27 Mart 2016 Pazar

Tatlı İntikam: İlk bakış


Sevgililer Günü özel tanıtımı yayınlandığı günden beri aklımda yer eden, başlamasını merakla beklediğim yapımlardan birisiydi Tatlı İntikam. Yayınlanan diğer tanıtımlar da kendine çekince, ilk bölümü ekran karşısına geçip de izlemeden olmazdı haliyle... Bir ara kafamın içerisinde soru işaretleri dönmeye başlamadı dersem yalan olur. Lâkin daha sonra hikâye öyle güzel açıldı ki, beklediğime değdiğini anladım... Aşk; temeli sağlam olmasa da her zaman kalpte, en derinde yer işgal eder. Ve yine aşk; ne kadar canın yansa da, hep affedeceğin güne hazırlar seni... Öyle değil mi?

Kemik kadro

Dizinin kadrosu Leyla Lydia Tuğutlu (Pelin), Furkan Andıç (Tankut/Sinan), Can Nergis (Tolga), Zeyno Gönenç (Süheyla), Ayşenil Şamlıoğlu (Meliha), Kerem Atabeyoğlu (Rıza), Hazal Türesan (Başak), Çağrı Çıtanak (Bülent), Cemre Gümeli (Simay), Deniz Yalçın (Ceyda) ve Bülent Seyran'dan (Necip) oluşmakta. Barış Erçetin (ref. Umutsuz Ev Kadınları, Bir Aşk Hikayesi, Güllerin Savaşı vs.) yönetmen koltuğunda otururken, senaryo İlker Arslan, Pınar Ordu, Tuna Görgün ve Aslı Gönülay tarafından kaleme alınıyor. D Yapım imzası taşıyan Tatlı İntikam'ın patronu ise kısa süre önce görevine başlayan Müge Turalı Pak.

Alışık olduğumuz pek bu değil


Çirkin/bakımsız kız, zengin ve yakışıklı oğlan hikâyelerine alışığız biz aslında. Genelde bu kurgu üzerinden yürüyen dizileri de pek severiz. Kızın güzelleştiği, oğlanın daha önce gözardı ettiği o değeri fark etmesi ve kazanmaya çalışmasını da iple çekeriz. Tatlı İntikam ise tam tersini vaat ediyordu. Sivilceli, göbekli, gözlüklü (şişe dibi gibi değildi Pelin hanım!) bir oğlan ve zengin, havalı, her istediğini elde etmeye alışmış bir kız. Tamamen saf duygulardan oluşan bir aşk, beraberinde getirdiği büyük hayâl kırıklığı... Öyle ki, çok başarılı bir doktor adayının eğitiminin sonu da aynı zamanda bu aşk ve yeni geleceğinin de anahtarı. Tabi o anahtarın açacağı kilidin bir gün, geçmişin acı hatıralarını da aralayacağı garanti...

Gelelim hikâyeye


Tankut'un aşkı, kendini kabul ettirebilmek için koşulsuz itaatten geçiyormuş. O, aşkına karşılık bulduğu yalanıyla kandırıldığında ise günlerce uyumadan hazırladığı ödevler, zar zor birikmiş paralara kıyılıp alınmış biletler bir sağa bir sola savruldu. Çünkü Pelin okulun en zengin ve havalı kızıydı ve asla, ayrıca da kat'a ona bakmazdı. Eline diyafon almış, aşkını itiraf eden o çocuğun hissettiği duygularla değil, kendini rezil ettiği düşüncesiyle ilgilenmesi ise şaşılacak bir şey değil haliyle. Bu sefer diyafonu kendisi alıp onu rezil etmekse paha biçilemez... 

Tankut için milat olan bu an, Pelin için bir saat sonra hafızasından uçup giden herhangi bir reddetme seremonisiydi. Ve yine Tankut'un hayatını tümden değiştiren bu an, Pelin için bahtsız bedeviden hallice bir aşk hayatını resmetmekteydi... Artık nasıl bir ah ettiyse Tankut, siz düşünün... İnsan haliyle "oh olsun!" demeden edemiyor. Paranın, gücün insanı değiştirmesi olasıdır ama koşulsuz kötülüğe ve bencilliğe sığınması da pek kabul edilebilir değil. Düğün günü yaşananların bizi sürüklediği yanılgı da bu oldu. Normalde karaktere biraz uyuz olacağımızı hikâye sebebiyle biliyorduk ama öyle bir Pelin izliyorduk ki, düşman başına demek bile acımasızlık olur diye içimden geçirmedim değil. Bu da can sıkıcı bir mevzu oldu benim için. Karakteri benimsemek noktasında ilk yarım saat boyunca büyük zorluk çektim. -Allahtan daha sonra 'sevimli bir ukala' vardı karşımızda...-


Kaderin buluşturduğu ağ, kendisini yıllar önce reddetmiş kızın düğününe pasta yapıp götürmek olunca durum aslında oldukça yıkıcı. Lâkin, Tankut'tan evrilen yeni ve bambaşka Sinan iyi kotardı durumu. Yıllar önce karşısında ezilip büzüldüğü haliyle yüzleşircesine, dimdik başı ve her an patlamaya hazır bomba edasıyla, geçmişiyle olan hesabı kapattı bir yerde. Pelin durumdan bir haber, çiçeğinin pembesinin derdindeydi tabi... Müstakbel eşi Tolga darlamalarına daha fazla dayanamayıp kaçtığındaysa onun için de dünya tamamen karardı. Yalnız gelinlikle duşa girmek çok yenilikçi ve farklı bir yaklaşımdı kabul etmek lazım. Leyla hanımı daha sonra on ton olan o gelinlikle nasıl kaldırdılar, onu da pek merak ettim...


Bu bir uğursuzluktu... Bir insan her ilişkisinde mi terk edilir? Bu uğursuzluğu yenmek için de, zamanında kalbine hançer sapladığın o çocuğu bulman ve af dilemen gerekir... Şansa bakın ki, bulması da çok zor olmadı. Açılışına gittiği restoranın sahibi, gerçekleşmeyen düğününe pastayı getiren o yakışıklı, kaslı, çekici oğlan, zamanında eziklediği Tankut'tan başkası değildi. Şimdi zaman, kendini affettirme zamanıydı... Ama önce Pelin'in tüm bencilliklerinden sıyrılması gerektiği açık. Mevcut tavrıyla Sinan'ı kendinden daha fazla uzaklaştıracağını görmek hiç de zor değil. Tabi kaderin ağları, ne kadar uzaklaşsalar da birbirine çeker...

Eleştiri-yorum-

İlk yarım saat-kırk dakika boyunca sahneleri izlerken sıkıldığımı belirtmeliyim. Sırf Pelin'in düğün günü terk edilmesini ve yıllar sonra Tankut'la ilk kez karşılaşmalarını görmek için bu kadar uzun ve çeken bir tarafı olmayan sahnelerle seyirciyi darlamak ne kadar doğruydu bilemiyorum. Ancak, ne zaman ki Pelin ve en az kendisi kadar 'havalı' arkadaşları Başak'la Simay, Tankut'u aramaya başladı; işte oradan sonra dizi o olumsuz bulutları geride bırakıp pırıl pırıl, su gibi akmaya başladı. Hele Tankut'un ne kadar değiştiği gerçeğiyle girdiği şoktan çıktıktan sonra bölüm boyu tüm bencilliğiyle kendini affettirme mücadelesine giren Pelin'i izlemek pek keyifliydi. Keşke düğün günü ve ardından gelen bunalım sahneleri, okul zamanı için yapıldığı gibi flashback marifetiyle kısa ve öz şekilde sunulsaydı da, o başlangıcın bıraktığı hoşnutsuzluk hiç olmasaydı... 


Leyla Lydia Tuğutlu'yu kısa süre öncesine kadar Kiralık Aşk'ın İz'i olarak izliyor ve ayar oluyorduk. Üzerinde İz'e, onun tavırlarına, mimikleri dahil hiçbir haline dair benzerlik yoktu. Sıfırdan bir karakter olarak Pelin'i giymiş ve çok da iyi iş çıkartmış. Kumaşına sağlık... Furkan Andıç, Kaçak Gelinler'le birlikte gönlümüzü fethetmişti. Daha sonraki hiçbir performansını izlemedim ancak, Tankut'la Sinan arasındaki karakter farklılıklarında bile o bambaşkalık, değişkenlik kendisini gösteriyordu. Haşin, sert ve kendinden emin Sinan'da, çekingen, her an saldırıya uğrayacakmış gibi kendini içine kapamış o masum bakışlı Tankut'tan eser yoktu. Bundan sonra karakteri daha da uçuracağıysa kesin. Ayşenil Şamlıoğlu'nun performansını yorumlamak dahi haddime düşmez, iyi ki var ve daima olsun!.. Can Nergis, Zeyno Gönenç, Hazal Türesan ve Bülent Seyran da keza ilk bölüm için çok güzel iş çıkartmışlardı; ellerine, kollarına sağlık. 

Bitirirken...

Alp Yenier'in şahane müzikleri, Güliz Ayla'nın sesiyle dinlediğimiz başarılı jenerik müziği ve detaylarla boğmayan, sadece sahneye hizmet eden reji diliyle Tatlı İntikam tüm cephelerde kalbimi kazandı diyebilirim. Umarım çizgisini klişelere boğulmak suretiyle bozmaz ve her hafta keyifle izleme şansını elde ederiz. Bol şans ve reytingler...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder