6 Haziran 2016 Pazartesi

Hayatımın Aşkı: Bir gönül hâli...


Kabul etmek lazım ki, bazen gerçekten gözümüz kör oluyor. Yanı başımızda olanı görmüyoruz da uzaklardan medet umuyoruz. Bizi bizden çok sevecek ve sevgimizi hak edecekler dururken, beş para etmezlere kaptırıyoruz gönlümüzü. Pişman oluyoruz sonunda ama iş işten de geçmiş oluyor. Tabi bazı durumlarda şans hiç olmadığı kadar erken gülebiliyor... Peki hâlâ gerçekleri görmekte zorlanıyorsak? Medet umduğumuzdan değil, bizi sevenden kaçıyorsak?..

4. Bölüm


Yeliz gibi sinsiler hayatımızın her döneminde bir şekilde karşımıza çıkmıştır. Alenen çevirdiği dolaplar herkesin gözüne batarken, kurbanı olanın gözünü hiçbir şey görmeyecek duruma getirirler. Genelde de o kurbanlar hep en sonunda duruma uyanır ve büyük bir pişmanlığın beraberinde getirdiği hüznü yaşarlar. Aslında öylelerine hiç üzülmem. İnsan gerçekleri görmemek için bu kadar çok direniyorsa, başına gelen her şeyi kabul etmiştir... Şansa Demir de böyle olmadı. Meselenin çok fazla uzatılmadığına seviniyorum açıkçası. Geçtiğimiz bölüm arkadaşının Yeliz'le ilgili söylediği gerçeklerin ardından, bu hafta o meselenin kapanışı yapıldı. Elde tutulabilecek hiçbir artısı olmayan Yeliz karakterine de veda ettik. Peki bu Gökçe'ye ne kadar yaradı?..


Demir'e kendini göstermek için resmen çırpınıyor Gökçe. Elinden ne gelirse yapmaya o kadar hazır ki, bu bir yerde oldukça da yıpratıcı... Karşılığını görüp göremeyeceği belli olmayan bir aşkın peşinden koşmak ne kadar kolay olabilir ki? Telkinler geldikçe vazgeçip, en ufak ışık gördüğünde tekrardan koşa koşa mücadeleye girişmesi de bana sorarsanız biraz zayıflık. Bu evlilik sevdası kızı resmen oyuncak etti. Bu uğurda Yeliz'in gerçek yüzünü gösterme mücadelesiyse başarı ile şükür ki son buldu.


Geçtiğimiz bölüm Demir'in söyleminden umut edinmiştim ama devamında olanlar ve ilk fragmanı gördükten sonra, inandığı yoldan gitmeye devam edeceğini düşündüm. Gelen ikinci fragman ve bölümde olanlar, durumu tamamen değiştirdi. Demir zaten Yeliz'in gerçek yüzünü biliyor ve şimdi de o ona oyun oynuyordu ama sonunda oyunu bitiren Gökçe oldu. Duygularını Demir'e göstermesi açısından da ayrıca güzel bir sahneydi. Demir'in bundan sonra Gökçe'ye biraz daha farklı davranacağını düşünüyorum ama bir aşk halen beklemiyorum. Öpüşme mi?.. Ramazan'da ne öpüşmesi?. Bu bir ay boyunca el ele tutuşan çift görsek, öpüp başımıza koymamız gerek. O öpücük bir gün elbet gelecek de, bundan on mu yirmi bölüm sonrası mı muamma...


Hem Demir'le Gökçe öpüşemeden, Kaan'la bir öpücük de izleyebiliriz... Kaan imalarıyla açıkça Gökçe'ye karşı bir şeyler hissettiğini belli ediyor artık. Gökçe her ne kadar şimdilik her şeyi 'arkadaşlık' olarak yorumluyorsa da, elbet anlayacak Kaan'ın niyetini. Demir'in yaşadığını bir yerde kendisi de yaşıyor. Belki de onun için doğru kişi Kaan, onu da bilemeyiz ancak göreceğiz. Şahsen ilerde Demir yerine Kaan'la Gökçe yazılırsa da ses çıkarmam. Senaryonun rotasının bizi nereye sürükleyeceği şuan ki düşüncelerimizden daha değerli benim için... 


Komedi tarafına da bakalım biraz... Gökçe'den bağımsız olarak, ailesinin her bireyi ayrı fenomen olma özelliği taşımakta. İçlerinde en akla izana uymayan kişilik Bartu gibi dursa da, Yonca da aslında ondan çok farklı sunulmuyor. Gördüğü her yakışıklı erkeğe meyleden, sonunda Kaan'ın amcasına-dayısı da olabilir- yürüyen ve bu uğurda ablasını yeğenlerini ve hatta kendini restorana aşçı olarak aldıran karakterin; çok da aklı selim olduğunu söyleyemeyiz. Yonca Evcimik olmadığını iddia için giriştiği bu oyunla, yaşına yaptığı gönderme kendisiyle ne kadar barışık olduğunun da ayrıca göstergesi. O kaç yaşında olursa olsun, hep bizim Çılgın Bedişimiz olarak kalacak; o da burada dursun... Yalnız not da düşmek isterim ki, bazen fazla abartılıyor. Tamam karşımızda doğrudan Yonca Evcimik yok ama sonuçta o temsil ediliyor. Marka imajı da, en az öz güvenli görünmek kadar önemli bence...


Yazın çok başında başlaması ve her hafta başka bir spor organizasyonu yüzünden reyting sıkıntısı çekmesi sebebiyle, dizi keşke Temmuz ayında mı ekrana çıksaydı diye iyice yana yakıla düşünmeye başladım ben. Böylesi başarılı bir kadronun harcanmasını istemeyiz neticede. Umarım bundan sonra dizi reytinglerini toparlar ve tek derdimiz "Kaan ne zaman Gökçe'ye aşık olacak?" olur...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder