18 Mayıs 2016 Çarşamba

Hayat Şarkısı: İyi olmak için çaba sarf etmek


İki haftalık bir aradan sonra yeniden Hayat Şarkısı yazıyor olmak, hoş. Bir noktada tamamen bırakmayı da düşünmedim değil ama hikâyeye yeniden inanmak ve bir köşesinden tutunmak için verilen güçlü sebepleri görmezden gelemezdim. Hülya yine başına gelenlerden birer birer kurtuluyor lâkin, bu saatten sonra daha sancılı kötülüklerin onu beklediği kesin. Sadece bu da değil, artık kötülük her yerde kol geziyor ve Cevher ailesinin bu yoldaki macerası, kendini oldukça merak ettiriyor...

15. Bölüm


Hülya ile empati kurmak bizim için ilk bölümde ne kadar zorduysa, ilerleyen bölümlerde durumun değişmesi de bir o kadar kolay oldu. Mücadelesi, o mücadelenin doğuşu ve geldiği bugünü nasıl sarıp sarmaladığı atlanamayacak detaylar. Her ne kadar hâlâ birçok yanlış yapsa da, hiçbirisi görmezden gelinemez. Hülya mutlu olmak istiyor. Evet, yanlışlar yapıyor ama mutlu olmak onun da hakkı. Kim, mutlu olmak istediği için suçlanabilir ki?.. Her hafta zorlu bir dönemecin içerisinden geçerken, en büyük şansı her zaman yanında birilerinin olması. Özellikle de Bayram ve Süheyla'nın ona yaklaşımı, çok önemli. Bundan sebep ki, kolay kolay sırtı yere gelmez. Ama bin bir kötülük için sıra bekleyenler kapının ağzında duruyorken, gerçeklerden ne kadar kaçabilir o da bilinmez...


Müfit'e yapılan oyun şahaneydi. Bir insanı, ailesini, geleceğini emellerin uğruna sürekli tehdit etmenin bir bedeli olduğunu görmesi açısından da değerliydi. Bu kadar ağır mı olmalıydı, orası tartışılır tabi. Uyuşturucu paketi bulunduğunda, Hülya kendini öne atıp da bilmişlik yapmaya çıkmasa; belki iş bu kadar da büyümeyecekti ama bu Hülya. Birine gol atma fırsatını bulduğunda asla durmuyor... 

Tabi bu sefer sadece kendisininkini değil, herkesin başını derde sokmanın fitilini ateşledi. Böyle bir gerilim gerekli miydi?.. Müfit'in kuru laflardan ibaret bir adam olmadığının kanıtlanması açısından evet. Kızı için insan kaçıran, kendi için yakıp yıkar haliyle. Peki bundan sonra ne olur? Mahir hiç beklemediğimiz bir ters köşeyle, Cevher ailesi için hazırlanan tuzakları ele geçirdi ama o noktada da bir karmaşıklık bekliyorum ben.


Mahir sadece Hülya'ya değil, herkese lazım bir karakter. Sevimli olmasının yanında problem çözme yöntemleri ve her birinden kesin sonuç alma garantisiyle, bir dünya markası olma yolunda ilerlemekte... Zeyneplerin yazlığına yaptıkları -sözde- polis baskını tam bir ters köşeydi. Son ana kadar zerre aklıma farklı bir şey gelmedi ama ne zaman ki, bir polisin özenle kameraya arkasının dönük tutulduğunu gördük, işte o zaman bir coşku, bir sevinç dalgası evin içinde... Mahir bu işi de çözmeyi başardı ama sonuca ulaşılacak mı muamma. Zira, yazlıktan kutuyu alıp dışarı çıktıklarında birisinin onları fotoğrafladığını gördük. Bu eğer Filiz'in Mahir'in peşine taktığı bir dedektifse yandık. Artık o da bu işlerin içerisine dalacak demektir. Kutuyu ele geçiremese bile Zeynep'le olası bir iş birliği, Hülya için her şeyi kâbusa çevirebilir. Hele kutuyu ele geçirirse, iki kat daha vahim durum. Bakalım, bu nokta nasıl işlenecek.


Filiz'in içerisi dolmuş taşmışken, artık ondan her şeyi beklerim. Ama çok rica ediyorum, karakterin konuşma tarzı biraz olsun törpülensin. Fransız mürebbiyeleri gibi, 'r' yerine sürekli 'q'ya abanmasından fenalık geldi. Yani daha ne kadaqqq çekilebiliqq bu duqqqum bilmiyoqqqum. Beni sorarsanız, televizyonun sesini kısıyorum... Bu arada Filiz'in ablası olarak kadroya dahil olan Filiz Ahmet hoş geldi. Kendisini çokça severim ve her ne kadar kötü bir karakterin kumaşını giyecek olsa da, izlemekten büyük bir keyif alacağım...


İzlemekten keyif aldığım şeyler dizi içerisinde zaten çokça. Kerim'le Hülya'nın kavgalarını bile, keyifle izliyorum mesela. Kerim'in Hülya'yı karşısına alıp güvensizliğini haykırırken araya sıkıştırdığı kelimelerden, onun için ne kadar endişelendiğini anlıyorum. "Seninle konuşmamız daha bitmedi!" diye haykırırken, aslında tek derdinin yanında daha fazla kalmasını istemek olduğundan da eminim... Bir bölümde doğan bu güvensizlik hali çok uzun sürmedi ama kısa süre içerisinde yeniden peydah olması garanti. Mâlum, Hülya'nın her şeyi saklayarak çözmesi gereken çok fazla derdi var ve her geçen hafta bunlara bir yenisi daha eklenmekte. Peki, son sahnede çekip giden Hülya'yı Kerim yalnız bırakacak mı?.. Bu gidişin uzun soluklu olacağını sanmıyorum. Ne olursa olsun, bu saatten sonra Hülya, Kerimsiz yapamaz...


Melek'e de değinmek istiyorum aslında ama nedense hiç içimden gelmiyor. Karakter için çizilen yol, yaratılan olaylardan ve bu olayların gidişatından memnun değilim ben. Özellikle de Kaya ile ilintili olan kısımlarından. Şuan için Melek/Kaya ikilisinin sahnelerini de, başına gelenleri de hiç merak etmiyorum. Bu nereye kadar böyle gider bilmem ama devreye tekrardan Hüseyin girdiğinde ortalık karışacak. Zira artık karşısında Kaya gibi saf bir karakter bulamayacak. Melek'in yanında çalışmaya başladığı Kemal'in bir aşk denizine dalacağı kesin. Hüseyin'in ise onu o denizden çıkarmak için girişeceği mücadeleyi izleyeceğiz şimdi. Bakalım, Melek'i yanında tutmayı başarabilecek mi?.. Uğur Karabulut da diziye hoş geldi...

Hayat Şarkısı bize hayatımızın karanlık noktalarını, her biri için nasıl mücadele etmemiz gerektiğini ve ettiğimiz mücadelenin sonucunda elde edebileceğimiz zaferler ya da yenilgileri göstermekte. Bunlardan ders almamız gerekir mi; tartışılır. Ama 'iyi' olmak için çaba sarf etmemiz gerektiğini aşıladığı kesin.

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder