28 Ocak 2016 Perşembe

Poyraz Karayel: Tutunacak dallar...


Tutunduğun dalların her biri kırılmaya müsaitse, hangisinin daha sağlam olduğunu göz kararı belirlemek zorunda kalırsın. Ama bunu tahmin etmek de, doğru bir sonuca ulaşmak da çok zordur. Eğer neye/kime güveneceğini bilmeyen biriysen, korkusuzca ve hızlı bir şekilde o daldan o dala geçer; marifetin ağırlığını tek dala vermek değil, hızlı olmak olduğunu bilirsin...

42. Bölüm


Adil ile ilgili şaşıracağımız şeylerin bir sınırı olmayacağını artık çok net anladık. Gerçek Adil Topal'ın ortaya çıktığı ilk andan beri bu hissettirilmekte çünkü. Bu zamana kadar hiç renk vermeden kapılar ardında saklanıp, her şeye tam dibindeymiş gibi müdahale edebilmesi de tamamen bundan. Her şeyi ilmik ilmik işlemek ve hakim olmaktan... Bu safi kötülüğün tam ciğerinde de olsa Adil'in kendini kurtarmak için en büyük kazanımı. Korkusuzluğunun da sebebi. Zira her köşeye sıkıştığında, rahata çıkması için feda edilecek birisi mutlaka onun için hazırda bekletilmekte... 


Poyraz'ın öz babasıyla nasıl mücadele edebileceğini hiç bilmiyorum. Tutunacağı ilk dalı, şimdiye kadar babası bildiği adamın bir başkası olduğu olabilir. Biyolojik sebeplerle onunla empati kurabilecek birisi değil. Tutunacağı ikinci dalı ise, babası bildiği o adamı öldürüp kellesini sevdiği kadına gönderecek kadar cani bir adam olduğu olabilir. Ancak bilinmesi gereken bir durum daha var ki, köşeye sıkıştığı herhangi bir seferde o kıyamasa dahi Adil ondan gözünü kırpmadan vazgeçecektir... 


Bundan sebep Poyraz'ın tutunacak dallar aramaktansa, kendisini ve tüm sevdiklerini ondan kurtarmak için mücadele etmesi gerekmekte. Ama bunları iyi planlar eşliğinde yapmalı. Eline satır alıp sağa sola savurmakla, hedefine saplamak arasında mâlum ki fark vardır. Bu acı bir tablo. Neresinden tutarsan elinde kalacak bir baba-oğul ilişkisini resmetmekte aynı zamanda. Bakalım Poyraz neler yapacak.


Bir insan ne kadar kötü olursa olsun, düşmanından ne kadar nefret ediyorsa etsin; ona olan sinirini, kinini çocuklarından çıkartmamalı. Hele hele, ortada torunun varsa daha tolere edebilir olmalı her şeyi. Kendini Kaf dağında görmekle çözülmüyor mesele. Mesele, o dağın en tepesinde olsan da yukarıdan da aşağıdan da bakıldığında bir nokta kadar dahi yer işgal etmediğindir. Bu yüzden Adil'in Bahri'yle olan savaşında çocuklarını bir taraf olarak seçmesini kabul edecek hiçbir argüman yok. Kinin nereye kanalize edeceğini bilemeyen sapkın bir yaşlı budalanın saçmalamaları olarak gözükmekte buradan. 


Ayşegül bu stres altında, dokuz ay boyunca o çocuğu nasıl karnında taşıyacak bilemiyorum ama o bebeğin illa ki doğacağından eminim. Belki bu doğum Adil için akıllanma sebebi olur. Belki de o zamana kadar çoktan ölmüş olur... (ölmedi)


Bahri'nin seçenekleri de sınırlı. Karşısında öyle yabana atılacak birisi yok. Onca zaman renk vermeden varlığını sürdürmüş bir adamın korkak olması birinci sebepse, ikincisi iyi saklanabildiği ve bu uğurda her şeyi yapacak durumda olduğudur. O yüzden buluşmalarında Semaların da olmasının hiçbir artısı olmadı. Aksine, daha büyük sorunların altı eşildi. 


Despina'nın halen Adil için çalıştığını düşünmem sebebiyle ona zerre takılmazken, kaçırılan Sinan'ın başına ne gelecek merak etmekteyim. Herhalde Adil torununu da gözden çıkartacak kadar ruh hastası değildir diyeceğim lâkin, sezonun başında ölümle boğuşan bir Sinan olduğu gerçeği de asla unutulmamalı. Onun altından da sonunda Adil çıkarsa kim şaşırır? Elbette kimse. Muhtemelen çocuğu aldırmaları için bir tehdit unsuru olarak kullanacak Sinan'ı...


Adil'in gölgesinden sıyrıldığımızda değinmek istediğim iki konu daha var. İlki Sema ve Sefer aşkı noktasında. Bölümün başında Sefer'in tepkilerinden çok erken pes etme eğilimi gösterdiği düşüncelerimden daha bir emin oldum ama bir alzheimer derneğine giderek bilgi alması, bir yerde sosyal sorumluluk bilinciyle hareket edilmesini çok sevdim. Sema'ya karşı bundan sonra daha töleranslı olmalı. Onun tam da bunlar başlarına gelmesin diye kendisiyle evlenmekten kaçtığını da asla unutmamalı. Bakalım Sema'nın hastalığı ilişkilerini nereye taşıyacak...


Değinmek istediğim ikinci konu ise Zülfikar/Meltem/Çiğdem aşk üçgeni. Ben büyük bir merakla sorguluyorum gerçekten Çiğdem'in neden geri döndüğünü. Yani böyle bir çatışmaya ne gerek var? Geldiği yere geri dönsün bırakın da. Zülfikar Meltem aşkını harcamayın bu uğurda... Bakalım Zülfikar, Çiğdem'in söylediğini dinleyerek uzak duracak mı Meltem'den. Şahsen ben, Çiğdem ile tüm ipleri koparmasını beklemekteyim büyük bir özlemlen!..


Oldukça hızlı akan, güzel bir kapanışla ekrana gelen bir bölüm oldu. Son iki bölümü çokça beğendiğimi söylemeliyim. Bu çizgisinden bir şey kaybetmeden devam ederse ne güzel olur anlatamam. İlk defa bir yazımda Songül'den bahsetme ihtiyacı duymamamın da hafifliği yok değil üzerimde. Ama benim asıl değinmek istediğim isim, çakma Adil ya da İsmail Karayel olarak izlediğimiz Özkan Uğur. Diziden ayrılmasına gerçekten çok üzüldüm. Keşke daha uzun zaman aralığında aramızda olsaydı. Kendisine tüm emekleri ve şahane oyunculuğu için sonsuz teşekkürler...

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. yazılarını okudum çok begendim yalnız benim kafamda çok uzun zamandır takılan bir soru var senin de fikrini alıyım.
    Poyraz savcının oğlu meselesinde Ayşegül ü Bahri Baba ya tercih ediyor bu durumu Ayşegülden saklıyor peki Bahri babanın sence bu durumdan haberi var mı?
    İleriki bölümlerde büyük bir ayrılık yaşadıklarında bu durum Ayşegül e söylenip Poyraz için bir koz olarak kullanıla bilir mi?
    26.Bölümde açıklığa kavuşmamış büyük bir detay bence gün yüzüne çıkacak..

    YanıtlaSil