3 Mart 2016 Perşembe

Poyraz Karayel: Çizginin öte tarafı


Ne olursa olsun iyi tarafta kalmayı seçebilirsin. Kötülüklerin cezasının belirlenmiş normlar üzerinden kesilmesini ister, buna uyulmasını bekleyebilirsin. Sabredersin. Bir yenisinin olmayacağının umuduyla, yaşadığın her şeyi öteler ve bu sefer kendin beklersin. Şiddet artar, kötülük sonsuz bir döngüye girer ve yokluk arşa çıkarsa; hâlâ aynı kalabilir misin?.. Kalamazsın elbette. Bir yerden sonra cezanın normlar üzerinden değil, bilfiil verilmesi gerektiğini benimsersin. Daha dün buna isyan ederken bugün izlemek için katil olmayı bile göze alır, tıpkı Ayşegül gibi çizginin öte tarafına geçiverirsin...

47. Bölüm


Ayşegül'ün uzun zamandır böyle olmasını bekliyorduk açıkçası. Çünkü başına ne gelirse gelsin, tam bir iyilik meleği modunda gezmesi can sıkıcı olmaya başlamıştı. Bunun nereye kadar devam edeceğini merak ederken, Sefer'in muhtemel ölümünün son nokta olduğunu gördük. Çok da yerinde bir adım oldu ve bu uğurda birini ezmeye meyledecek kadar gözü dönmesi enfes. Artık tam bir Umman. Bundan sonra nasıl bir Ayşegül izleyeceğimizi gerçekten çok merak ediyorum. Dizinin sınırları içerisinde, bir karakterin olabileceği en naif noktadan, en uç noktaya savruluşunun artarak devam etmesi temennim... Ha bu arada Despina'nın Adil'in adamı olduğunu düşündüğümden, naifliğini kaale almıyorum efenim...


Bu noktada diğer herkesten biraz daha gözünün korkması gereken bir kişi varsa o da, Poyraz'dır. Ayşegül eğer tekinsiz bir karaktere evrilirse, Poyraz'ı mahveder ve tam da istediğimiz bu zaten. Biraz da onun aklında at koşturulsun. Bize de yazık yahu... Adil'in kendini hapisten kaçırtacağını bildiği için girdiği deli oyunu ve o oyunun içerisinde sahnelediği "Özgürlük" monoloğu şahaneydi. Evet o gerçekten bir deli. Ama o kadar çok gerçeğe dokunan bir deli ki, kendini akıllı sanan herkese ders olacak cinsten. Zaten onun bu monologlarını izlemeyi biraz da bundan sevmiyor muyuz?


Öz babasını Bahri'ye yem edecek kadar büyük bir isyan bayrağı açtı o da. Ayşegül'ün geçtiği çizgiden tam iki kez geçti ve şimdi zor bir eşikte... Adil, ölmemek için bir Sefer kartı attı ortaya. Sema umutlandı, Bahri umutlandı, biz umutlandık. Ama umudumuzun kursağımızda kalacağını da biliyoruz. Adil'in bunu yapmasının tek sebebi paçasını kurtarabilmek. Yarattığı bu 'umut' boşluğundan faydalanarak, kurtulma girişimi sergileyecek ve sonunda da bunu başaracak. İşte tam da bu noktada olan Bahri'den çok Poyraz'a olacak. Gözü dönmüş bir Adil'in, kan bağını hiçe sayacak kadar sapkınlaşacağından kim şüphe eder ki?. Bakalım... 


Belki de gerçekten kurtulmuştur Sefer... Hafta boyunca yaşananlar, söylenenler, yapılan vedalar derken, kimsenin tersi için bir umut beslediğini sanmıyorum aslında. Kanbolat Görkem Arslan'ın vedası hepimizi sarstı ve sosyal medya da beraberinde alev aldı. Eğer bu isyan dalgası yapımı oyuncuyla tekrar anlaşma noktasına getirdiyse ne mutlu. Yok o sahne sadece Adil'i kurtarmak için yazılmış bir 'kurtarıcıysa' acıya bir yenisini eklemekten başka bir etkisi de olmayacak kimse için. Sema'nın hastalığından kurtulduğunu sandığındaki umudu gibi bir umut daha yok olmasın çok rica edeceğim...


O nasıl ağlamak, kendini helak etmekti öyle?.. Emel Çölgeçen'in omuzlarındaki yük diğer herkese göre çok daha ağırdı ve üstesinden gerçekten büyük bir başarıyla gelmeyi başardı. Kendisini içtenlikle tebrik ediyorum. Sema'nın içi, düşünceleri, hüznü, karmaşıklığı o kadar iyi yansıtılmıştı ki, beraberinde aynı acıyı çekmemek vicdansızlık olurdu. Hele o portakal sahnesi, hele tam Sema yere kapaklanmış portakalı kucaklayıp "Sefer dön" derken arkadan geçen cenaze arabası derken; gerçekten dağıldık. Altından nasıl kalkılır hiç bilmem.


Zülfikar'ın kardeşi için hazırladığı "10 numara baba Sefer" t-shirtü, gerçeği öğrendiğindeki çaresizliği, gerçek olmaması için mücadelesi... Ah be dedem, öyle bağırmakla gidenin geldiği nerede görülmüş? Acın sırtında bir yük. Ya bir ters köşeyle ondan kurtulacaksın ya da o yükle tıpkı Sema gibi yaşamaya çalışacaksın... Kabul edelim, bu ölümün etkilediği ve gelecek için etkileyeceği iki karakter Sema ve Zülfikar'dan başkası değil. Taş kafanın biraz nötr kalmasına ise canım sıkılmadı dersem yalan olur. Ondan biraz daha keskin duygular, keskin cümleler, keskin ifadeler beklerdim. Fazla metanetli olmak da pek insani değil bana göre...


Öleceğini düşündüğümüz Sadreddin, geri döndü. Bir zaman iyileşme serüveni yaşayacak ama çabuk toparlayıp eski moduna dönecektir. New York tatili iyi gelmiştir herhalde Ali İl'e. O da bizi paylaşımlarıyla az korkutmadı zaten!..


Sadreddin'in de başında bir tane dert yok. Belaların belası Songül'ün başına açtıkları da açacakları da bitecek gibi değil. İpek'le bir olup gerzek sevgilisini öldürme girişimleri, üzerilerine geçirdikleri mavi çöp poşetleriyle yakaladıkları şahane uyum yerindeydi ama adam kaçtı ellerinden. Bunun faturasını ödemek Songül'e düşmez. Ya İpek ya da Sadreddin'i bulur sanıyorum. Bakalım Songül hanım bu işten tümden nasıl sıyrılacak, göreceğiz onu da.

Geçtiğimiz bölüme göre daha olaysız, daha rutin bir bölümdü izlediğimiz. Bundan sonrası nasıl olacak, dizi nasıl yollara sapacak bilemiyorum ama çok rica edeceğim, artık ana karakterlerden yemeyiniz...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder