4 Şubat 2016 Perşembe

Poyraz Karayel: Umut etmek...


Oradan oraya savrulduğumuz bir bölümle ekrana geldi bu hafta Poyraz Karayel. Acıların en büyüğünü sadece düşman olan birinden değil, aynı zamanda babası olan adamdan gördü Poyraz. Sadece onun görmesiyle de neticelenmedi; Ayşegül de büyük bir acıya sevk olundu. Bunun üzerine Adil'in yatacak yeri olmadığından eminiz ama ölmesinin gerektiği de kesin. Zira dur durak bilecek gibi durmuyor...

43. Bölüm


Adil'in nasıl karanlık bir adam olduğunu en uç noktada tiksinmek suretiyle bu hafta daha iyi anladık. Gözünü kararttığında, emeline ulaşmak için karşısına kim çıkarsa çıksın acımadan harcayacağından da emin olduk. Kendisini bizi bu konuda yeterince aydınlattığı için kutlarım. İçimize ektiği nefret tohumlarını da bari arada ziyarete gelip sulasın!.. Anlamıyorum gerçekten. Hani, büyük bir kin. Eşin ona kaçmış, seni de bir güzel ateşe vermiş; tamam. İşte tamam da senin meselen onunla o zaman? "Onunla kanlarımız karışamaz" bağnazlığına tutunman neden?.. Sanırım kötülük yapabilmek için boş zamanlarında kendince değerler uyduruyor. Bu zamana kadar eldeki tüm mevcut kötülüklerin kotasını çoktan doldurduğu kesin. Yenisi, bir yenisi, bir yenisi daha... Ta ki biri gelip de kafasına sıkana kadar. Ha sıkarlar mı? Hiç bir teorim tutmadığı için, artık üretmekten de çekinir oldum...


Ben şahsen bebeğin yaşayacağını ve ne olursa olsun doğacağını düşünüyordum. Adil kötü biri olabilir. Ölmesini de isteyebilir ama tüm şartların bir şekilde zorlanıp, bu emeline ulaşmaması sağlanır sanıyordum. Lâkin fena bir şekilde yanıldım. Emeline ulaşmak uğruna önce torununu, onu elden kaçırınca da oğlunu rehin alan; ellerinden ayaklarından asarak, Ayşegül'ü canından vazgeçmeye iten olarak Adil'in başına ne gelirse gelsin şu saatten sonra zerre üzülmem.


En çok da Ayşegül tarafından cezalandırılmasını isterim. Zira aşkı uğruna başka bir aşktan vazgeçmek zorunda kalarak, en büyük acıyı yaşayan kendisi oldu. Poyraz'ın tüm gelme haykırışlarına rağmen, ona bir zarar gelmemesi için -bir yerde- kendinden de, daha doğmamış bebeğinden de vazgeçti. Ölüm daha bir aylık kan pıhtısıyken, yaşlı bir budalanın kini uğruna kapısını çaldı hayallerinin. Doktorun acıyıp son anda cenini almamış olma ihtimali var mı derseniz; olursa ona da şaşırmam...


İlker Kaleli de, Burçin Terzioğlu da resmen döktürdüler. Evet, sahneler fazlaca dram ve trajedi içeriyordu ama bu kadar da eleştirel bakmamak lazım sanırım. İzlediğimizden tat aldıysak, olana da kaptırabilmeliyiz kendimizi. İkisini de canı gönülden tebrik ederim. Ayşegül'ün Poyraz'ı kurtarmaya, daha doğrusu bebeğinden vazgeçmeye giderken sarf ettiği o hazin cümleleri de yazının sonuna ekledim...


Bundan sonrası herkes için zor. Ama en çok da Bahri için zor... Son anda yetişebildi. Her şeye müdahale edebilecek kadar yakın ancak, bir o kadar da uzaktı. Adil'i eğer buluştuklarında öldürse, bugün bunların hiçbiri yaşanmayacaktı. Lâkin tam da Adil'in dediği gibi, "Aşk en büyük zayıflık." Despina'nın başına bir şey gelmesin diye onu öldürmekten vazgeçmesi, doğacak torunundan vazgeçmesi anlamına geldi. Şimdi ne kadar büyük bir aşk yaşayabilirler gerçekten çok merak ediyorum. Bir de, Despina'nın Adil için çalışan bir kimse olduğundan da artık eminim. Her şey ama her şey, bunun için verilen bir mesaj gibi. Bu ortaya çıktığında herhalde Bahri de dikine dikine keser bileklerini...


Başka büyük bir olay daha yaşandı... Sadreddin'e üzülmek içimden nasıl geliyor bilmiyorum ancak, birkaç bölümdür içerisine düştüğü durum adına gerçekten üzülüyorum. Ne kadar kötü, beceriksiz, bencil, lanet bir insan olursa olsun insan empati kuruyor ister istemez. Sema'nın olağanüstü çekici edayla İpek'i konuşturması, ardından da ondan tüm gerçekleri Sadreddin'e anlatmasını söylemesi enfesti. O gerçekleri bir bir anlatırken, hayata göz bebeklerinden başlamak üzere küstüğünü belli eden Sadreddin ise iki kere enfesti. Hele öldürmek için silahı dayamışken, dudaklarından öpücük aldığı yerde ben koptum. Eğer öncesi ve sonrası Ayşegül'ün bebeğinden kopuşunu resmetmiyor olsa, bu bölümün en çok konuşulan sahnesi o olurdu... Bakalım Songül'den intikam alabilecek mi bu sefer. Yoksa yine Songül bir şekilde yırtacak mı her şeyden? Hep birlikte göreceğiz...


Göreceğimiz, daha doğrusu gördüğümüz bir başka şeyse; sonunda Zülfikar'ın duygularından emin oluşuydu. Çiğdem defteri için artık sonsuza kadar kapandı diyebiliriz herhalde. Zira kendisinde azıcık dahi gurur varsa, "Ben Meltem'i seviyom" söyleminden sonra karşısına dahi çıkmaması gerekir... Bakalım Zülfikar Meltem'e duygularını nasıl açacak. Meltem'in karşılık vereceğinden eminiz ama bir süre için ayak diremesi de söz konusu olabilir. Malum Karayel ailesi çatlak oluşlarıyla ünlü...

Gelecek bölüm neler olacağını büyük bir merakla beklemekteyim. Ne zaman olur bilemiyorum ama dilerim Adil de layığını bulur.

---

Ayşegül'den...



"Hayatım boyunca umut ettim... Açık söyliyim; bir aile kurmak, çocuk sahibi olmak hayallerimin arasında ilk sırada yer almıyordu. 

Rahmetli annem derdi kızınca, "Anne olunca anlarsın..." Bir insanın anne olması için, sadece karnında küçük bir tohum olması yetiyormuş meğer... 

Doğmamış olabilir ama ben yine de anne sayıyorum kendimi... 

İşte bu dayak yiyen adam, benim sevdiğim adam... Bakmayın böyle perişan durduğuna, sıkı adamdır. Aşık olmayı biliyor bir kere... Başımıza on bin tane felaket geldi ama ben hiç bir zaman onu suçlamadım. Belki bir-iki kere... 

Bence bu halde bile çok yakışıklı duruyor... 

Bütün kız çocukları gibi, babamı ölesiye seviyorum... Çok kızdığım zamanlar da oldu; sorun değil... Yazık... Hep çocuğumun doğduğu günü onunla hayal etmiştim; kesin kucağına alır almaz göz yaşlarına boğulacaktı... Beni alnımdan öperdi kesin; Poyraz'a gururla bakardı... Belki benim pabucumu dama atmazdı ama torununu başka severdi kesin... 

Ben de kesin kıskanırdım... 

Hepimiz bazen hayâl kırıklığı yaşarız; hayat bu... Zaten onun amacı hayâllerimizi kırmak; bizimki hayata direnmek... 

Bazen pes ederiz; şu an benim yaptığım gibi... 

Karnımdaki bebeği, sevdiğim adam için feda ediyorum... Aşk için neleri feda ederiz, bilmiyorum... Şu an doğru bir şeyi mi seçtim, bilmiyorum... 

Belki bir ömür boyu karnımda bir pişmanlıkla yaşayacağım... 

Hadi şimdi ilahi bir mucize olsun! Poyraz taksinin önüne atsın kendini ya da kötü bir rüya olsun, uyanayım şimdi.. Hayır... Böyle şeyler sadece filmlerde olur! İşte gidiyorum... Az sonra tüm hayallerim ve tüm umudum, belki bir kan pıhtısıyla uçup gidecek... 

Ben çok ağlıycam; Poyraz da çok ağlayacak... 

Ürpermeye başladım... Üşüyorum... Kanım çekiliyor... 

Birazdan Poyraz'ı görücem. Kalbim küt küt atıyor... Bütün hayatı boyunca kendini suçlayacak... Katlanması zor... 

Ne olursa olsun, ondan nefret ettiğim zamanlar da bile onu sevmeye devam edicem... Napalım, aşk böyle bir şey işte... İnsan tam bir kukla gibi, her şeyden kolaylıkla vazgeçebiliyor..."

---

Beklenen Kral

2 yorum :