6 Mart 2016 Pazar

Güneşin Kızları: Biz kesicez asıl kendimizi!


Ne değişti de bu raddeye gelindi diye büyük bir şokla ekran karşısında dona kaldığım bir bölümdü izlediğimiz. Muhtemelen şu zamana kadar ki en 'sıkıcı' bölümlerden birisiydi. Olay yoktu bir kere. Olanlar da o kadar zorlamaydı ki, etkilendiğimi söylersem büyük yalan olur. Hem Selin, hem Nazlı abartılı davrandı durdu. Yetmedi, delirmeye meylettik hep birlikte...

37. Bölüm


Selin'in geçirdiği ameliyatın ardından biraz umutsuz olmasından daha doğal bir şey yoktu. Üzerine bir de hassasiyet çöktü ki, çok da doğru bir hisle kazayı herkesten önce öğrenmiş oldu. Güneş'in geçirdiği trafik kazasının boyutunun bu kadar trajik olması bir yana, annesinin geçirdiği kazayı öğrendiği andan itibaren bir değişim içerisine giren Selin'i izlemek tam bir işkenceydi. Araba çarptığını duydu, üzgün; normaldir. Aradan kafasını çevirip Ali'ye çemkirmesi neydi peki? 

Yahu adam demediyse sana hastasın diye demedi. Ne diye aradan laf sokuşturuyorsun?.. Ayrıca böğrüne cam saplanmış biri nasıl bu kadar çabuk iyileşebilir? İki hafta zaman atlamalı sahnelerden bahsetmiyorum bile. Hemen bölümün başındaki Güneş'in ameliyatı sırasında da Selin gayet sağlıklı bir moddaydı. Aklımı çıldıracaktım gerçekten... 

Güneş'in Haluk'tan ayrıldıktan sonra taşındıkları yeni ev, aslında bir yerde tüm bu yaşananların başlangıcı oldu. STV'de Sırlar Dünyası'nın yayınlandığı sırada çok sık kullanılan bir mekandı o ev ve dizinin 'dini öğelerin' ağırlıklı olduğu bir yapım olduğunu düşünürsek, sanırım senaristlerimiz bir yansıma yapma ihtiyacı duydu ve başladı meseleler. Önce besmele ile kapıdan girmeler başladı. Sonra haftalardır her şeyi bilen ama susan Rana bir anda pes etme noktasına geldi ve Güneş'i gerçeklere itti. Ardından Nazlı ormanda telapati yöntemiyle ayağına kadar araba getirdi. Yetmedi, Selin hasta yatağında annesinin geçirdiği kazaya binaen gayet Sırlar Dünyası formatında bir rüya gördü. Bu kadarla biter mi? Elbette hayır... İçtiği -muhtemelen antidepresan- sebebiyle evde Güneş'i görmeye başladı. Hatta beraberinde evden ayrılıp, bir park köşesinde de uyuyakaldı. Yansımanın bu kadarı. Çok rica edeceğim, tüm karakterler erenlere karışmadan önce mekanı değiştirin. Olmadı bir bölüm Sırlar Dünyası Özel çekin, biz de geçmişi yad edelim. Hem belki izlemesi daha eğlenceli olur...


Ali'ye yazık gerçekten. Elinden geldiğince alttan alıyor, her durumda Selin'i mutlu etmeye çalışıyor ama bunun gideceği bir nokta yok. Onun içerisinde de küçük bir Haluk olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir yerden sonra arkasına bakmadan çekip giderse kim haksız diyebilir?.. İşte tam da bu sebeple Selin'in gelecek bölüm düzelme belirtileri göstermesi gerekiyor. Kalkıştığı intiharın bir yere varacağı ya da Haluk'un öz babaları olduğunu söyleyeceği yok. En azından eski moduna geri dönsün. "Bir karakterden sadece bir bölümde nasıl soğutulur?" adlı bu çalışma da gelecek kuşaklara acı bir örnek olsun. İnsan harbi darlanıyor çünkü. Ve bunun hizmet ettiği hiçbir yer yok. Sırf sondaki intihara meyletme sahnesi için de çok fazla. Bu arada Hande Erçel'in konaktaki sahneleri gayet gerçekçi ve başarılıydı. Tebrik ederim kendisini...


Selin negatifliğiyle bölüm boyunca hepimizi sinirlere gark etti de Nazlı durdu mu? Hayır!.. Evet, olumlu düşünmek ve güzeli çağırmak çok önemli. Karalar bağlamanın ve her şeye negatif bakmanın gereği yok. Ama Polyanna olmanın da bir mantığı yoktu. Evin annesi moduna geçişi bile bir yerde Güneş'in geri dönmeme ihtimaline karşı bir mücadele hissi veriyordu. Nitekim çok da uzun sürmeden çözüldü... 

Ali'yle Selin nasıl evlilikleri sonrasında gün yüzü görmedi, Savaş'la Nazlı da ateşli öpüşmeleri sonrası iki kankadan farksızdı bölüm boyunca. Yani dizide bir yerden sonra iyiye gitmesi gereken hiçbir şey öyle olmuyor. Ya yerinde sayıyor ya da daha kötüye gidiyor. Bu nereye kadar böyle sürer bilmiyorum lâkin, pek katlanılır gibi değil...

Haluk bu saatten sonra Güneş'e kendini affettiremez, kızlar gerçeği öğrendiğinde en büyük düşmanları olacak. O neye tutunacak, nasıl kendini düzlüğe çıkartacak bilemiyorum ama kabul edilebilir olmayan geçmişteki yaptıklarının cezasını çekmesi gerektiği de açık. Bir yanım haline üzülse de, böyle bir şeyi gerçek hayatta kabul edemeyeceğimiz gibi, bir kurgu içerisinde de kabul etmemek gerektiğine inanıyorum. Keşke en başında bu kadar karanlık yazılmasaydı da, Güneş'le sonunda bir gelecekleri olabileceğine inansaydık. Şuan için böyle bir şey sadece Güneş'in saflığı olarak gözükür zira... 


Sürekli mağdur olan ve en az Haluk kadar kafası gidik Sevilay'ın bir anlık hırsının sonucuydu izlediğimiz her şey. Geçtiğimiz bölümün sonunda arabayı süren olarak gözüken kişi, kimilerinin "Arka koltukta o, sen nereden bileceksin. En iyisini ben bilirim, hep ben bilirim!" çıkışına karşılık oydu ve elbet yaptıklarının bedelini ödeyecektir. Ya Haluk ya da Ali tarafından. Ama şu anki ruh halinden daha kötü bir nokta var mıdır gidebileceği onu da bilemeyeceğim...

Olan biten her şey dizinin finale yürüdüğünü gösterir nitelikte. Böyle bir bölümün ardından umutsuzluk bulutlarının her yanımı kapladığı gerçeği ve geçtiğimiz bölümün şahaneliğinden sonra bu eziyetin hak olmadığını belirterek noktalıyorum yazımı. Sorun ne, nerede bilemiyorum. Lâkin çok geç olmadan treni yakalasak diyorum. Ha, belki de çok geçtir. O zaman da böylesine salmak mı gerekir?..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder