13 Haziran 2016 Pazartesi

Hayatımın Aşkı: Nereye kadar istemezük?


Hayatın her anı karmaşıklıklarla doluyken, aşık olmak ve öyle kalmak gerçekten zor olsa gerek. İnsanın düşünmesi için yüzlerce derdi duruyorken, ona bir de aşkı dahil etmek çok radikal bence. Evet, aşkı 'dert' olarak görenlerdenim. Belki hiç aradığımı bulamamamdan, belki de fesatlığımdan. Şuan için ikisi de olası ama gerçek olan şu ki, aşk için her daim mücadele etmek gerek...

5. Bölüm


Gökçe'nin her hafta nasıl şekilden şekle girdiğini görerek bile buna rahatlıkla kanaat getirebiliriz. Demir'i elde etmek için elinden geleni yapıyor ama görünürde kat edebildiği hiçbir mesafe yok. Demir'in soğuk benzi ve uzak durmaya çalışan halleri, hiçbir sır vermiyor yanındayken bu mücadeleye dair. Geçtiğimiz bölümün sonunda bankta öpüşmeyle sonuçlanacakmış gibi duran o kesit ise ani bir çekimdi sadece. Demir de hemen sonrasında, yaşanmamış dahi olan o çekimin pişmanlığıyla bunu gösterdi. Ama kendi içinde Gökçe'ye karşı hissetmeye başladığı bir şeylerin olduğu çok açık. Yalnız kaldığı her seferinde düşünceleri, hissettikleri o yanındayken sergilediği tavırlardan bambaşka zira. 


Tabi hâlâ uzun vadede hiçbir gelişme beklemiyorum ben. Ne zaman ki Demir, Gökçe'yi kaybetmekle yüz yüze gelir, işte olursa o zaman olur bir şeyler. O zamana kadar Gökçe'nin beklemesi gerekecek. Tam bir çok bilinmeyenli denklem. İşin ucunda komedi olmasa deli gibi isyan da ederim ama ikilinin yan yana enerjisi o kadar yüksek ki, bu denklemi çok da kafaya takmıyor insan izlerken.


Sırf Demir'i etkilemek için Japonca bildiğini söyleyen ama bilmemesi yüzünden başına olmadık işler açılan Gökçe'nin o komik hallerini izlemek bile yeterdi. Demir'in de, onun Japonca bilmediğinden haberi vardı da sırf gıcıklığına bunu yaptı gibi bir hisle içimizi doldurmasına ne demeli peki? Gerçekten çok önemsediği bir görüşmeyi, Gökçe'ye bu kadar güveniyor mu ki, riske attı? Yoksa, bizim hissettiğimizden daha öte bir şeyler mi besliyor Gökçe'ye karşı? Tamam, tamam abarttım. Ama insan azıcık mantık aramaya çıkınca, ipin ucunun çekilmediği nokta kalmıyor. Bazen de karşına tutarsızlıklar çıkıveriyor...


Kaan meselesi de birkaç bölümdür kafamı bulandırıyor. Karakterin katettiği hiçbir mesafe yok ve bunu hak etmediği mâlumunuz. Daha önde olması gereken karakterlerden. Bu bölüm Demir'in o şanssızlığı kırıldı. Sırada da Kaan var. Sahneler eşit yazılırsa, tadından yenmez kısacası. Bartu'yu bölümün başından sonuna her şeyi ve herkesi trollerken görmekten iyidir diye düşünüyorum, üç başrolümüzü daha çok izlemek. Hele de şimdi Demir'in kardeşi Duru geliyorken ve fragmandan anlaşıldığı üzere Kaan'la bir geçmişleri varken... Onun Demir'e karşı geçmişten gelen tavrının sebebi de böylece anlaşılacak. Durum daha net aydınlandığında, özellikle Kaan'ın bu hafif çekingen ve kırgın halini de çözeriz belki. Bakalım Duru karakterlerimizin geleceğini nasıl etkileyecek ve özellikle Gökçe Kaan olası aşkına bu nasıl yansıyacak göreceğiz. 


Belirli bir fan kitlesinin Gökçe Kaan aşkı istediği bir gerçek. Ama o gerçeğin altında bambaşka sebepler yattığını da düşünmüyor değilim. ZeyKer ve ÖyAz severler, bu çiftler yerini başka çiftlere bırakmasın istiyorlar. Kaan'ı da mahallenin uslu/zararsız çocuğu olarak gördüklerinden, Gökçe onunla birlikte olsun diyorlar. Ama eminim şimdi istedikleri bu çift, gerçeğe dönüşürse ona da duvar örecekler. Şunu unutmamak lazım; izlediklerimiz birer dizi ve oyuncular da sadece o karakterlere hayat vermekteler. Bu kadar büyük bir 'istemezük' tavrıyla karşı tarafa savaş açmaya hiç gerek yok. Zira bu kazananı olmayan bir mücadele. Sevmek ve sevdiğini koşulsuz şartsız her rolde ve partnerle kabul etmekse paha biçilemez...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder