11 Şubat 2016 Perşembe

Poyraz Karayel: Nereden geliyor bu cesaret?


Sanırım her hafta başka bir zaferini izleyeceğiz Adil'in. Zafer de vardı, kötüydü falan ama ne yapsa eline ayağına dolanırdı. Hiçbir plânı tutmaz, sonunda kaybeden olurdu. Pes etmezdi başka. Lâkin bedelini de yana yana ödemişti. Peki Adil? Bu adamdan kurtulabilecek miyiz? Yoksa her bölüm bir başka ana karakterin sonunu mu hazırlayacak? Her bölüm sonunda şimdi kimi ölümle karşı karşıya getirdi diye ekrana mı yapışacağız?.. Bölüm bitti ve ben, bu sorularla oturdum yazının başına. Gerçekten bu Adil ne olacak bilen var mı?..

44. Bölüm


Arsızlığı, yüzsüzlüğü başka konu ama Adil'in bu ipe sapa gelmez hallerini anlamak gittikçe güçleşiyor. Bunca zaman karanlığın içerisinde yaşamış, dışarıya çıkmamış, hatta yerine başka bir İsmail Karayel yaratmış adamın, şimdi birden ortalarda cesurca görünmesi de biraz saçma geliyor. Ne değişti? Şu zamana kadar Bahri'den boşuna saklandığını, kaçtığını mı anladı? Gözünde çok mu büyüttüğünü fark etti? Aşkı, sevgisi ve korkusuz oluşunu kullanmak ancak mı aklına geldi gerçekten çok merak ediyorum. Adil'in birden ortalarda görünmeye başlamasının sebebi ne olabilir öğrenmek istiyorum. Bunca zaman neden saklandı da şimdi böylesine cesur?..


Saklandığı sırada da Sadreddin'i kurşuna dizdiremez miydi mesela? Çok çok önce, yıllar önce. Bahri'nin karşısına madem bu kadar rahat çıkabiliyordu, neden saklandı o zaman? "Yaşlandım, nasılsa ölürüm birkaç yıla" mı diyor Adil, nedir derdi gerçekten?.. Bu mesele biraz karmaşıklaşmaya ve kurcalanmaya müsait bir hale geldi. Evet Adil'in Poyraz'a kendini göstermesi tamam da, birden böyle korkusuz bir şekilde ortada belirmelerini anlamak güç. Biraz daha gizliden, biraz daha kapalı kapılar ardında iş yürütmesi lazımdı ki, biz de bunca yıllık şanını şöhretini nasıl sürdürdüğünü görelim, anlayalım. Garip...


Geçen haftaki yazımda belirtmiştim. Bahri'den intikam almak istemesini çok net anlıyorum. Bir sürü sebep saydı bunun için. Ama bu işe çocuklarını katmanın akla mantığa sığar hiçbir yanı yok. Tamam Sadreddin çekti omzundan vurdu, o yüzden diyebiliriz lâkin ne gerek var? Sadreddin tam düzeldi, artık daha mantıklı, akıllı yaklaşıyor olaylara. Songül'e bile yaklaşımı çokça değişti derken; bu hiç olmadı. Rica ediyorum ölmesin. Adil'e her hafta başka bir zafer kazandırılmasın. Yoksa karakterin bu zamana kadar saklanması ve Bahri'den çekiniyor oluşunun hiçbir anlamı kalmıyor.


Bahri de ayrı alem zaten. Nedir bu tek başına iş yapma çabası? Daha kaç kez Adil'in karşısına tek başına dikilip de sonunda yenilgisini kabul edecek anlamıyorum. Bu duruma artık dur demenin vakti geldi de geçiyor ama Adil hızını almış giderken, onu kim durdurabilir o da muâmma. Bahri kusura bakmasın lâkin, bu konuda başarısız olduğunu son birkaç bölümdür çok net görmekteyiz. Bence bir ara Ethem Özışık'ı da tıpkı emniyet amirini evinde kafesledikleri gibi kafeslesinler. Bu gidişe dur demenin vakti geldi çünkü...


Ayşegül'ün bebeğini kaybettikten sonraki çaresizliği yine hepimizin içine işledi. Ancak, beni Poyraz'ın sessiz çığlıkları daha çok etkiledi bu bölüm. Ayşegül'le konuşamayacak kadar kendisini suçlu hissetmesine gerçekten çok üzüldüm. Ne anneni ne babanı seçemiyorsun ama yaptıkları her şeyin ceremesini çekmek zorundasın. Poyraz'ı düştüğü bu dar boğazdan, "Senin baban benim" diyerek çıkartan Bahri'nin o merhameti bile yeter de artar. Adil, İsmail Karayel'in vurulma sahnesinden sonra, haftaya da bu sahneyi izlesin çok rica edicem. Belki biraz olsun insanlaşmaya karar verir.


Çaresizliğine üzüldüm, evet. Amma velakin her durumda 'iyilik perisi' edasıyla dolaşmasını da anlamıyorum Ayşegül'ün. Canından can alan adama bile merhamet besliyor oluşu, onu şahane kalpli biri yapmıyor; saf yapıyor kimse kusura bakmasın. Orada asıl korumak istediği Poyraz ama eline böyle bir fırsat geçmişken görmezden gelmesini istemek de haksızlık. Her şeyin fazlası da zarar neticede. Sonu elbette öyle olmalıydı. Poyraz'ın ellerine sağlık. Tabi işlediği bir cinayet olduğundan, tekrar bir kırılma yaşayacağı kesin. Bakalım bu kırılmanın ardından karşımıza nasıl bir Poyraz olarak çıkacak...


Bu zamana kadar hep dört ayağının üzerine düştü. Ne yaparsa yapsın, sonunda kazanan da kendisi oldu. Her yaptığı yanına kâr kaldı yani Songül'ün ve tam köşeye sıkıştı derken Sadreddin eğer ölürse ekmeğine balçık gibi yağ sürülmüş olacak. Sadreddin, İpek'in sevgilisi dürzüden bari intikamını alsaydı da öyle vurulsaydı. Bir öğrenseydi gerçekte sevgili olduklarını. Adam pisi pisine, aşkı uğruna ölümün kapısını araladı. Ve tüm bunların sonunda ölürse kazanan yine, yeni, yeniden Songül olacak. Ben ölmez diyorum. Onca kurşun isabet etti ama bulunur bir yolu. Ölmemeli, Ali İl'i daha çok seyretmeliyiz biz. Ölmeyecek değil mi Özışık? Bir ses ver...


Koskoca bölümde umut veren tek şey, Zülfikar ve Meltem aşkıydı zaten. Tencere kapak olan ikilimizin sonunda birbirlerine olan aşklarını kabul edişleri şahaneydi. Ve araya bıyık girmiş olsa da, sonunda tam temas da gerçekleşti. Bakalım Zülfikar yine yemeyip içmeyip bunu da Sefer'le Taş kafaya yetiştirecek mi?..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder