11 Ekim 2016 Salı

İçerde: Güvendiğin dağlara ya kar yağıyorsa?..


Güven duygusunu kazanmak çoğu zaman kolay değildir. Özellikle de etrafında sürekli aldatan insanlar olduğunu bildiğin zaman. O duyguya sarılmanın ne kadar zor olduğunu bilerek, güvenmeye çalışmak da cabası. Açsındır çünkü. Nereye kadar bir başına mücadele edebilirsin ki?.. O eşiği geçtikten sonra da her şeyin toz pembe olmasını bekliyorsun ama yanılıveriyorsun. Güvendiğin dağlara kar yağarken sen, bu uğurda yaptığın her şeyi sorgulama ihtiyacı duyuyorsun... Tıpkı ilerleyen bölümlerde Sarp ve Mert'in yapacağı gibi. İçerde olma oyununu, bir içerde kalma zayiatına dönüştüren Yusuf ve Celal'e de yazıklar olsun...

4. Bölüm


Sarp için kardeşini bulmak her şeyden öncelikli ve attığı her adımı da bir gün Umut'u bulacağı umuduyla güçlendiriyor. Onu bu umut üzerinden dirayetli tutmak tamam da, işin içerisine yalan girince işler birden değişiyor. Yusuf'da bir şeyler olduğunu en başından beri tahmin ediyordum. Elbette Necip'in o olduğuna inanmıyorum ama emeline ulaşmak için gözünü kırpmadan yalan konuşabilme ihtimalini sevmedim. Sarp'ı, Celal'e iyice bilemek için giriştiği oyunun sonunda kendisi kârlı çıkacaktır tamam da, bu yalanın ortaya çıkma ihtimalini hiç mi düşünmüyor? Yahu çocuk sırf kardeşini bulmak için kariyerinden vazgeçti, bile isteye siciline kara lekeler işletti, annesiyle arası açıldı. Yetmedi, kadın sıkıntıdan kalp krizi geçirdi. Tüm bunların üzerine sen, Sarp'n durumunu yumuşatacağına onu daha da bilemeyi seçiyorsan; iyi olduğundan şüphe ederim. Peki Necip kim? Hayâli bir karakter bile olabilir. Şu durumda çok da sakil durmaz. Ama Celal'in yanındaki o uzun saçlı adamdan başkası da olmayabilir. Altından ne çıkacak sonunda göreceğiz. 


Bir diğer mesele de, Yusuf'un sadece Necip konusunda yalan söylememiş olma ihtimali. Zira kardeşinin yaşadığını, hatta onu ara sıra gördüğünü söylemesi Mert'in aslında Umut olduğunu bildiği ihtimalini güçlendiriyor. Öylesine haylaz birini ekibine almasını da açıklar bu. Bir de kendisi kusura bakmasın ama o kadar özel polislerden seçilen ekip o mu gerçekten? Mahalle futbol takımı gibi bişi o, üzgünüm... Konumuza dönersek, eğer Yusuf bunu da biliyorsa yuh! Karakterin altından bambaşka kötülükler çıkarsa da zerre şaşırmam ondan sonra. Aslında sırf kendi kişisel hesaplaşması için görevini kullanıyorsa daha fena. Düşünsene düşmanınla aynı geminin içerisindesin ve orada barınmasını istemiyorsun. Bu durumda ne yaparsın, gücünü ve nüfuzunu kullanarak onu denize atmaya çalışırsın... Anlayacağınız, Yusuf müdürün bu bölüm yaptıkları buz dağının görünen yüzü olabilir ve bu da Sarp için tehlike çanlarının yok yere çaldığı gerçeğini daha da güçlendirir...


Hem köşeye sıkışmış durumda. Mâlum, Celal'in sakladığı o çok gizli misafiri öğrendi ve Yusuf'a söyledi. Bunu bilen üç kişi vardı; Celal, Mert ve Melek. Melek telefonda Yeşim'e söyledi, yanında Sarp olduğunu da belirtti. Okların tamamı birden ona yönelmiş oldu. Tabi bu durumda Melek de bir an için 'dışarda' saf tuttu. Sarp'ı hemen ele vermemesi, bundan sonrası için de önemli elbette ama hakkındaki gerçeğe yaklaşmaya başlarsa, onun hareket alanını çokça kısıtlar. Sarp'ın bu konuda onu iyice ikna etmesi şart. Yoksa yandı gülüm keten helva... Bir de belirtmeden geçemeyeceğim, Celal'in karısı Yeşim'i kendisine aşık etmesinin nasıl bir hayrını görmeyi düşünüyor bilmem ama bence gereksiz atraksiyonlara giriyor. Alır baltayı hadım ediverir Celal. Sonra o da, biz de bakıveririz öyle fışkıran kanın rengine...


Mert'e gelirsek, tam olarak bahtsız bedevi kendisi. Hayatı çalınmış ve bir yalan denizinin içerisinde boğulmadan yüzmeye mecbur bırakılmış. Baba dediği adam ona en büyük kötülükleri yapmış. Annesini buldu, tam belki zamanla bir şeyler hissetmeye başlar ve çocukluğunu hatırlar dedik hop, lanet Davut aracılığıyla ona da engel oldu. Yetmedi, sırf ona haddini bildirmek için kadının lokantasını yaktırma emri verdi. Melek damardan girip de, durumu kotarmasa kötülüğün zirvesine çıkacaktı yeniden. Bu sırada öylesine çaresiz, öylesine ne diyeceğini, ne yapacağını bilmez bir Mert vardı ki karşımızda gerçekten yürek dağladı. Şüphesiz ki, dizinin en şanssız, en bahtsız ve en fazla kötülüğe maruz kalmış karakteri kendisi. Tabi tüm bunlar, gerçekler ortaya çıktığında Celal'i bir kaşık suda boğması için de önemli. Bakalım, ne zaman göreceğiz o günleri...

Keyifli bir bölüm izlediğimizi söyleyebilirim. Belki Necip'in aslında Yusuf müdür olduğu çok fazla hissettirilmiş ve sonrasında ters köşe çıkmaması bazılarında hayâl kırıklığı yaratmış olabilir ama orada asıl üzerinde durulması gereken şey, Sarp'a kardeşinin yaşadığını ve ara sıra gördüğünü söylemesiydi. Yani Mert'in, Umut olduğunu bildiği gerçeğine odaklanmamız gerekiyor daha çok. Karakterin derinliklerinde bambaşka biri olma ihtimalini de göz önüne seriyor. Sadece düz bakmak yerine, meseleye farklı bir açıdan bakmamızı istemişler; o kadar. Bundan sonra neler olur bilmem ama Sarp'la Mert'in bir an önce güvendikleri dağlara kar yağdığından haberdar olması şart. Kardeş olduklarını öğrenmeleri daha uzun sürse de olur, en azından birlikte mücadele etmeye başlasınlar...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder