13 Ekim 2016 Perşembe

Poyraz Karayel: Ölmek ya da ölmemek...


Söze nasıl başlayacağımı bilemediğim anlardan birisi. Bu yazıya nasıl bir giriş cümlesi yaraşır, bir türlü bulamadım. Çünkü ne yazsam duygularımı yansıtmaktan çok uzak olacak. Bir dizi ki, sizi böylesine afallatacak... Geçtiğimiz sezon sonunda Poyraz'ı kefene sarılı vaziyette gördüğümüzde, karakterden bağımsız olarak oyuncunun diziye dair yaşadıklarını düşünüp büyük bir karamsarlığa kapılmıştım. Ancak zamanla bu karamsarlık yerini, onun ölmeyeceğine kendimi inandırmaya çalışmaya bıraktı. Diziye adını veren, izlenmesindeki önemli etkenlerin başında gelen adam ölemezdi ya?.. Sonradan bu bir umut halini aldı ve yeni sezonun ilk bölümüne geldik. Jenerikte isim görmedim, yıkıldım. İlk altmış dakika yine bir umut dedim ama bir yerden sonra artık yıldım. Umut yerini tam hüzne bırakacaktı ki, Poyrazcım Karayel karşımızda beliriverdi. Ölmemişti ve Ayşegül'ün karşısına geçmiş ağlıyordu. İki yıl önce bırakıp gittiği kadının karşısına çıkmış, tam da evlendikten sonra onu büyük bir pişmanlığın içerisine itiyordu...

63. Bölüm


Yıpranmış bir Ayşegül karşıladı bizi. Hali harap, kendisi bitikti. Uzunca süre Poyraz'ın döneceği umudunu taşımış ama bakmış gelmiyor, yanına gitmek için intihara kalkışmış. Ve tam o kaza sonrası hayatını kurtaran Çınar, sonra da hayatını olumlu yönde değiştirmeye başlamış. Tabi o olumlu yönün çok da uzun sürmesini beklemek aptallık olur. Çınar, içerisinde çocukluktan kalma bir psikolojik bozukluk taşıdığını çok net sergiledi. Daha ilk göründüğü sahnede, Ayşegül'ün evine girince etrafı garip bir edayla süzmesi bile bunu gösterdi. Ama büyük bir yıkılmışlık yaşayan Ayşegül, hayatını da kurtarmış olan Çınar'ın bu yanını görmemeyi seçmiş. Eski Ayşegül olsa, derhal halinden tavrından huylanır ve altında başka bir şey olduğunu düşünürdü. Lâkin birinci Ayşegül devri bitmişti ve ikinci Ayşegül devrinde de kendisindeki sorgulama yetisi uçup gitmişti... Eğer öyle büyük bir travma yaşamamış olsa bunu şüphesiz büyük bir sorun olarak değerlendirirdim ama yaşadıklarından sonra, bilemedim... 


Şu da var, o kazadan sonra Poyraz'ın karşısına çıkması da çok abes olur gibi geldi bana. Öldü diye sevdiğinin yanına gitmeye kalkan bir kadın ve aslında ölmeyen sevdiği... Düşünsenize yaratacağı acıyı?.. Ayşegül, Poyraz'ı kolay kolay affetmeyecektir. Hakkıdır da, lâkin affetse dahi artık geri dönülmesi çok zor bir yolun başında... Poyraz'la mutlu olmasının önünde yine büyük engeller var. Bu sefer bir tane de değil, onlarca. Ama elini kolunu en çok bağlayanı, Çınar'la yaptığı evlilik olacak. Bir kitabın arasına sıkışmış notla deliren Çınar, Poyraz'ın yaşadığını öğrendiğinde neler yapar düşünmesi dahi zor... Bakalım Ayşegül'ün bu evlilikten pişmanlık duyması ne kadar zaman alacak; en başında böylesi takıntılı bir adamı nasıl polise şikayet etmedim de, sevgilim yapmaya çıktım diye hayıflanacak...


Poyraz ne yapacak?.. İnanın hiç kestiremiyorum. Bir an sadece Ayşegül'ün hayâllerinde yaşayan ölü bir kahraman mı olacak diye düşünmedim bile değil. Ethem Özışık'tan her şeyi beklerim. Ama öyle olmamasını elbette tercih ederim... Bu iki yılı çok iyi telafi etmesi şart. Nasıl becerir bilemem fakat, yoksa kendisine mutluluk yine haram. Bir yere gitmemiştin aslında ama hoş geldin be dedem!..


Onun öldüğünden hiç şüphe etmeyen ve didik didik dünyanın her yerinde onu arayan Meltem ise resmen bizi temsil ediyordu bu bölümde. İki yıl boyunca abisinin ölmediği fikrine nasıl sıkı sarılmış ama? Ben üç ay o fikirle yaşarken daralmıştım. Bu durum Zülfikar ile arasını açacak olaylara vesile olmuşsa da, bundan sonra durum düzelecektir. Aralarına kara kedi girme ihtimali var mı? Sanki Eda bunun için var gibi... Funda Eryiğit'in giydiği Eda onlara bulaşacak mı göreceğiz...


Bu zaman aralığında en çok kim değişmiş derseniz, Bahri ve Despina derim... Sefer, Sema ve Poyraz'ın ölümü üst üste gelince onda da kontak atmış tabi. Karınca dahi incitmekten gerekmedikçe kaçınan adam, şimdi kim karşısında dursa alnının çatından vurmaya başlamış. Tabi bence bu hali on numara olmuş. Biraz da ondan ölesiye korksun herkes. Özellikle ikinci sezonda itibarı hepten yerle bir edilmişti mâlum. Despina ise benimsemiş onun bu halini. Eve gelip, bir adamı öldürdüğünü söyledikten hemen sonra yemek yiyip yemeyeceğini sormasıysa, beni bitirdi. Ona da bu hâl oldukça yakışmış. Hafifte dişli bir karaktere evrilmiş, on numara olmuş. Nevra ile sık sık karşı karşıya geleceğini düşünürsek, bu durum yararına olacak...


Nevra demişken, yok böyle bir karakter... Ayda Aksel nasıl şahane giymiş öyle rolü? Yüz metre öteden bile kadının ne kadar itici olduğu belli oluyor. Oğluna kıyamayan, Ayşegül'ü de onaylamayan Nevra'nın bu evlilikte 'kötü kaynana' vasfını kaybetmeyeceğinden eminim. Ama Bahri'yi kirli işler yapıyor diye küçük görmeden önce diğer oğluna, Yavuz'a bakmasını öneririm. Bahri'nin ahlâk yoksunu versiyonu kendisi çünkü. Hatta göründüğü ilk bölümde onu oyuna getirip, olası bir rakibini ortadan kaldırtacak kadar da sinsi bir kötü. Boşa dememişler iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır diye Nevra hanımefendi...

Bundan sonra Bahriler, Yavuz'la uğraşacak, Poyraz ve Ayşegül ise püsküllü bir belaya dönüşecek Çınar'dan kurtulmaya çalışacak. Zülfikar ile Meltem için de Eda tahminim var. Yani bir sezonu rahat çıkartacak entrika, gerilim, kötülük, gıybet; her şey güzelce dizayn edilmiş. Bakalım, neler neler göreceğiz.

Yeniden hoş geldin Poyraz Karayel!..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder