9 Kasım 2016 Çarşamba

Hayat Şarkısı: Huzur istersin ama sana kalan sadece hüzün olur...


Huzur istersin bazen. Düşünmeden geçirmek dakikaları, saatlerini. Bir daha hiç elde edemeyeceğin bir tepkiymişçesine korkmadan, sadece gülmek istersin. Hemen ardından bir felaket gelecek diye endişelenmeden, mutlu olmak. Sadece, hayatın olağan akışına ayak uydurmak istersin. Sadece nefes almak, sadece oturmak, sadece yaşamak. Başarabilir misin muâllak. Ancak, her sabah güneş kara bulutlar ardında saklansa bile yeniden doğar. İçini ısıtmasa bile, ışığını saçar... Kötü dönemlerden geçebiliyoruz. Üstesinden gelemeyeceğimizi düşündüğümüz, pes etme noktasına geldiğimiz, hatta nefes alamıyor gibi hissettiğimiz dönemlerden... Tıpkı Hülya, tıpkı Melek, tıpkı Hüseyin gibi... Hep bir çıkmaz sokak karşılarında tam dibine ulaşmalarını bekliyor. Hülya şanslı, duvarları aşmayı başarabilir. Peki ya, Hüseyin ve Melek? Duvarı aşabilecek kadar şanslı mı?..

29. Bölüm


Hüseyin-Melek aşkı çoğu zaman ilgi alanımın dışında kaldı. Bazen çektiği de oldu, bazen ne gerek var dediğim de. Bazen desteklediğim de oldu ikisini, bazen artık pes etmeleri gerektiğini düşündüğüm de... Sürekli bir mücadele halindeler. Birbirlerinden vazgeçtiler, karşı karşıya gelmemek için bahanelere sığındılar, yeri geldi kaçtılar. Ama kader bu ya, hep bir araya getirdi. Ta ki yeni bir zorluk baş gösterene kadar, azıcık mutlu oldular. Sonra, yeniden ayrıldılar... Türk dizi tarihinin en bahtsız çifti olabilir. Beraberken mutlu olmaları imkansız kılınmış resmen. Hep bir zorluk, hep bir kaos bekliyor kapılarında. Ve o kapı yine çalındı. Melek'in iki yıldır delicesine sakladığı gerçeğin, ortaya çıkma korkusu eşliğinde hem de. Tam da, Hülya'yı ikna ettiğini zannederken... 


Zeynep'i haklı görmek uzun vadede zor. Yalnız kalmaktan, Hüseyin'den ayrı kalma ihtimalinden daha çok korkuyor. Elbette işin içerisinde aşk da var ama benim gördüğüm bu. Melek'in gerçeğine ulaşmış olarak, hatta belki de Hülya'nın çocuğu olduğu tahmin ederek/öğrenerek karşısına çıkması ise bana sorarsanız fazla büyük bir tehdit. Onu haklı görmenin zor kısmı da bundan sonra başlıyor. Söz konusu kendi çıkarları olduğunda, insanların hayatını karartmaktan asla çekinmiyor. Ondan sonra uzaklaşıyorsun ister istemez, Zeynep'le kurduğun empatiden. Zira gözü döndüğünde yalnızca zarar vermeyi seviyor...


Melek böyle bir tehdit karşısında asla ayak diretmeyecektir. Fragmandan da anlaşıldığı üzere, çekip gitme kararı almış bile. Yerinde bir karar olduğunu sanmıyorum bunun. Bu tehdit onu, gerçeği ortaya çıkartmak için kamçılamalıydı çünkü. Hülya'nın karşısına geçip, kendi haklılık penceresinden olan biten her şeyi anlatmalıydı. Belki onunla birlikte bizi bile inandırırdı. Kaçarak, sadece yeni bir hata daha yapmış oluyor. Hüseyin'den ayrı kalmak, buz dağının görünen kısmı yani. Eğer gerçekten aşkına değer veriyorsa, artık gerçekleri saklamamalı. Bu iş uzadıkça sıkıcı olmaya başlıyor. Tek Zeynep peşinde değil neticede, Hülya ile Mahir de peşinde Bahar gerçeğinin. Birileri ortaya dökmeden artık itiraf etmeli Melek sakladığı sırrı. Ki daha az acı çeksin sonradan. Hülya'yı kaybetme korkusunu daha kısa süre yaşasın. Bakalım...


Nilay'ın bozuk ruh haliyle, tıpkı Mahir'e dillendirdiği gibi Hülya'ya da gerçekleri söylemesini bekledim doğrusu. Zira daha da kuşkulandırdılar Hülya'yı söylemeyerek. Daha fazla içine ittiler bu gerçeği ortaya çıkartma arzusunun. Ve acele ettikçe daha büyük hatalar yaptılar. Mesela, doğum belgesindeki hastanenin yazan doğum tarihinden önce kapanmış olması gibi... Gerçek yakın. Hülya bir-iki bölüme kalmaz gerçeğe ulaşır. Ondan sonraki durumsa karmakarışık... Aslında şimdiden bir şeyler hissetmeye başlamalıydı bence. Aklına Bahar'ı getirip, "Acaba?" demeliydi. O bebeğin Nilay'dan çıkma ihtimali, eğer genetiği sağlam bir Danimarkalı'dan olmadıysa imkansız bile değil mâlum ki... 


Gerçek ortaya çıksın diye bekliyoruz da, sanki çıkınca her şey güllük gülistanlık olacak. Geçen haftaki yorum yazımda da dediğim gibi Hülya daha büyük sorunların içerisine itilecek. En başında da, Kerim'e bunu anlatmak ve kabul ettirmek var. Ardından da Bayramlara aynı şekilde. Tecavüz gerçeği ortaya çıkmaya mahkum, yani üstüne bir de kan akma ihtimali var. Var oğlu, var yani. Cem'i ölü görmek isterim ama ne Kerim ne de Bayram elinden olmalı. Kendi başına çeksin cezasını. O da gerçeği öğrenirse para için babalık yapmaya çıkacak zaten. Kaos gibi kaos azizim... Tüm bunların üstesinden Hülya gelmek zorunda kalacak. Ama eminim ki, Bahar'ın kızı olduğunu bilmenin huzuru ve mutluluğu ona güç, kuvvet sağlayacak. Hülya, nasılsa her zorluğu aşar...


Kerim-Hülya aşkının öyle çok etkileneceğini sanmıyorum bundan. Kerim her halukârda kabul etmiş durumda zaten Hülya'yı. Delicesine de sevmekteler birbirlerini. Onların yalnızken doğallığın buram buram koktuğu sahnelerini izlemeyi o kadar çok seviyorum ki, bölümün yarısını kaplasa gıkımı çıkartmam sanırım. Hele, Hüseyin ile atıştıktan sonra eve hafif sarhoş gelen Kerim'in olay çıkartması ardından Bayram'ın, "Bunun velisi nerede? Hülya gel!" diye bağırması efsaneydi. Tabi babasına çattığı gibi, ona da çatınca koluna sümsüğü yedi Kerim efendi. Birbirlerini şahane tamamlıyorlar. Araya Melisa gibi niceleri girmeye çalışır ama asla başaramaz. Evet, Melisa kesinlikle oldukça tehlikeli...


Yine keyifli bir bölüm izledik. Hatta son aksına kadar, gerilimden olabildiğince de uzaktı. Hülya gerçeği nasıl öğrenecek, yine başına neler gelecek bilemiyorum lâkin, kendisini izlemelere doyamadığım bilinsin isterim. Bakalım, yine neye öylesine şaşırıyor kendisi...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder