26 Nisan 2016 Salı

İstanbul Sokakları: Aşkla savaş...


İnsanın en çok değer verdiği şeyi yitirmesi kadar kötü bir şey olamaz herhalde. Ne yapacağını, ne bekleyeceğini, bundan sonra nasıl yaşayacağını düşünmekten aklını yitirir. Hayatının akışı da beraberinde tümden değişir. Ne aşk, ne de gündelik hazlara yer kalır uzunca bir süre. Ya intikam için bilenilir ya da yatağın içerisinde yorganı başına çekip ömrü sona erene dek uyumayı diler... Fırat'ın da bu saatten sonra hayatının normal akışına geçmesi çokça zaman alacak. İçerisine işlemiş büyük intikam duygusu nereye götürürse bir süre oraya gidecek. Tabi kalbinin içerisindeki o büyük aşka, ne kadar süre engel olabilir; o nokta hayli muamma...

2. Bölüm


Şükriye'nin yaşadığı, resmen 'geliyorum' diye bağıran bir felaketti. Kızı ölümle burun buruna bir babaya organlarını bağışladığını söylersen, elbette dara düştüğü ilk anda aklına gelecek kişi senden başkası olmayacaktır. Ne kadar iyi ya da dürüst olursa olsun, ölmeni istemesi onun için çok normal. Ama öldürme faslı ne kadar tolere edilebilir bilemeyeceğim... Refik'in içerisinde olduğu durum gerçekten çok zor. Hangi baba olsa aklından böyle bir şey geçirir. Ancak onun hayata da geçirmiş olması biraz trajik. Ne olursa olsun, kızını bu şekilde kurtarmış olmamalıydı. Başına büyük bir bela almış olması değil mesele. Mesele, kızı kurtulsun diye dualar eden, ona olmasa dahi ölünce başkaları hayat bulsun diye organlarını bağışlayan, iyiler iyisi bir kadının ölümüne sebep olması. -Yıldız Kültür'ü daha uzun süreler izlemek çok isterdim. O kadar yakışmıştı ki rolüne, kendisini kesinlikle arayacak gözlerim. Emeklerine sağlık.-
 
Nazlı ne kadar kurtulmayı hak ediyorduysa, Şükriye de o kadar yaşamayı hak ediyordu. Daha oğlunun mürüvvetini görecek, torunlarını sevecekti. Refik onu bu hayâllerinden alıkoydu. Her ne kadar çaresiz bir baba olarak, içerisinde olduğu çıkmazı aşmak için böyle bir yol bulmuş ve sonucunda da kızını kurtarmış olsa da, o artık bir katil. Ve bunun vicdan azabıyla ne kadar süre daha yaşayabilir, göreceğiz... Fragmanda yanıltıldık; Fırat'ın her şeyi öğrendiğini sandık. Lâkin Refik'in rüyası çıktı o sahneler. Bir süre için Fırat'ın gölgesi üzerinden çekildi tamam da, elbet yeniden karşısına dikilip hesap soracak. Bakalım Refik o zaman hâlâ inatla, suçsuz olduğunu mu haykıracak?..


Fırat'ın içerisinde olduğu ruh halini aşabilmesi ve önüne bakabilmesi biraz zaman alacak. İntikamını doğru kişi sandığı yanlış kişiden-Cemil- alsa dahi durum böyle olacak. Karakterin çabucak toparlanması, Nazlı ile aşklarına kaldıkları yerden devam etmesi çok sakil durur. En azından birkaç bölüm için, Fırat ile Nazlı arasında bir belirsizlik görmek isterim. Daha sonrası, acının zamanla daha katlanılabilir olduğuna kalsın. Ama o zaman da, muhtemelen Nazlı babasıyla ilgili gerçeği öğrenir ve bu sefer de o Fırat'tan uzak durmaya başlar. Herhalde o zamana kadar Nazlı'nın Refik'in kızı olduğu gerçeği saklı kalmaz? Eğer öyle olursa, üç sezon geçse aradan aşklarına zeval gelmez zaten...

Onun bu gerçeğin peşinden ayrılma ihtimali yok. Elbet, Cemil'in bunu tezgahlamadığına ikna olacak. O zaman oklar yeniden Refik'e döndüğündeyse, olan aşkına olacak. Hele hele annesinin kalbinin Nazlı'da olduğunu öğrendiğinde, iki kere yıkılacak... Anlayacağınız dizinin ikinci bölümünde gerçekleşen her şey, Fırat-Nazlı aşkı önündeki en büyük engel olacak. Her an enselerinde, ortaya çıkmayı bekleyecek hem de...


Bu durum da, Cemil'in ekmeğine yağ sürerse hiç şaşırmam. Zira Fırat-Nazlı arasındaki tek engelin bu kalp meselesi olacağını hiç sanmıyorum. Şu an için Cemil Sibel'e karşı aşırı takıntılı olsa da, inanıyorum ki Nazlı'yı tanıdığında duyguları tamamen şekil değiştirecek ve özellikle de Fırat'tan intikamını almak için ona yönelecek. Senaristlerin kurduğu kader ağları da Nazlı'yı onun eline bir sebeple mahkum ederse ne âlâ, çık çıkabilirsen işin içinden sonra... İşte o zaman Fırat-Cemil nefreti daha da kızışır ve izlemesi keyifli sahneler de beraberinde gelir.


Açık konuşmak gerekirse, sosyopat Cemil'i sevdim ben. Böyle kötü olmak için kötü yazılmış bir karakter değil çünkü. Harbi harbi takıntılı bir sosyopat var karşımızda ve yerli yersiz her şey için düşmanını suçlayacak kadar da aklı gidik. Fırat, karşısına geçmiş Sibel'e "birlikte olmamız mümkün değil" diyor, bu sevineceği yerde daha çok delleniyor. Hani bir ara, kendini boşlukta hissetmemek için ikisinin aşk yaşamasını mı istiyor acaba diye düşünmedim değil. Karakterin bozuk ruh halinin böyle bir davranış şekli geliştirmesi de hiç şaşırtıcı olmaz. Bakalım o Sibel'e daha ne kadar aşık takılacak ve en önemlisi de Nazlı ile ne zaman karşılacak. Çünkü o karşılaşma, dizinin dengelerini bu kalp meselesinden sonra tümden değiştirecek ikinci adım olacak...


Birinci bölüme nazaran daha akan bir ikinci bölüm vardı karşımızda. Bundan sonra düzenli bölüm yorumu yapar mıyım şuan için tam bilemiyorum ama konunun nereye gideceğini merakımdan, diziyi izlemeye gayret edeceğim. Beni buna sevk edense, Cemil'den başkası değil. Kötü yazılacaksa böyle yazılmalı, böyle de oynanmalı azizim...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder