23 Mayıs 2016 Pazartesi

Hayatımın Aşkı: Aşk mücadele gerektirir..


Aşık olmak da, aşkı elde edebilmek de aslında çok kolay değil. Hep bir mücadele vermen gerekir. Ya kendi içinde ya da o aşkı kazanmak uğruna çabalayarak. Ama unutulmamalı ki, elde edilemeyen aşk daha değerlidir. Mücadelesi daha hisli olur. Kazanamamak sıradan bir hâl aldığındaysa, kabullenmesi bir o kadar zordur... Gökçe'nin tutunduğu aşkın bizi nereye götüreceğini tam olarak bilemiyoruz ancak, şundan eminiz; mücadelesini izlemek kesinlikle çok keyifli...

2. Bölüm


Gökçe için hayatın kolaylıklardan ibaret olduğunu söylemek çok zor. Karakterin sadece uyanması bile, gördüğü rüyalar sebebiyle başlı başına bir olaylar silsilesini tetiklemekte. Her sabah başka bir duygu yoğunluğunun esiri olması da, bir yerde çaresizliği. Tek emeli var, o da evlenmek. Ama iş sadece evlenmekle bitiyor mu, evlenmek kazanç mı yoksa büyük bir kayıp mı iyi düşünmesi gerekiyor... 


İnsanın çevresinde her zaman örnek gösterilen birileri vardır. Bazen komşunun çocuğu, bazen hiç sevmediğin yakın bir akraba. Bazen en yakın arkadaşın, bazen de en en büyük rakibin. Sonuçta kendinin ne hissettiği ve nasıl olmak istediğin önemli. Baskıyla elde edilen zaferler değerinden bir şey kaybetmez ama içteki etkisi, hiçbir zaman arzu edilen kadar kıymetli değildir... Bu sebeple Gökçe'nin, "evlilik de evlilik!" diye tutturmasına birçok farklı açıdan bakılabilir. Gerçekten evlenmek istediğini şahsen ben düşünmüyorum. Tam da o örnek gösterilme durumu ve özellikle de "başkaları ne der?" çıkmazı bunu ona itiyor. Günün sonunda da kazanan olacağı kesin lâkin, bundan  on yıl sonra sergilediği tüm emeğe lanet okumayacağının hiçbir garantisi yok. Onu izlerken gülüyoruz, eğleniyoruz ama aslında büyük bir çaresizliğin esiri olduğunda da hemfikiriz...


Demir'i elde etmesi uzun vadede pek kolay olmayacak. Hele sonu gelmeyen sakarlıkları ve içerisine düştüğü olumsuz durumlar işi daha da zorlaştırıyorken. Tabi tüm bunların iyi tarafı, Demir'e biraz daha yakın olma şansı. Bir bölümde -her ne kadar gerçekleşemese de-tekneyle geziye çıkacak mesafeye geldi bile. Yani en büyük handikabı, bir yerde de en büyük kazancı. O uzun vadenin bir noktasında, Demir için Gökçe'yi kabullenmek eğer kolaylaşırsa; işte o zaman yaşadı. Sadece Gökçe değil, Demir de yaşadı. Zira hayatı boyunca görüp görebileceği en renkli karakter var karşısında.


Şuan için gidişat ikisinin aşkı yolunda ilerlemekte ama ben kısa süre içerisinde hikâyeye daha çok dahil olacak Kaan faktörüyle, dengenin biraz olsun değişeceğini düşünüyorum. Demir'i geçmişte tanıyan-ki hali tavrıyla daha çok aldattığı eski sevgilisi gibi duran(?!)- Kaan'ın bu durumu lehine kullanmak için mücadele edeceğinden eminim. Şimdilik daha çok kısa ve genele hiçbir etkisi olmayan çıkışlarını izliyoruz. Herhalde bir yerden sonra bu durum değişir? Karakteri şahsen bu kadar pasif görmek istemiyorum ben...


Hande Doğandemir, kesinlikle insanüstü bir performans sergiliyor. Ve baştan sona falsosuz bir Gökçe ortaya çıkardığı kesin. Kendisiyle ne kadar gurur duysa az. Biz izlerken yoruluyorken, onu düşünemiyorum. Senaristlerimizin yükünü hafifletmesi kesinlikle şart...


Serkan Çayoğlu'nun sanırım her geçen hafta biraz daha aşama kaydettiğini görüp, keyifleneceğim. Açık konuşmam gerekirse, Kiraz Mevsimi'nin Ayaz'ına daha iki bölümde tur bindirmiş durumda. Bundan sonra çizgisini nereye taşıyacağını da ayrıca merak etmekteyim... 


Sonuç olarak, geçtiğimiz haftaya nazaran baştan sona keyif veren bir bölüm vardı bu hafta karşımızda. Gökçe yine her an ve her yerdeydi ama daha az battı bu durum gözüme. Tabi hâlâ Demir'i, Kaan'ı ve diğer karakterleri de ağırlıklı görmek ve Gökçe'den bağımsız hayatlarını daha çok izlemek istediğimi belirtmeliyim. Şuan için tüm karakterler sadece ona hizmet ediyor ve böyle devam etmesi durumunda bir sıkılganlık doğacağı kesin... 

Demir için farklı bir hikâye açılımı başladı misal bu bölümde. Onu elde etmek için çaba sarf eden bir 'yılaaağğn' katıldı diziye. Lâkin, ben kendisini hiçbir yere koyamadım. Sakil bir şekilde sırıtmakta göründüğü her sahnede. Bakalım Demir'i elde etmek için ne kadar ileriye gidecek ve bunu fark ettiğinde Gökçe'nin devreye girmesi dengeleri nasıl değiştirecek? Şahsen kıskanç Gökçe'yi de görmek isterim...

Jenerik kısmına da değinmeden olmaz. Üçüncü bölümde kesinlikle bir jenerik olmalı. Böylesi başarılı bir jenerik müziği varken neden yapılmaz, onu da anlamıyorum...


Ve üçüncü bölüm fragmanı... Açıkçası sadece hayâllerde mutlu olan bir Gökçe izliyoruz. İşte tam da bu sebeple, gelecek bölüm az hayâl, çok gerçek ve bir o kadar da mutluluk görsek; tadından yenmez.

Beklenen Kral

2 yorum :

  1. Ben utanç anlarında sesi kısıp televizyona bakamadım ama genel olarak zevkle izledim. Sizin eğreti duruyor demeye getirdiğiniz iyi aile kızı numaraları çeviren kızların hikayesi de çok ilgimi çekti. Bakalım nereye kadar varabilecekler. Az dizi seyrettiğim için oyuncuların çoğunu ilk defa izledim ama iyiler. Gökçe'nin kız kardeşi İnadına Aşk'ta Defne'in önce rakibi sonr destekçisi olan kızı oynuyordu, burada da sevdim. Gökçe'nin arkadaşı kızı da bir yerden gözüm ısırıyor ama çıkaramadım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gökçe'nin arkadaşını Fatih Harbiye'den, Mutlu Ol Yeter'den hatırlıyor olabilirsiniz

      Sil