20 Ekim 2016 Perşembe

Poyraz Karayel: Zamanı geri almak mümkün müdür?..


Korku... Hüznün ve karamsarlığın tablosu, korku... Hangi umutların sonu, hangi yeni umutların başlangıcı bilinmeyen korku. Hangi amaca hizmet edersen et, arkanda bıraktıkların için hissettiğin o keskin duygu... Poyraz'ın geçtiğimiz bölüm sonunda ölmediğini öğrendik. Bu bölümde ise o iki yıl boyunca neler yaptığını, bu ölüm oyununun neden tezgahlandığını, Ayşegül'ü nasıl kandırmak zorunda kaldığını öğrendik. Ve o zamanın ardından gelen mutlulukla karışık kızgınlığın, ciğerimizi pul pul döküşüne şahit olduk...

64. Bölüm


Açık konuşmak gerekirse birçok teorim vardı, Poyraz'ın bu geçen zamanına dair. Bir geri dönme değil de tıpkı Albayın kendi hayâli kahramanı olması gibi, onun da Ayşegül'ün hayâli kahramanı olma ihtimalini bile düşündüm. Mâlum kestirilemez bir senaristimiz var ve her an ters taklaya getirmeye oldukça meraklı. Ancak, bölümün yayınlanan ikinci fragmanıyla birlikte hiç de aklıma gelmeyecek birinin önderliğinde tüm bu zamanı geçirdiğini gördük... Mümtaz'ı biz çok uzun zaman önce, Poyraz'a attığı iftiranın ortaya çıkmasıyla geride bırakmıştık aslında. Ama o, istihbaratın gizli ajanlarından biri olmuş o zaman diliminde. Ve Türkiye'deki canlı bombaların patlamasından sorumlu Ebu Mesud'un bulunup, öldürülmesi için en güçlü aday olarak Poyraz'ı göreceği tutmuş. Aslında biraz da Poyraz, kendisi kaşınmış diyebiliriz. Öldürdüğü Rus'un babasının yanına soktukları adam, fırsat bu fırsat böyle bir ölüm isteği de varken Poyraz'ı koftiden vurmuş. Gerisi de Mümtaz'ın parçalarını birleştirdiği yapbozdan meydana gelmiş. Yani o malikane baskınını yapmasa, Ayşegül'ü kurtarmanın başka bir yolunu bulsa, böyle bir zaman aralığında öldüğü düşünülmeyecek; taptığı kadın da başkasıyla evlenmeyecekti. Akılsız başının cezasını çekti diyebiliriz Poyraz için...


Ebu Mesud'u bulma serüveni macera filmlerine taş çıkartır cinstendi, rahatlıkla söyleyebilirim. Assassin's Creed: Poyraz Karayel modunda oyun oynuyorduk sanki. Sonunda Ebu Mesud'u da buldu ama gördüğü işkenceyle annesinden emdiği süt burnundan geldi tabi. Tereyağından kıl çeker gibi mesele çözebildiğini hiç görmedik zaten. Hep bir bedel ödemişti, şimdi de ödedi. Yine de vazgeçmedi. Sinan ve Ayşegül uğruna ölümü yeniden yendi. Ebu Mesud'un sonunu da kendi bomba düzeneğiyle getirdi. Yeni bir Türk kahramanımız var yani, kıymetini bilelim efendiler!.. 


Mümtaz'ı bıraktığımızda iyi bir adam değildi. Aslında hiçbir zaman iyi adam olmadı ama aradan geçen zamanda bir şeyler değişmiş gibi. Bu değişimin ya da baştan beri neden öylesine kötü olduğunun sebeplerini de öğreniriz sanıyorum. Yalnız Poyraz'ın ona hâlâ güvenebilmesine gerçekten çok şaşırdım. Onca şeyden sonra az biraz yaşadıklarının hesabını sormasını beklerdim. Sanırım o an başının 'ölümüyle' kalabalık olmasından, üzerinde durulmadı bu haklı isyanın. Ebu Mesud'un ölümüyle ülkeye dönmesi ise yeniden hüzünlere gark olmasının yolunu açtı; Ayşegül, evlenmişti çünkü... 


Tabi şimdilik bilmediği, bu evliliğin yine Mümtaz'ın bir dümeni olabileceği. Mâlum geçtiğimiz bölüm ajan olduğundan şüphelendiğimiz Eda, tam da tahmin ettiğimiz gibi çıktı. Ta iki yıl öncesine kadar dayanıyor hatta varlığı. Üzerine bir de formaliteden Poyraz'la evli. Yani iş gittikçe çetrefilli bir hâl almış. Şimdi ise Ayşegül'ün Çınar'la yaşadığı o evde Eda'nın kocası olarak yaşamasını istiyorlar. Bu demek oluyor ki, Çınarlar (muhtemelen Yavuz) istihbaratı ilgilendiren bir haltlar yiyor. O çocukların serumlarına ilaç katılarak öldürülmeleri de bunun önemli göstergelerinden olabilir. Ondan da öte bu evlilik, en başından tezgahlanmış bir dümenin ürünü gibi duruyor. Çınar isteyerek bir parçası olmamış ama kişiliğinin Edalar için bu plânda etkili olduğunu düşünüyorum. Tabi bir diğer önemli soru, madem bu adam Ayşegül'ü o kazadan kurtardı; o nasıl tezgahlandı?.. Şimdilik ona cevap bulmak imkansız tabi...


Mümtaz yine serde kötülüğünü konuşturmuş ama kişilik olarak artık onu kötü görmeyeceğiz bence. Az durulması gerekiyordu zaten, isabet olur bu da. Hem bir süre bıraksın da, Poyraz da acısını yaşasın en derinde... O nasıl yüzleşmeydi, o? O nasıl bir oyunculuktu? O nasıl bir performanstı?.. Bazen Burçin Terzioğlu'nun insan değil de başka bir varlık falan olduğunu düşünüyorum. Yahu bir insan nasıl bu kadar kusursuz olabilir; aklım almıyor... Poyraz'ın bir hayâl olduğunu düşünüp, kaçması. Bir köşeye sinip, kendisini gerçek olmadığına inandırmaya çalışması ve gerçekten yaşadığını anladığı andaysa, hesap sorma şekli inanılmazdı. İlker Kaleli ile karşılıklı resmen döktürdüler ve ciğerimizi de pul pul döktüler. Ayşegül'le Poyraz'ın kavuşmasına çok var ama bizi o ölesiye aşklarıyla bir kez daha ihya ettiler... 


Sadece Ayşegül değil, Sinan'ın da hali haraptı. O nasıl ağlamak, nasıl baba özlemi sergilemekti?.. Küçücük yaşında kocaman bir adam gibi performans sergiledi Ata Berk Mutlu. Bizi Sinan'ın hüznüne ortak edecek kadar dev olan oyunculuğuna sağlık... Sinan en başından beri babasının ölmediğini bildiği için, Ayşegül'le de başı çok ağrıyacak buraya not düşeyim. Ayşegül bu, "Seni bücür" diye ısıra ısıra alıverir intikamını. Bu ne kadar ceza olur bilmem ama...


Ve bölümün sonu... Ebu Mesud'un intikamı, yeni bir canlı bombanın ülkeye sokulmasıyla alınmaya çalışıldı. Hem de İsa'nın bindiği otobüste, tam da Poyrazlara on metre ötede... Yani bu örgütün ne başı ne de sonu var. Ayşegül'ün evlenmesine bozulup çekip gitmek isteyen Poyraz'ı da bu engelleyecek. En çok da İsa'nın bu hain saldırının bir kurbanı olması... Peki İsa ölmüş olabilir mi?.. Ethem Özışık, Poyraz'ı öldürmemesinin diyetini İsa ile ödetiyor olabilir mi?.. Tamamen bilinmez iki soru. İçinden çıkmak için fragmanlar da yeterli olmayacaktır. Bir sonraki bölümü merakla beklememizi isteyeceklerdir çünkü...


Keyifli bir bölüm izledik, başından sonuna. Poyraz'ı sahada görmeyi o kadar özlemişim ki, doyamadım desem yeri. Lâkin, giydirmeden de sonlandırmak istemem; kuzum o nasıl bir bomba patlatma sahnesiydi?.. Normal şartlarda orada insanların et parçalarının toplanması gerekmez mi? Neredeyse doğru dürüst kan bile yoktu. Üstüne üstlük, kıyafetleri de sapasağlamdı. Güzelim bölüme böylesi bir son hiç yakışmadı. Hele de bu sonun mahsulü olarak, İsa ölürse; olur sana trajedinin dik âlâsı. Bizi kilişelere boğma Ethemcim Özışık; etme, eyleme...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder