20 Eylül 2016 Salı

İçerde: İlk bakış


Polisiye dizileri oldum olası çok severim. Tabi bu konuda oldukça seçiciyim. Anlatılan ana hikâyeden başka, bölümlerin içerisine serpiştirilmiş o aksiyonlu gerilimlerin de insan kendisini çekmesini istiyor haliyle. Sadece aksiyon ya da sadece ana hikâye üzerinden yürüyen polisiyeleri bu sebeple pek sevemiyorum. İkisi ortaya karışık olduğundaysa, tadına doyamıyorum diyebilirim... İçerde'nin beni çekmesinin önemli noktalarından birisi de buydu. Konusu ortaya çıktığında ve esinlenildiği söylenen filmden bahsedildiğinde (Martin Scorsese imzalı 2006 yapımı film Köstebek), "izlemeden olmaz" dedim ve pazartesi akşamı ekran karşısına geçtim. Çok çok uzun olmasına ve üstüne de hiç reklamsız yayınlanmasına rağmen bölümü hiç sıkılmadan -yer yer kurgu içimi oysa da- izledim. Hele öylesine bir bölüm sonu yazılmıştı ki, sezon finali hissi verdi diyebilirim...

Kemik kadro

Dizinin kemik kadrosu, Çağatay Ulusoy (Sarp), Bensu Soral (Melek), Aras Bulut İynemli (Mert), Damla Colbay (Eylem), Çetin Tekindor (Celal), Mustafa Uğurlu (Yusuf), Rıza Kocaoğlu (Davut) ve Nihal Koldaş'tan (Füsun) oluşmakta. Ay Yapım imzası taşıyan İçerde'nin yönetmen koltuğunda Uluç Bayraktar otururken, senaryosu Ertan Kurtulan ve Toprak Karaoğlu'na emanet...

Kısaca hikâyeye değinirsek...

Aslında paralel bir birbirinin içerisine sızma oyunu diyebiliriz İçerde için... 


Çocukken önce babası hapse giren, ardından da erkek kardeşi kaçırılan Sarp için hayat elbette hiç kolay olmamıştır. Doğrunun yanında durmak için verdiği mücadeleyle, olmaya çok yaklaştığı polislik şansını ise mezuniyetine bir hafta kala okul müdürü Yusuf'un babasının işlediği suçları bahane etmesi sonrası kaybetmiştir. Tam, Hayat sıra sıra terslikleri önüne çıkartıyor derken; sonunda olayın tamamen farklı bir boyutu olduğu anlaşılır...


Mert'in hikâyesi ise biraz daha dramatik diyebiliriz. Ailesinden kopartıldığı yetmezmiş gibi, bir de üzerine sokaklarda mendil sattırılan çaresiz bir çocukluk geçirmiş. O trajedi dolu yaşamın getirdiği kötülükleri flashbackler marifetiyle gördüğümüzde ise daha da irkildik. Daha sonraysa şans yüzüne gülmüş ve polislik okuluna girmiş. Sarp ile aynı dönemde okuyan Mert, tahmin edeceğiniz üzere onunla hiç anlaşamamış ve günün sonunda Sarp'ın okuldan atılmasıyla, okul müdürünün organize suçlardaki ekibine katılma şansı yakalamış. Ancak sonradan onun da içerisinde olduğu sürecin bambaşka bir boyutu olduğu anlaşılır; Sarp ve Mert, birbirine zıt kutupların bir parçası olmak için kendilerinden artık çokça ödün vermek zorundadır...

Aslında durum bambaşka tabi...


Sarp aslında okuldan kovulmamıştır; babasının hapse düşmesine sebep olan mafya babası Celal'in güvenilir bir adamı olup içerden bilgi sızdırması için Yusuf tarafından görevlendirilmiştir... Mert ise kendisini sonradan o hayattan kurtaran Celal'e olan manevi borcunu ödemek için polis teşkilatına girmiş, Yusuf''un oyunu sayesinde tam da Celal'in olmasını istediği mertebeye ulaşıp, organize suçlardaki yeni görevinin başına geçmiştir. Aslında bir yerde Yusuf kendi kurduğu tezgahın içerisine itilmiştir. Tabi o da sonradan aslında Mert'in gerçek niyetini biliyor çıkmazsa... Ve asıl bomba ise bambaşkadır. Bu birbiri ile hiç anlaşamayan ikili, Sarp ve Mert; aslında kardeşlerdir. Sarp ile evlerinin önünde saklambaç oynarlarken kaçırılan Umut, aslında Mert'ten başkası değildir. Bu gerçek ise sonradan herkesi apayrı diyarlara sürükleyecek. Tabi ilk bölümde de,  özellikle Füsun ile Mert'in ilk karşılaşma anında bir duygu yoğunluğu görmek isterdim ama kırıntısı dahi yoktu. Sonraya kısmet... 

Eleştiri-yorum-


Dizi 120 dakikanın üzerinde bir süre ekrana geldi. Kurgu, en başından beri bölümün sonunda öğreneceğimiz gerçeğe bizi hazırladığını hissettiriyordu aslında. Ama yer yer o kadar sündürülmüştü ki, batmadı diyemem gözüme. Lâkin genel olarak sıkılmadan, keyif alarak izlediğim bir başlangıç oldu. Bölüm sonunda gösterilen 'asıl' niyetlerin sonrasındaysa, gelecek bölümlerin çok renkli olacağı kesin. Aksiyonu bol sahneler dışında, dramatik bir hikâyesi de olan bir polisiye izleyeceğimiz için oldukça sevinçliyim. Bakalım, bu herkesin birbirinden bir şeyler sakladığı içerde olma oyunu ne zaman ortaya çıkacak. Hele hele Sarp ve Mert kardeş olduklarını anladıklarında neler olacak göreceğiz... Bu arada belirtmeden de geçmeyeyim, ben Umut'u Celal'in kaçırttığını düşünmek istemiyorum. Onda küçücük çocuğu öylesine sömürecek bir taraf göremedim. Ha sonradan nasıl buldu, nasıl kurtardı orası da muâllak; izleyerek öğreneceğiz.


Her iki karakterin bir de aşk hayatı olacak tabi. Melek ve Eylem ise şimdilik beni pek de içine çekemeyen karakterler oldu. Üzgünüm ama özellikle Eylem'i bir türlü zihnimde olduramadım. Damla Colbay'ı bir romantik komedide izlemesi oldukça keyifliydi (Kanal D'de yedi bölüm yayınlanan Hayat Mucizelere Gebe'de başrol almıştı) ama heyecanlı ve oldukça tiz çıkan ses tonuyla karakterin o ciddi sahnelerinde istediği etkiyi veremediğini düşünüyorum. Belki zamanla durum tamamen değişir. Onun dışında Eylem karakterini sevdim. Mert ile iyi bir ikili olacaklardır. Tabi onun da hikâyesinin derinliklerinde bolca yara olduğu belli... 


Melek ise küçüklüğünün gösterildiği flashbackte Mert'e yardım eden o kızdan başkası değildi. Celal ikisini de yanına almış ve iyi birer eğitim görmelerini sağlamış. Avukat olan Melek, Celal'in deyim yerindeyse kurtarıcısı olmuş ve kendisi yüzünden başına bir sürü dert açılan Sarp'a yardım etmesi için yanına göndermesiyle de, bambaşka bir serüven başlamıştır. Daha ilk dakikadan birbirini yiyen ikilinin nasıl bir aşka tutulacağını az çok tahmin edebiliriz sanıyorum... Bensu Soral'ı izlemek keyifliydi lâkin, ondan da tam "vay be" kıvamında etkilenemedim. O kadar güçlü ve etkili bir avukat olduğuna da inanmadım. O kendinden emin olma halini sonraki bölümlerde göreceğiz sanırım. Bakalım...


Çağatay Ulusoy karakterine cuk diye uymuş. Sergilediği performans oldukça etkileyiciydi. Tek sıkıntım herkesin olduğu gibi benim de, saçlarıyla. Neden kestirmesi tercih edildi bilemiyorum ama uzatırsa şahane olur. Daha önce oynadığı Emir karakteriyle karşılaştırmamak çok zor oluyor gerçekten... Aras Bulut İynemli deli, hatta hafif de manyak bir karaktere ilk defa hayat vermiyor. Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin Mete'sinde de böyle saykoluklar vardı. Daha ilk dakikadan Mert'in arıza bir karakter olduğu gösterildi ve bence karaktere çok yakışmış. Tabi ondan başkası giyse, yüzde yüz Mert'i itici gösterirmiş. Bu da onun kumaşının şansı. Mert ile ne kadar fazla delireceğiz, merak etmiyor değilim... 


Çetin Tekindor için ağzımı açmam söz konusu olamaz. Ama şiveli Celal'i oldukça sevdim. O kadar güzel sunuyor ki şiveyi, rahatsız olunması mümkün değil. Karakterinin 'babacan' bir tarafının çıkacağını ve aslında o kadar da kötü olmadığını göreceğimizi umuyorum (umduğuyla kaldı). Mustafa Uğurlu da keza, Yusuf'a en başında bir ayar olmadım değil ama "bunların hepsi bir oyun" diye diye izleyince, karakterin o sert duruşunu oldukça sevdim. Tek temennim Mert'i süründürmesi... Eğer bir şekilde gerçeği öğrenmezse sonunda kalpten gideceğini düşünüyorum Füsun'un. Bir karaktere bu kadar çok yüklenilmemeli gerçekten. Hiçbir zaman ilgi göstermemiş kocası hapiste, bir oğlu kaçırıldı, diğeri de mafyanın içerisine girdi girecek; lütfen bir hâl çaresi bulun, gerçeği söyletin kadıncağıza. Nihal Koldaş'ın o sert, hafif otoriter ve bir o kadar da naif halini çok sevdim. Bir de o kadar elit ki, insan ağzını açıp da laf edemez. Celal aşık olur mu dersiniz?..

İlk bölüm itibariyle hayâl kırıklığı yaratmayan ve gelecek için umut vaat eden bir dizi olduğunu söyleyebilirim İçerde'nin. Reyting sonuçları nasıl olacak bilemiyorum ama iyi bir sonuç alırsa kesinlikle şaşırmam. İlerleyen haftalarda daha çok seyirci çekeceğiyse kesin. Yeter ki Show TV tekrarlarını sık sık yayınlasın ve seyirciye sevdirsin. Bakalım, Sarp ile Mert'in içerde olma oyunu bizi hangi maceralara sürükleyecek?..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder