17 Mart 2016 Perşembe

Poyraz Karayel: Namlunun ucu


Kediler için dört ayağının üzerine düşer derler, buna çokça kez tanıklık da ederiz. Atlamayı, zıplamayı, bir yerlere tırmanmayı zira pek severler. Sahipli ya da sahipsiz kendilerini dünyanın tek hakimi sanır, her şeye ve herkese kafa tutma potansiyeli taşırlar. Böyle yazıyorum diye sanmayın ki sevmem kedileri. Aksine, bayılırım hepsine. Ama bu argümanlardan yola çıkarak yaratılan bir karakter varsa ve hep kedi gibi dört ayağının üzerine düşüyorsa orada dur demek gerek bana göre...

49. Bölüm

Adil diziye dahil olduğundan beri attığını vuran, tuttuğu kesen bir karakter. İçerisinde korkak bir çocuk da var ama öylesine güçlü ki, elinden ne uçan ne de kaçan kurtulabiliyor. Hep bir adım önde olması bir yana, yenmeye, kazanmaya, alt etmeye doymuyor; onun için hep daha fazlası gerekiyor. Macit Koper'in şahane performansıyla taçlandırdığı karakteri sevmek için hiçbir nedenimiz yokken, her bölüm ölsün diye beklemek tamamen elzem. Ama kendisi, girişte bahsettiğim gibi tam bir kedi. Hep dört ayağının üzerine düşen, hep ikinci bir planı olan, asla pes etmeyen birisi. Yani tam sinir olma sebebi. İnsanları kullanmayı da, onları kullandıktan sonra bir kenara atmayı da seviyor ama kendi parmağına iğne batsa arsız küçük çocuklar gibi inleyip, sızlanmayı da ihmâl etmiyor... 


Ve şimdi daha öncekiler gibi yine namlunun ucunda. Yine ölüme çok yakın. Ama yine bir sebeple oradan kurtulursa, üzgünüm ama bağıra bağıra artık "YUH!" diyeceğim. Adil Topal'ın ölme vakti çoktan geldi. Kısacık sürede, yaşatılabilecek en büyük zayiatı yaşattı zaten. Çekip gitsin artık rica edeceğim...


Sema'ya özürlerimi bildirmekle başlamak istiyorum, ondan bahsetmeden önce. Karakterin Sefer öldüğünden beri oldukça gel-git bir ruh hali içerisine girdiği mâlumunuz. Adil'in her araması, her söylemi hâlâ Sefer'in yaşadığı ihtimaline tutunmasını sağlıyorken, yaptıklarını akılla izanla açıklamak zor. O yüzden de en kolayı kızmaktı. Lâkin, bölüm boyunca tarafından o kadar ters köşeye yatırıldık ki, bir yerden sonra ağzıma ağzıma şaplak atasım geldi. Ethem Özışık, kabul etmem gerekir ki Sema'yı bu bölüm çok güzel kullandı. Karakterin bize yapması zaten tatlı ama işin ucunda bir de ters köşeye yatan Adil Topal varsa, tadından yenmez bir hâl alıyor. "Yine kandırdım, Neşet'i sayesinde geri alacağım" derken, karşısında tüm ahaliyi görmesi enfesti. 

Tabi bu plânı kurgulayıp da, ne Bahri'ye, ne Zülfikar'a, ne de Taş kafaya haber vermeyen, unutkan aşıklar Poyraz ve Ayşegül'e de kocaman tebrikler! Sayelerinde onlar da, tıpkı bizim gibi Sema'ya kızma eşiğine yaklaşıyorlardı ki, sonunda beklenen ve artık vuku bulması gereken sona yaklaşıldı. Bahri o tetiği çekmeli. Hiçbir güç ya da dış müdahale de buna engel olmamalı. Bakalım, neler olacak göreceğiz...


Gördüğümüz kadarıyla değer verdiği biri değil onun. Annesini gözlerinin önünde boğarak öldürmüş bir adamın, çocuğuna vereceği değerin ne olabileceği de tartışılır zaten. Ama şimdilik görülen o ki Neşet iyi bir karakter. Sonradan tam bir arızaya bağlaması, veyahut Adil'in ölümü-olabilirse, hiç sanmasam da- sonrası onun tahtına geçip etrafına kötülükler saçan bir saykoya dönüşmesi de şaşırtmaz beni. Babasından yıllarca kötülük görmüş birinin, bu hastalıklı psikolojinin hüküm sürdüğü yaşamda ne kadar sağlıklı kalabileceği mâlum. Yok Adil yine kurtulur, o da onun hak ettiği sona ulaşabilmesi için Bahrilerin safında iyi bir adam olarak yoluna devam ederse, şahsen o da kabulüm. Karaktere hayat vermeye başlayan Tolga Güleç'e, ilk ismini duyduğumda mesafeli yaklaştığımı belirtmeliyim. Ama izledikten sonraki düşüncemle, karakteri çok güzel giydiğini de itiraf etmeliyim. Ha şunu da söyleyeyim, eğer kötülüğün tarafına geçerse karakter, ölsün diye yazıp durmayı asla ihmâl etmeyeceğim. Yiter, herkes mi kötü?..

Tasvip etmediğim, alternatif bulunabileceğini düşündüğüm şeyse, herkesin malikanede toplanması kısmı oldu. Daha önce bir çatışmada evin ne hale geldiği, Mete'nin de öldüğü ortada. Bahri neye güvenerek bunu istedi bilemiyorum ama eğer ona kalsaydı, herkesi yine aynı sonun beklediği gün gibi açıktı. Dua etsinler Meltem'in zehir aklına. Yoksa bir ev dolusu insanın leşini toplayacaklardı malikaneden. Artık her bölüm Adil'in, "Başım ağrıyor" repliğini dinler dururduk. 


Olayın bölüm boyunca malikanede geçmesinin iyi yanıysa, komedi dozunun hiç düşmediği şahane sahneler izlememiz oldu. Herkes doğruluk şerbeti içmişçesine birbirlerinin sırlarını ifşa edince gülmemek, eğlenmemek ne mümkün? Şuan ortada kimsenin kimseden sakladığı bir şey yok ama Ayşegül'e bu kadarı yetti de arttı bile. Herhalde bir iki tane daha olsa artık şaşıramayacak, kendini kesecekti. 


Ümran'ın Despina'ya bebeğin Sadreddin'den olmadığını söylemesi, Taş kafanın Ayşegül'e Poyraz'ın bastığı toplantıda yaptıklarını bir bir anlatması, Poyraz'ın Zülfikar'la Meltem aşkını öğrenmesi, Begüm'ün Taş kafaya Ümran'ın kocasını taşırken gördüğünü söylemesi, Poyraz'ın Taş kafanın Ümran'ın kocasını öldürdüğünü, Zülfikar'ın ise o olayın Ayşegül'ün evinde geçtiğini ağzından kaçırması, Songül'ün Selçuk'un İpek'in aslında sevgilisi olduğunu Sadreddin'e söylemesi. Ayşegül ve Neşet arasında geçen muhabbetle, Begüm'ün Ayşegül'ün bebeğini düşürdüğünü öğrenmesi derken; herkes bir ambale oldu. Ama içlerinde en zararlı çıkan Selçuk'tu. Kafasına yediği kurşun sonrası, hak ettiği üzere eşek cennetine doğru yolculuğa çıktı...

Birkaç üzücü bölüm üzerine, keyifli ve neşe veren bir bölüm izlediğimizi itiraf etmek şart. Tabi akılda birçok soru işareti de hâlâ yok değil. Aradan üç hafta geçmiş olmasına rağmen neden halen Sefer damarı deşilmekte izleyicinin? Neden halen flashbackler marifetiyle sanki unutulsun istenmiyormuşçasına varlığı hatırlatılmakta anlamıyorum. Tamam, biz zaten onu unutacak değiliz lâkin tekrar tekrar geçmişi hatırlatmak, karakterin kullanıldığını düşündürmeye başladı. Yeter artık, daha fazla sömürülmesin bu konu. Ve birde Anıl neredeydi? Yine bir bölüm boyu ortalarda hiç yoktu. Öyleyse bir de şunu tekrar sorayım, madem Sefer'in öldürülmesi sezon başında plânlanmış bir kurguydu, Anıl'ı kimsesizler yuvasından -üzerine hiç de etik olmayan yollarla- almak neye hizmet ediyordu?..

Beklenen Kral

3 yorum :

  1. seferle ilgili sanki 4-5 bölüm sonra bi sey olacak hissini tasiyorum artik. yani bosuna degil herkesin sema'yi inandirma cabalari, adil'in sema'yla dalga gecmesi falan sanki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konunun kapanmamasından zaten haber siteleri yavaş yavaş, "Sefer geri dönecek" haberleri yapmaya başladı bile. Artık umut vermesinler, olacaksa olsun. İnsan daralıyor harbi.

      Sil
    2. Ben biraz bekleriz gibi hissediyorum. Her bölüm azaltarak yavaşça unutturur Özışık, sonra da tak diye karşımıza diker gibi bir umudum var.

      Sil