24 Şubat 2016 Çarşamba

Hayat Şarkısı: Amansız karanlık


İnsan kaybettikçe kazanmaya çabalar ya hani, başaramaz da genelde. Mücadelesini sonuna kadar verse de hep bir şeyler yarım kalır. Olmadı öyle hisseder ya; işte böyle bir düzen içerisinde ilerlemekte aslında Hülya. Hep bir şeyleri başarıyor gibi gözüküyor ama bir yeni soruna kucak açmaktan başka yaptığı bir şey yok. Her şeyi ardında bırakıp gitse, daha az başının ağrıyacağından, canının sıkılacağından habersiz. Tutturduğu yolun yol olmadığından, her adımında daha da battığından da... Ama yine de karanlığa el etmeden duramıyor. İnsanların başına daha büyük sorunlar açmadan da...

3. Bölüm


Kötücül bir karakter. Sevmemek için elimizde çok fazla neden var. Neredeyse tamamı da ilk bölümde birikti. Ama onda bambaşka bir yön daha var. İnsanın içinin gittiği, isteksizce yaptıklarına mana yüklediğin  zamanlar olmuyor değil. Bu da daha çok günümüz karakterinin küçüklüğüyle harmanlanmasından kaynaklı. O kadar başarılı, vurucu flashbackler izliyoruz ki, bugünün Hülya'sı bir an için masumlaşıveriyor. Sanki içerisinde dışarıya çıkmayı bekleyen bir iyi varmış da, inatla onu içeride tutmaya çalışıyor...


Çocukluğundan beri yokluk çekmiş olarak, istediği her şeyi elde edebilecek gücü edineceğine daha minicik yaşında karar vermiş. Bu kararın gerekliliklerini de asla yolundan sapmaksızın uyguluyor. Filiz'in vermek istemediği bebeğini, doğurttuğu anda dahi pazarlık yaparak almayı da becerdi. Burada tek suçlunun o olmadığını da belirtmek gerek. Filiz ikinci bölümde masum gözüken bir karakterdi ama doğum yaptığı sırada para pazarlığı yapması, hüngür hüngür durmadan ağlayıp Kerim bebeği getirip bıraktıktan sonra aslında tek derdinin Kerim olduğunun anlaşılması vs. onu da kötücüller listeme ekledi. Hülya'nın bebeği ondan alması belki de olabilecek en iyi şeydi. Ama bunun yolu öyle bir yalandan geçiyor ki, bir gün karşısına dikilirse o gerçekten nasıl kaçar bilmem...


Kerim'in döndükten sonra karşılaştığı manzara karşısında şaşkınlığını gizleyememesi, bebeği kabullenememesi normal. Bunu inkâr etmek acımasızlık olur. Ama yine de çok sert bir karakter olduğunu belirtmeliyim. Öyle bencil, tutarsız ve kibirli ki, Hülya'nın ona müstahak olduğunu düşünmeden edemiyorum. Tabi yine Hülya'nın yalanlarının bir sınırı olmadığından, çok çekeceğinin olduğu da bir gerçek. Götürdüğü bebeği bir plânla eve geri getirmesi, üzerine bebeğin varlığını onsuz sürdürmenin zor olacağına iki sözle ikna etmesi derken; gitmesi için gün sayan Kerim'in, Hülya onlarla kalsın diye mücadelesini bile izledik. Performansı karşısında şapka çıkartıyorum. Lâkin yeniden kirli oyunların içerisine gireceği, Kerim'i beraberinde Türkiye'ye getirebilmek için adını lekelemeye dahi çıkacağını izlemek sıkıntılı olacak. Kötülüğün dahi bir sınırı olmalı bence. Hülya ise o sınırdan habersiz...


Bu Bayram'ın çok hoşuna gidecektir. Oynadığı 'tüm maddi imkanları keserim' oyunu, Hülya'nın çakallığı sebebiyle tutmamışken, daha çok gözlerine girmiş bir vaziyette dönecek ülkeye. Artık paraya da para demez muhtemelen. Şimdilik eline ne geçerse Filiz'e, hatta son aşamada Süheyla'nın bankaya yatırdığı parayı da Kerim'e vererek büyük bir kumar oynuyor gibi gözükse de, her şeyi bir inci gibi sıra sıra dizdiği ve en sonunda boynuna on kat sarıp dolayacağı bir servete dönüştüreceği kesin. Böylesine de yukarıda belirttiğim gibi ancak şapka çıkartılır azizim...


Bayram demişken, böyle bir pişkinlik görmedim ben. Kızını getirdi, yetmedi şimdi de annesi eve geldi ve yine zeytin yağı gibi üste çıkıp suçunu sümen altı etmeyi başardı. Evet, tatlı mı tatlı bir karakter ama Süheyla'ya değer verdiğini biraz da onu eşi yerine koyarak göstermeli. "Nikahlı karımsın, ne yaparsam katlanacaksın" kafası eskilerde kaldı. Bu arada Ahmet Mümtaz Taylan öylesine tatlı bir performans sergiliyor ki, hastasıyım. İyi ki var...


Ailenin el üstünde tuttuğu oğlu gibi dursa da, hep ezilmiş aslında Hüseyin. Hiçbir özgürlüğü olmamış. Hep yönlendirilmiş. Kendi kararları dışındaki hayatı yaşamak zorunda kalmış. Şimdi ise her şeyi geride bırakıp, özgür bir rota çizmek sevdasına atıldı. Her ne kadar bunu uzun vadede, hatta belki de hiç başaramayacak olsa da, karakterin bu özlemini ve mücadelesini izlemek keyifli olacak. Bu arada zorla evlenmiş belli. Biraz da çaçaron ve sinir sebebi bir karakter Zeynep ama ona da yazık. Lüks ve şatafat içerisinde, bir eli yağda bir eli balda görünse de, kocasının kendini sevmediği gerçeğiyle ne kadar mutlu olabilir ki? O da haliyle ona buna sarmakta buluyor çareyi. Hülya geldiğinde de ondan çıkartacaktır öcünü. Belki de tüm gerçeklerin, hatta bir kızı olduğunun ortaya çıkmasına da o ön ayak olacaktır. Göreceğiz...


Göreceğimiz bir başka şeyse, Melek'e de bir o kadar çektireceği... Hüseyin'in parmağındaki evlilik yüzüğünü gördükten sonra kendisini tamamen kapattı ama bir şekilde yeniden salacağı ve aşka teslim olacağı kesin. Bayram ve diğer ev ahalisi karşısına dikilip de, ne der gelecek bölüm bilemiyorum lâkin sınırı aşmasalar iyi olur. Melek zaten hep ezilmiş, kardeşi için hayatını yok saymış bir karakterken; daha fazla heder edilmemeli... 



Yine su gibi akan, upuzun olmasına rağmen zerre sıkmayan bir bölümle ekrana geldi dizi. Dilerim bu çizgisini hiçbir zaman bozmaz ve biz de büyük bir keyifle izlemeye devam ederiz. Bu arada, küçük Hülya'nın Nazım Hikmet'ten okuduğu o anlamlı şiiri paylaşmadan da olmaz. Bence de, dünyayı verelim çocuklara...

---


"Dünyayı verelim çocuklara, hiç değilse bir günlüğüne
 Allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
 Oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında
 Dünyayı çocuklara verelim
 Kocaman bir elma gibi verelim, sıcacık bir ekmek somunu gibi
 Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
 Bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
 Çocuklar dünyayı alacak elimizden, ölümsüz ağaçlar dikecekler..."

---

Beklenen Kral

1 yorum :