5 Ağustos 2016 Cuma

Yüksek Sosyete: Ben varım...


İnsanın mücadelesi hep kendisiyle olur aslında. İnandığı, bildiği, bildiğini sandığı ya da aldandığı her şeyin gölgesinde yaşar. Ve onlar bazen canını da oldukça yakar ama değer verdiğinin canı yanmasın diye de kırk takla atar. Kim canının bir parçasının, kendisi gibi kahrolmasını isteyebilir ki? Kim, kendisiyle birlikte o kör kuyuya o'nu da çekebilir? Kim gerçekten seviyorsa bunu yapabilir? Aslında bu sorunun cevabı "kimse" olmalı ama söz konusu Süreyya olduğunda işin rengi aniden değişiverir...

7. Bölüm 


Olabilecek en tutarsız bahanelere tutunan, inandıkları, bildiğini sandıkları uğruna hem kendine hem de canının bir parçası olan Cansu'ya hayatı zehir eden Süreyya'ya insan ne dese bilemiyor gerçekten. Bir insanın tüm felaketlerinin sebebini kızı olarak görmesi kadar kötü bir şey olabilir mi? Onca zamandır içerisinde tuttuğu, kinini taşıdığı, üzerine "uğursuz" lâkabı taktığı şey, rahminin alınması ve ailesinin doğuma gelirken uçak kazası geçirmesi mi? Sanırsın 20'sinde alınmış rahmi, sanırsın fırtınayı telepati yöntemiyle Cansu çıkarmış. Bunlar asla güçlü sebepler değil. Süreyya'yı haklı çıkartmak şöyle dursun, ekranda izleyen herkesin kendisinden nefret etmesini sağlayan sebepler oldu her biri. Hem, konuya tam vakıf değilim ama vakıf olaranların ortak görüşü belirli bir yaştan sonra rahmi aldırmanın zaten oldukça sağlıklı olduğuydu. 


Sonuçta dediğim gibi 20'sinde de alınmadı rahmi Süreyya'nın. 10 çocuk daha yapma arzusu taşımıyorduysa-ki biyolojik sebeplerle istese de zor-, bunu dram malzemesi yapmaması gerekiyordu. Bir de mesele şu, Metin zaten gitmeyi kafaya koymuş. İlla ki bir şeyi bahane edecekti. Süreyya bunun farkında değil mi sanki?.. Elbet yaptığı tüm bunlardan pişmanlık duyduğu, Cansu'dan yana yakıla özür dilemeye çalışacağı zamanları da göreceğiz. Ancak, ne olursa olsun; karakterin dev saçmaladığı gerçeği değişmeyecek. Üzgünüm ama öyle... Karakter saçmalıyor ama Zuhal Olcay döktürüyor tabi. O nasıl dehşet bir performanstı öyle, kumaşına sağlık...


Cansu duydukları karşısında yıkıldı, yetmedi; kendisi de 'uğursuz' olduğuna inanmaya başladı. Çaresizlik gözlerinden yaş olmuş sicim sicim akarken, Süreyya'nın derdi hemen koca adayına gidip kur yapmasıydı!.. Yahu kızı yerin dibine soktun çıkarttın zaten. Hâlâ nasıl böyle bir şey bekleyebilirsin? Nasıl acımasızlık bu?.. Kerem olmasa o dümbüğe ne kadar süre daha katlanırdı bilemiyorum ama adamı yumruklaması da yine Cansu'nun başını ağrıtacak bir sebep olacak. Kulağına geldiği anda Süreyya'nın keskin tavrını izleyeceğiz. Yine suçlayacak, yine bağıracak, yine 'uğursuz' diyecek... 


İşte Cansu'nun bu sebeple yapması gereken şey, kalbinin götürdüğü yere gitmek. İlk aşamayı tamamladı. Olivia'yı buldu. Arkadaşlıklar edindi ve kalbini görür görmez Mert sandığı Kerem'e kaptırdı. Şimdi de onun peşinden gitmeli. Asla vazgeçmemeli. Ece'nin yersiz triplerini de takmamalı. Bölüm sonu bu sebeple oldukça değerliydi. "Bize bak demiştin ya, baktım. Ben varım..." Evet, tam da böyle olmalılar işte. Zira Kerem, Cansu'nun her kötü durumda sığınabileceği tek liman. Aralarındaki yalan mevzusu can sıkıcı kısmı konunun ama çok da büyütülecek bir şey değil. Hem Cansu'ya daha cazip bile gelebilir, sosyetenin kalbinden olmayışı Kerem'in. Kerem zaten kör kütük aşıkken, kim olduğunu asla umursamayacaktır Cansu'nun. Yani onların aşkı en derinden yaşanmayı hak edilenlerden. Birçok zorlukla karşı karşıya kalacaklardır elbette dizi boyunca ama asla birbirlerinden vazgeçtiklerini görmek istemem. Buna gerek yok da zaten...


Ece'nin Cansu'ya olan tavrını ilk aşamada, oldukça çocuksu olarak değerlendirdim. Yalan mevzusunda oldukça hassas olduğunu üstüne basa basa belirtmesinden böyle bir olayın gelişeceği belliydi zaten. Ama belirtmek istediğim şey, bu yalana dahi böylesine sert ve keskin bir tepki veriyorsa; Cansu'nun aslında çok zengin bir ailenin kızı olduğunu, Mert'in aslında Kerem, Kerem'in aslında Mert olduğunu öğrendiğinde nasıl bir tepki verecek? Kendini mi asacak, yastığı kafasına bastırıp boğulma mücadelesi mi verecek?.. Daha ilk ve diğerlerine göre en masum yalanda böylesine keskin tepkiler veriyorsa, onlar için tavır kestirmesi çok zor oluyor. Bakalım, nasıl olacak sonu. Ama çıta baya yükseldi söyleyeyim.


'Asistan' diye seslendiği, Kerem sandığı Mert'in aşk rüzgarına kapılmaya başladı. Mert desen zaten neredeyse onu ilk gördüğü günden beri deliler gibi aşık. Gücünün nereden geldiğini göstermeden nereye kadar Ece'nin her istediğini ayaklarına serer bilemiyorum ama onları böyle izlemek gerçekten oldukça keyifli. Ece-Cansu küslüğünden sonra tamamen drama dönen dizinin, gülen yüzü olmayı başarıyorlar. Cansu ile Kerem'in anlık mutluluklarının yanında, daha cazip geliyor bir de. Bu arada o nasıl öpmekti öyle Ece?.. Artık kalbinin yeni sahibi Mert olduğuna göre, Cansu'yu da daha kolay affedecektir sanıyorum. Ta ki, diğer gerçeği öğrenene kadar...

Geçtiğimiz hafta bölümü izlerken oldukça sıkıldığımı gönül rahatlığıyla yazabilirim. Bu hafta ise yer yer aynı duygulara sahne olsa da içim, genel itibariyle keyifli bir bölüm izlediğimizi söyleyebilirim. Evet, bir dram dizisi izliyoruz ama ilk bölümlerde olduğu gibi içerisindeki komedi dozunu asla kaybetmemesi gerekiyor bence, Yüksek Sosyete'nin. Zira diğer dram dizilerinden bir farkı kalmamış oluyor böyle...

Bir de önemli bir gelişme; bu bölüm itibariyle Metin Balekoğlu ve ekibi diziden ayrıldılar. Onun bakış açısıyla izlemeyi o kadar çok seviyorum ki, Kiralık Aşk'tan ayrıldıktan sonraki bölümde resmen ambale olmuştum. Umarım bu sefer de öyle olmaz. Kendisine emekleri için teşekkürler. Yeni yönetmen Feride Kaytan'a ise başarılar. Kendisini Acemi Cadı, Kolej Günlüğü, Vicdan, Hayat Yolunda dizilerinden tanıdığımızı da not düşeyim. Hoş geldi...

Beklenen Kral

4 yorum :

  1. İlk bölümde küçük farklar hariç orijinaliyle aynı gidecek gibi duruyordu Yüksek Sosyete. Şimdi hepten kendi yolunu çizme havasına girdi. İtiraf edeyim orada başrolü oynayan kızı hiç sevmediğim, bizdeki çifti de çok tatlı bulduğum halde, ben orijinalini tercih ederim. Üstelik en sevdiğim Kore dizilerinden biri değildi; en fazla "eh" diyebileceğim bir yapımdı. Yine de bizimkindeki konudan sapmalar renklendirmemiş de klişelerini arttırmış sanki. Ben de yer yer çok sıkılıyorum.
    Yazılarına yorum girmeyi özlemişim herhalde; uzattıkça uzattım 😆😆

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buradan anladığım, keşke orijinaliyle birlikte gitseymiş oldu. Çünkü klişeler ve sırf dram olsun diye yazılan sahnelerden çok sıkıldım. Tamam kolay değil onca zaman akan bir bölüm yazmak ama yani, ilk bölümler kesinlikle böyle değildi. Umarım aynı enerjiyi yakalarlar. Bu arada yaz geldi saldım. Bir de diziler hakkında her hafta yazacak bişi bulamıyorum. Ondan arada sırada yazar oldum. :)

      Sil
    2. Buradan anladığım, keşke orijinaliyle birlikte gitseymiş oldu. Çünkü klişeler ve sırf dram olsun diye yazılan sahnelerden çok sıkıldım. Tamam kolay değil onca zaman akan bir bölüm yazmak ama yani, ilk bölümler kesinlikle böyle değildi. Umarım aynı enerjiyi yakalarlar. Bu arada yaz geldi saldım. Bir de diziler hakkında her hafta yazacak bişi bulamıyorum. Ondan arada sırada yazar oldum. :)

      Sil
    3. Aynı üşengeçlik hali bende de var; öyle tuhaf bir yaz geçiriyoruz ki. Ama yine de şunu söyleyeyim: belki bu yaz haftalık yorum girmeyi istetecek kadar şahane diziler yok ama yerlerde sürünen kalitesizlik de yok. Hepsi bi biçimde izlenebilecek düzeyde sanki. Şahane Damat bile biraz düzeldi, izleniyor. Hayat Sevince Güzel geçen yazların yazlık köy dizilerinin üstüne çıktı... Durum fena değil gibi (yine mektup uzunluğunda yazdı 😳 )

      Sil