28 Nisan 2016 Perşembe

Poyraz Karayel: Bir umut...


Hayattan umudu çıkar, geri neyi kalır ki?.. Gerçekten öyle değil mi?.. Ben hâlâ, eski Poyraz Karayel'in geri döneceğine inanıyorum. Eskisi gibi, bölüm boyu nefes almadan izleyeceğim zamanları bekliyorum; umuyorum... Dizinin eskisi gibi olması için-bir eksikle...- gerekli her şey varken, neden kullanılmadığınıysa bilemiyorum. Ben eski Poyraz Karayel'i özlüyorum... Şimdi böyle bir giriş yaptım diye, karşımızda vasat bir bölüm vardı sanmayın. Sadece, 'inanılmaz' bir bölüm değildi. Özellikle de Ayşegül-Poyraz cephesi, Neşet'in gerçek yüzü noktalarında...

55. Bölüm


Ayşegül-Poyraz aşkı, televizyon camında gördüğümüz en farklı aşklardan birisiydi. Yan yana geldikleri her seferinde saçtıkları enerji bile bambaşkaydı. Mutlulukları, hüzünleri, kırgınlıkları, korkuları ve bilimum duyguları içimize ilmik ilmik işlerdi. Birbirlerinden uzak durmalarının gerektiği zamanlarda dipdibe olup, inkâr etmeye gelince çılgınlar gibi yine birbirlerine giydirirlerdi. Hem bu aşkın ahenginden uzak kalmaz hem de oldukça komik sahneler izlerdik yani. Peki şimdi ne oldu?.. Ayşegül yersiz tripler atan, attığı triplerin çocukça karşılığını bekleyen bir karaktere dönüştü. Poyraz'a 'ayrılalım' diye bir kağıt yazıp, ayrılmamak istemek de ne demek?.. Ayşegül böyle çocukça bir şey yapacak bir karakter miydi?.. İnanın, artık ben içinden çıkamıyorum bu meselenin... 


Poyraz, Ayşegül'ün başı derde girmesin diye kendinden uzak tutmazdı. Aksine, kendisi olmadığında başının derde gireceğini düşünüp yanından ayırmazdı onu. Her türlü inkara imkan tanıyan adımları da birlikte atarlardı. Başını yine yakardı ama Ayşegül'ü bırakmazdı... Şimdi ise tam tersi bir Poyraz karşımızda. Mücadele etmeyen, pes etmiş, bezmiş bir karakter... İsa yakasından tutup evin kapısına atmasa, karşısına geçip konuşma cesareti bile gösteremeyecek; o derece... Bilemiyorum, benim tanıdığım Ayşegül-Poyraz aşkı böyle bir şey değildi. Dedim ya, şartlar ne kadar değişmiş olursa olsun eskiyi geri istiyorum...


Neşet en iyi yaratılmış kötü karakterlerden birisi. Sadece Poyraz Karayel çerçevesinde değerlendirmiyorum, genel anlamda böyle. Onu izlemek büyük keyif veriyor. Mimiklerini, ifadelerini, çılgın hallerini seviyorum. Ama kardeşim kaç hafta oldu, gerçek yüzü ortaya çıksın artık çok rica ederim. Bir karakterin eline bu kadar çok koz verilmez. Bu kadar öne çıkartılmaz, bu kadar yağlanıp ballanmaz... Ayşegül onunla hastaneden ayrılıyor. Bunu tam Sema öğreniyor, Poyraz'a diyor. 'İşte şimdi bir şeyler olacak' diyoruz;. Hop, telefon çalıyor, arayan Neşet. "Seninle acil Ayşegül hakkında konuşmamız lazım" diyip yanına çağırıyor. Biraz önce atılan o şüphe tohumları hop, gerisin geri çekiliyor. "Bak, Ayşegül burada. Senin haberin olmasın istiyor ama meraklanmanı istemem. Gidip, konuşabilirsin ama yerinde olsam bir süre de uzak dururum" diyor; yeniden kahraman oluveriyor... Saman altından su yürütenini gördüm de, böylesini hiç görmedim. 


Hele Ayşegül uyurken yanı başında gayet de ortalama bir ses tonuyla duygularını itiraf etmesi vardı ki, herhalde öncesinde ona uyku ilacı içirdi dedim. Ama çalan kapı ziliyle uyanacak kadar hafifmiş, aslında uykusu!.. Çok garip değil mi gerçekten?.. Bu anların en iyi yanı, Neşet'in takıntısının nasıl başladığını öğrenmemiz oldu. Poyraz için kendini, karnındaki bebeğini feda ettiği o mahzende başlamış her şey. Böylesi güçlü olabilmesi etkilemiş, Neşet beyi. Ama bilmiyor ki bugüne geldiğimizde, kendine triplerden trip beğenen bir kadına evrildiğini... Belki bilse bırakır peşini, hı? Neden olmasın yani?.. 


Neşet'le ilintili bir konu daha... Adam, akıllı bir deli. Sadreddin'i kendi adamları öldürürse, çektirdiği fotoğrafları polise verecek. Poyraz'ın hapse girmesini sağlayacak. O bir şekilde kurtarırsa Sadreddin'i, bu sefer de aynı fotoğraflarla "Bak seni öldürmek isteyen o" diyecek. Sadreddin'i ona karşı daha çok bileyecek. Pes... Arada olan saflıkta nirvana Sadreddin'e oluyor tabi. Kime güveneceğini bilmekten bile aciz bir adamdan bahsediyoruz. 'Keşke sıra sıra kurşunlar vücuduna isabet ettiğinde ölseydi' bile dedim hatta. En azından şerefli bir ölüm olurdu yaşadığı. Böylesine aptallaştırılmış, eski Sadreddin'e maruz kalmak zorunda kalmazdık. Allahtan sonradan Poyraz'ın sert çıkışıyla akıllandı da safını değiştirdi. 


Bu sefer de yediği kaba tükürecek ama o kabın zaten içi pislikten gözükmediğinden, çok da bir şey değişmeyecek. Hem böylece, ölümün soğuk pençesinden de bir kez daha kurtuldu zaten. İyi ki Taş kafa bir türlü sıkamadı kafasına. Bence Bahri aramasa da, o bunu yapamazdı. Yapsaydı, o ana kadar çoktan yapmış olurdu... Göreceğiz bundan sonra nasıl bir faydası dokunacak bizimkilere. Lâkin Neşet'in gerçek yüzü ortaya çıkmazsa eğer kısa zamanda, bu plân anında elde patlar. Neşet bu, boru değil neticede...


Bahri baba sonunda hapisten kurtuldu. Adamın dünyası zehir olmuş olarak çıktı ama kısa sürdü daha sonra hüznü. Sadreddin'in yaptığı büyük eşeklik. Kendini affettirmesi için de şimdi duracağı saf bir başlangıç. Yalnız bu gerçeği Ayşegül öğrenirse, ikilinin kardeşlik bağına ne olur bilmem. Hı, belki de Akın o cepheden girer aileye?.. Sefer'in tahtı için ideal bir adayken, üzerine bir de Sema'ya sulanmasını nereye koysam bilemedim. Kadının içine düşecekti utanmasa. İşin o boyutunu asla düşünmediğimden, Sema'nın onu iyice yetiştirip geri çekilmesi zamanı yaklaşıyor zannımca. Böylesi bir karakterin, vurucu bir noktası olmalı sanıyorum. Gelecek bölüm hapisten çıkarsa eğer, hikâyede kendine edineceği yeri de daha iyi anlayabileceğiz. Bakalım...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder