27 Nisan 2016 Çarşamba

Hayat Şarkısı: Neden daha iyisi olmasın?..


Adım adım ilerleyen bir masalın ayak sesleri gibi, yaşadığımız hayat. Her günü başka yaşanmışlıklar, başka olaylar getiriyor beraberinde. Bazen mutluluğu, bazen de hüznü taşıyor kesesinde... Kötülükle de, iyilikle de karşılaşıyoruz. Çoğunlukla kötülükle boğuşuyoruz ama iyi zamanlarımızın kıymetini de bilmiyoruz. Gittiğinde de arkasından el sallamaktan başka bir çare gelmiyor elden... Hülya kötülüğün safında, çocukluk hayâllerini yaşatmak için durmuş birisiydi. Oradan ayrıldı ama başına gelenler, kendini kurtarmak için yeniden kötülüğe itmekteler onu. Lâkin, artık daha etkili kötülükler olsa nasıl olur?..

12. Bölüm


Her bölümün başında Hülya'yı bir ateş çemberinin tam ortasında buluyoruz. Dövünüyor, sürünüyor, çaresizce mücadele ediyor ve sektirmeden de, her bölümün sonunda galip geliyor. Ne Zeynep ne Cem şimdiye değin sırtını yere getiremedi. Her sıkıştığı köşeden kendisine bir delik bulup geçmeyi çok iyi başardı. Ama böyle nereye kadar sürebilir ki?.. Ben dizinin sıradan bir izleyicisi olarak, Hülya'nın başına gelen her fenalığı kısa zamanda aşmasından oldukça mutluyum. Ama hakkında bir şeyler karalayan olarak da, her hafta aynı şeyleri yazıyormuş gibi hissediyorum. "Hülya dara düştü, Hülya'nın aklına şöyle bir şey geldi. Ve Hülya kurtuldu..." 

Tamam, yine kurtulsun. Yine kazansın ama sancısı biraz daha sürsün. Daha etkili, daha güçlü olsun. Ne Cem ne de Zeynep'te bu saatten sonra o ışık yokken, yeni bir kötü ya da var olan bir karakterin evrimi/ortaklığı şart yani. Şu durumda aklıma ilk Filiz geliyor ama... 


Hülya'nın tezgahladığı bir kazanın baş aktörü oldu ve Almanya'ya geri dönme kararı aldı. Ancak gördük ki Kerim kestirip atmak niyetinde değil; olanı biteni dinlemek için havaalanına gidiyor. Muhtemelen gitmemesi için onu bir şekilde ikna edecek. Hülya'nın gerilen o göz yuvalarının bir sonucu olmalı. Kerim, Filiz'i yolcu edip de gelirse biraz saçma olur mâlum... Tabi karakterin kaldığı müddetçe etkin bir varlığı olmayacaksa da, zaten çeksin gitsin. Öyle ayda bir kere çocuğunu görmesi bir tehdit unsuru değil. Lâkin, bu saatten sonra Kerim'i kafalaması da pek mümkün değil...


Hülya'ya kör kütük aşık olmaya başlayan bir Kerim var zira karşımızda. Cem'in isminden dahi rahatsız olan, Hülya'nın yanında yöresinde olmasınaysa çıldıran bir Kerim... Eski defterlerin güçlü anısı, geriye döndüremez içerisinde olduğu aşktan onu. Filiz'in elindeki tek koz, bebeğin kendisinin olduğu ama o konuda da Kerim, Hülya'nın yanında zaten. Bayramlar bu gerçeği öğrenirse vereceği tepki, çok çok evden ayrılmalarına sebep olur.


Cem ve Zeynep'ten yana hiç umut yok... Cem'in zaten ipleri Hülya'nın elinde. Zeynep de artık kendi derdine düşmüş durumda. Geçmiş haftalardaki bir yorumumda, Zeynep'in evi Cem'e vermesi durumunda babasıyla karşı karşıya gelmesinin olası olduğundan bahsetmiştim. Nitekim öyle oldu. Ve elde ettiği bir zafer de söz konusu değil. Öyle mal, mülk olmadan da Cem'i kafalaması mümkün olmadığından; o da artık bir tehdit unsuru değil. Hani, Filiz meselesini ve bebek meselesinin gerçeğini öğrenirse işte o zaman durum değişir. Belki de derdinin çaresi o olur. Ancak şunu da tekrar etmek zorundayım; Zeynep'in bu yersiz kininin bir zafere dönüşmesini hiç ama hiç istemem. 

Bir diğer ihtimal, Kerim'e Almanya'da iftira atan kızın yeniden ortaya çıkması. Ama yine yeni yeniden aynı döngü yaşanacaksa, o da oldukça sıradan bir tat bırakacak damağımızda. Hiç kimselere görünmeden, Kerim'in karşısına çıkıp da gerçekleri anlatırsa; işte o zaman durum çokça değişebilir.


Tabi bunlar hep varsayımlar. Sadece ilk bölümde vaat edilen o katmerli Hülya hikâyesine daha sağlam tutunmak için beklediğimiz şeyler. Sıradan olmayan, kendini tekrar etmeyen, daha çok kanatsa da, ağızda daha iyi bir tat bırakacak olaylar...


Hüseyin-Melek cephesi ise yine bir çıkmazda. Kaya bebeği aldığı gibi ortalardan kayboldu ve olası bir Hüseyin-Melek halvetine de mani oldu... İstemeden de olsa, sadece bu konuda kendi ekmeğine yağ sürdü ama bebeği kaçırması fikri pek de sağlıklı değil. Bakalım nereden çıkacaklar... Yalnız Melek bu saatten sonra bırak evlenmeyi, yanlarında kalmasına dahi müsade etmez. Oldukça pişman olacağı bir döngünün içerisine girmişken, çıkmaya mecali var mı; onu da göreceğiz...


Yine keyifli bir bölümdü izlediğimiz. Özellikle de Bayram'ın emeklilik maceralarıyla oldukça eğlendik. Yorum boyunca fazlaca şikayet etmişim gibi bir algı oluşmuş olabilir ama derdimi anlatabildiğimi zannediyorum. Yaşanan hiçbir olay kötü, olmaması gereken tarzda değil ama diziyi Mahinur Ergun'un yazdığını biliyorken, insan "neden daha iyisi olmasın?" demeden de edemiyor işte...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder