5 Ocak 2016 Salı

Güneşin Kızları: Muamma...


Ölmek için bile mücadele etmek gerekir bazen. Nasıl ve ne şekilde olacağını bilmeksizin. Bambaşka hayaller güderek ya da farklı plânlar içerisindeyken. Yaşatmak için de ölebilirsin nitekim. Ne istediğin çok geç anlaşılır ama sana tümden geç kalınmıştır... Zafer'in tüm mücadelesinin altında masum bir sebep yattığını öğrenmek, yaptıklarını elbette masumlaştırmadı. Ancak keşke yaptığı bunca şeye değseydi. Haluk'un bitmek bilmez zararlarına bir de ölüm eklendi. Onun başlatması, Güneş'in perdeyi indirmesiyle tüm dengeler yeniden değişti...

29. Bölüm


Peri'yi kaçırmak çok aptalcaydı. Daha büyük sorunların fitilini ateşlemekten başka bir işe yaramazdı-ki tam da öyle oldu. Kızlarla arasındaki bağ tamamen koptu. Ona kıyamadığı için önceki bölümlerde bizi sinir krizlerine sevk eden Nazlı bile tavrını çok sert bir şekilde ortaya koydu. Bu bir yerde onun evriminin de son aşamasıydı. Artık daha aklı başında ve akılcı bir karaktere dönüşmesine ne kadar seviniyorum anlatamam. Lâkin sevmesi ya da nefret etmesinin bir anlamı olmadığı da açık. Öz babalarının Zafer olmadığını öğrendiğimizden beri, 'duygusallık' kasılan her sahne gereksizlik abidesi olurdu. Araya çekilen set, yerindeydi. Nazlı'nın bundan sonra "babam da babam" diye ortalarda gezmeyeceği fikri de yeterince tatlı. Ama asıl gerçeği öğrendiğinde Haluk'a baba mı der, yoksa çeker vurur mu; bak orası muamma...


Haluk'un son zamanlarda köşe bucak kaçtığı mesele bu. Ne kadar kaçarsa kaçsın, bir türlü uzaklaşamaması da onun şanssızlığı. Önce Rana, ardından yarım yamalak da olsa Levent ve şimdi de Savaş ile Ali. Yapbozun parçaları bir araya geldiğinde, hiçbir şey Haluk'u aklayamayacak. Zafer'i yoldan geçen arabanın önüne itip ölmesini seyretmekle meselenin kapanmayacağını düşünmesi lazımdı. O düşünmemeyi, üstüne hem kendinin hem de Güneş'in başını derde sokmayı seçti. Gayet görüş açısındayken, Güneş'in Zafer'i onun ittiğini de görmüş olması lazım. Bu durumu nasıl açıklayacak ya da Güneş görüp/görmedi-kör değilse görmüş olmalı- mi o da muamma... 


Geçtiğimiz bölümün başında, Haluk'un ormanda kimin için mezar kazdığı da böylece ortaya çıktı. Ama Güneş'in bu duruma ne tepki verdiği, ruhen ne durumda olacağı ya da tam da orada olan biten her şeyi izleyip izlemeyeceği de muamma....



Muamma olan şeylerin listesi zamanla daha da artıyor. Ama asıl meselenin ne olduğu gerçeğini örtmüyor. Haluk'un takıntısının geldiği nokta gerçekten çok trajik ve hiçbir affedilir yanı yok. Ali, Zafer'den duyduklarını olur da Savaş'la paylaşırsa yapbozun eksik parçaları onlar için tamamlanacak. İşte o zaman onlar da zor bir seçimin içerisine girecek. Söyleseler dert, söylemeseler dert. Bakalım, altından nasıl kalkacaklar... 


Çiftlerimizle ilgili eşit sahneler yazılması yönünde bir isyan dalgasıdır aldı başını gidiyor haftalardır. Hatta bu yüzden aynı dizi içerisinde birbirine düşman iki fan grubu bile doğdu. Bu kabul edilebilir bir şey değilken, senaristlerimizin durumu toparlar girişimlerini gördük bu bölüm. SavNaz'a da AlSel'e de eşit oranda yer verilmişti. Ve bu sefer biri mutluyken, diğeri mutsuzu oynamıyordu...


Selin'le Ali arasındaki sorun artık tamamen çözüldü. Bildiğin yiyişken iki aşık modundalar. Tabi onların da hayatlarından aksiyon hiç eksik olmuyor. Önce Peri'nin kaçırılması, ardından Selin'in oynamaya meylettiği reklam ve en sonunda da Zafer'in haykırdığı gerçek. Yani aşk da, sınanmak da tam gaz devam...


O reklam meselesinin altı çok boştu belirteyim. "Oyuncu gelemedi sen oyna. Çekemiyoruz, yarın asıl oyuncu oynayacak. Sen git" E bu işin profesyonelliği nerede? Bakkaldan sakız alır gibi reklam yıldızı mı seçilir?.. Reklamın iticiliğine hiç girmiyorum bile. 


Tek iyi yanı, reklamda Selin'le öpüşecek oğlana Ali ve Emre'nin oynadığı oyundu. Ağır abi olmak da çok yakıştı Ali reise. Kaslı değil belki ama aslan gibi bir yüreği var onun; heayt!.. 


Savaş ve Nazlı arasında ufak bir kıvılcımla harlanmaya meyilli kavga durumu yine vardı ama geçtiğimiz haftalara nazaran kat kat iyiydi araları. Yiğit yüzünden yine bir kıskançlık krizi izledik lâkin o da Melisa ile neredeyse dudak dudağa öpüşme noktasına gelen Savaş'ın kendini hiç görememesiyle alakalıydı. 


Yiğit çok düzgün bir adam olarak sunuluyor. Sonunda hikâyenin neresine koyulur bilmem ancak, Nazlı ile olan yakınlığına pek de karşı çıkan yok gibi. Yani Savaş'ın sadece Nazlı'ya değil, SavNaz fandoma da kendini tekrar kanıtlayabilmesi şart. Öyle bir iyi bir kötü hiçbir yere varamazlar zira.

Sonuç olarak keyifli bir bölümdü. Diğer hiçbir rakibin yeni bölümünün olmadığı düşünüldüğünde iyi izlenme oranları da alacaktır. Umarım kaçan seyircilerin izlemek mecburiyetinde kaldıkları bu bölümle, diziye tekrar dönüşleri gerçekleşir ve dizinin eski izlenme oranlarını yakalamasının da önü açılır. Bekleyip, göreceğiz neler olacağını...

Beklenen Kral

2 yorum :

  1. Onca dizi birbiriyle kapisir, daha cok izlenen olmaya calisirken, gercekten cok sevdigim bu dizinin fanlarinin birbirlerini dusman gibi gormesi ne zarar verici bi seydir!
    Hangi ciftin daha cok gorundugunun ne onemi var; onemli olan sevdigimiz dizi izlensin, daha uzun omurlu olmak icin rakiplerini geride biraksin. Bu nedenle sevindim cok bu konuya deginmenize. Reklam sahnesi konusunda da yuzde yuz hemfikirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir kısmının dizinin bitmesi için temennilerde bulunduğunu bile üzülerek görüyorum. Dizi biterse eğer, o şikayet ettikleri az sahneleri dahi bulamayacaklarının farkında değiller ne yazık ki. Umarım artık kardeş çiftlerin fanları olduklarını anlarlar...

      Reklam sahnesi bölüme komedi yaratmak amaçlıydı. Yarattı da ama gerek var mıydı; bak o da muamma. :)

      Değerli yorumuna teşekkürler, sevgiler...

      Sil