3 Ocak 2016 Pazar

Kısmetse Olur: Maçoluğun imparatorluğu...


Kanal D’de şimdiye kadar gördüğümüz en farklı formatlardan birisi dersem hiç de yanlış olmaz; Kısmetse Olur için. Zamanında diğer kanallara nazaran biraz daha ‘elit’ bir yayın akışı olan D’nin günlük dizi furyasına kapılmasının ardından, bu tür reality tv şovlarına da elini atması günümüzde yayıncılığın nasıl seçicilikten uzak, zorlu bir mecraya dönüştüğünün de kanıtı.

Format mı dediniz? Geçiniz...

Seda Akgül’ün sunuculuğunda ekrana gelen yarışmanın formatını anlatmayacağım. Zaten kimse formatı için izlemiyor onu. Nasıl olaylar çıkacağı, kimin kime meyledeceği ya da hangi bahanelerle yarışmacıların korunup kollanacağı izleniyor. Yarışmacıların da formatın gereği olan evlenmekle bir işi yok. Kiminin gerçek yaşamında aslında sözlü, nişanlı, hatta evli oldukları bile ‘deşifre’ hesaplarıyla dillendirilmekte/kanıtlanmakta. Peki bir evlilik programı, içerisinde bunca gerçek dışı şey yaşanırken nasıl yine de büyük bir ilgiyle takip edilmekte? İşte orada devreye, biz Türk izleyicisinin olaylı her türlü ortamı nasıl da benimsediğimiz gerçeği devreye giriyor.

Ortada bir kurgu olmasa ve yarışmacılar kafalarına göre takılsa, bu kadar olay ya da sorun çıkmayacağı çok açık. İnsanları hedef gösterip, alenen aşağılanmalarına göz yumulması noktasında büyük bir ayıba imza atılsa da; bu yine dedikoduyu, insanları nasıl da yargılamayı sevdiğimizi ekrana taşımakta. Yani aslında her şey tam da bizim hayatımızın bir parçası.

Aslında her şey bizden

Bizim de çevremizde her şeyi çekiştiren teyzeler, mahallenin en yakışıklı oğluna tutulan kızlar ya da en güzel kızının peşine takılan erkekler var. Yine birbirleriyle o oğlan/kız için rekabet halindeler… Hele de oğlan/kız bu ilginin farkındaysa, hindi gibi kabarır da dolaşır. Herkesin gözünün üstünde olduğunu bilerek ve bundan gayet hoşnut olarak. Ama eğer tam da burada devreye ego girmeye başlarsa, bunun gerçek yaşamda olduğu gibi kurgulanması sırasında da sorunlar peydah olabilir. Tabi bir de üzerine çizgiyi çekiverirler…

Maçoluğun kitabını yazan adam...


Evet, buradan geleceğim isim tahmin edeceğiniz gibi Serhan. Kendisi bir işadamı olduğunu söylemekte. Ancak daha önce Best Model'e katıldığı, Bu Tarz Benim’de yarışmacı olduğu ve bir alışveriş sitesinin giyim ürünleri için fotomodellik yaptığı ortaya çıktı. Tabi bu yarışma içerisine yansımadı. Zira hafif maço görüntüsü, elinde tespihi herkese erkeklik taslaması kızlarımızın hoşuna gitti. Sadece ev ahalisinde değil, sosyal medyada da yankı buldu karakteri.

Evin tüm erkeklerinin önüne geçti, evdeki/eve gelen tüm kızların aklındaki ilk isim halini aldı. Ama ortadaki kurgu, tüm bu ilgiyle egosuna sirayet edince işler de değişmeye başladı. O hafif maço erkek, önüne çıkan her kadını aşağılayan bambaşka bir maçoya evrildi-anladınız siz-. Hâl böyle olunca da, yapım onu ne kadar öne çıkartmak istese de gösterilen ilgi dibi gördü ve evin içerisinde ona buna atar yaparak zaman geçiren bir karakter halini aldı.

Kurallar mı dediniz? Onu da geçiniz...

Şimdiye çoktan elenirdi aslında. Hatta, diskalifiye edilmesi gerekirdi. Ama yapımın göz bebeği olması sebebiyle varlığını sonuna kadar sürdürecek gibi. Onun için önce diskalifiye edilme kuralı genişletildi. Ardından kızlar eleme listesinde en çok onun adını yazarak elenmesini istedi. Ama şansa bakin ki tam o hafta erkek ve kızlar içerisinden sadece bir kişinin elenmesi kuralı getirilip; bir kız gönderildi. Evdeki hiçbir kız tavırları sebebiyle ona yüz vermeyince de, birden eski nişanlısına olan aşkı depreşti. Burada artık yapımın devreye girip, “Hooop bilader, yüz verdik astar istiyorsun” demesi lazım değil mi?.. Aslında evet, lâkin öyle denmedi. Denmediği gibi, eski nişanlısını da eve yarışmacı olarak getirdiler…

Gerçekten bu kadarı çok fazla değil mi?. Ben hiçbir yarışma içerisinde, bir ismin böylesine korunup kollandığını, el üstünde tutulduğunu ve hep öne çıkartılmak için uğraşıldığını görmedim. Evin içerisindeki diğer erkekler de artık bundan rahatsız olacak ki, en ufak kıvılcımdan ateş saçıyorlar. Kimse eskisi gibi alttan almıyor ve dikine dikine gitmeye başlıyor. Hatta can kankası, kafa yapısı olarak oldukça benzediği Emre’yle bile ciddi sürtüşmeler yaşadığı zamanlar oluyor.

Her şeyi geçtik, peki ya etik?..

Ha o maço hali de, eski nişanlısı Fatma’yı karşısında gördüğünde tamamen silindi. İşte tam da orada kurgulanmış karakteri değil, gerçek kişiliği devreye girdi. Kızın karşısında el pençe divan oturup bağırıp çağırmalarını dinledi. Demek ki, ortada bir kurgu olmadığında kendisi de tam bir süt dökmüş kedi oluyormuş. Eve yarışmacı olarak sokulan ve bu uğurda Duygu’yu yollayan yapım, amacına ulaşır mı bilmem ama böylesi bir ‘tek adam’ yaklaşımının, her yarışmacıya eşit davranılması gerekirken ne kadar etik olduğu ciddi ciddi tartışılır derim ben...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder