmak yerine yeniden birlikte olmak için mücadele etmesi ise Savaş'a elli kere başa sardırıp izletilmeli. Tüm mücadelesinin, onu kaybetmemek olduğunu söylerken Ali çok samimiydi ve bundan sonrasına çakılan bir mesajdı da...


Zira Doruk sebebiyle çokça karşı karşıya gelecekleri mâlum. Bu oyunculuk mevzusuna Selin'i dahil eden Doruk muydu, plânı baştan bu şekilde miydi; şimdilik arada bir bağlantı kurması güç. Ama gelinen noktada da, böyle çıkması gerek. Yoksa her şey havada kalıyor... Bakalım Doruk babasını elinden aldığını düşündüğü Ali'den intikamını, sevdiği her şeyi en başta da Selin'i elde etmeye çalışarak mı alacak?.. 


Levent'le olur da yan yana gelmezlerse ortaya çıkması imkansız olan bu mesele üzerinden, iki üvey kardeşin savaşının bedelini ödeyecek Selin'in ise çekeceği var. Çokça üzüleceği, arada kalacağı bir gerçek. Doruk'un Levent'in hiç istemediği diğer öz oğlu olması onları nereye sürükleyecek göreceğiz.


Son olaylardan sonra Güneş'in psikolojisi tamamen alt üst oldu. Körle yatan şaşı kalkar misali iyice Haluk'a benzedi. Ama ondan farklı olarak Haluk'un bu duruma karşı kaskatı bir kabuk geliştirmiş olması, Güneş'in nereye savrulacağını kestirmemizi zorlaştırıyor. Bebek de olan biteni geride bırakmasına çare olmadı. Aksine daha da fena bir raddeye taşındı... Bebeğin varlığı şimdilik sadece Haluk'a yarıyor zaten. Zira, Rana öğrendiği bu gerçeğin ardından bildiklerini ortaya dökme derdini bir süreliğine noktalayacaktır. 


Zafer'in cesedine ne olduğu meselesini de haftaya görürüz herhalde. Levent onu oyuna getirdim derken, kendisini günün sonunda hapiste bulursa da hiç şaşırmam. Haluk kadar tehlikeli olsa da, onun zekasıyla asla baş edemeyeceğini ne zaman öğrenir bilemiyorum ama böyle giderse günün sonunda canı en çok yanan o olacak gibi...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder