30 Kasım 2016 Çarşamba

Hayat Şarkısı: Ne yaparsan kendine...


Her yanı yara bere içinde ne kadar mücadele edebilir insan? Ne kadar süre daha ayakta kalabilir, hiç korkmadan. Kaç kez daha kanamalı her yeri diyet ödemek için? Kaç kez daha diyet ödemeli, kurtulmak için?.. Haklı/haksız kavramının sürekli boyut değiştirdiği bir dizi Hayat Şarkısı. Bir hafta haklı cephesinde başkası varken, diğer hafta bambaşka biri o cephenin yeni sahibi olabiliyor. Yaşananlar, yaşananlara verilen tepkiler ve bize sunulan haliyle hayatlar o kadar değişken ki, bu durum artık sıradan bir hâl almış durumda...

32. Bölüm


Dizinin cilvesi bu sanırım. Bir hafta önce deli gibi kızdığın kişiyi, birden sarıp sarmalama ihtiyacı hissediyorsun. Hak verdiğinin haksız olduğu yanları görüyorsun olmadı. Haksız duranın yaptıklarında haklılık payı olduğunu ya da... Fragmanda gördüğümüz Melek gerçekten kötüydü ve yapacakları kabul edilemezdi. "Ne demek Hülya'dan intikam almak?" diye de çıkışmıştım. Ama bölümde gördük ki onu bunları söylemeye iten Hülya'dan başkası değilmiş. Bir anlık sinirle söylenecek şeyler var, söylenmeyecek şeyler var. Sana tecavüz etmiş bir adama çocuğunu verdiğini söyleyerek, hiçbir şey elde edemezsin. Melek'i yıkmak için kendi onurunu, vicdanını kör kuyuya atamazsın. Elbette Melek öyle olmadığını bir şekilde öğrenecekti. Hülya'nın da niyeti ona çaresizlik hissi yaşatmaktı ama bu haliyle pek doğru değil ne yazık ki... Hesap sorsun, kızsın, bağırsın, çağırsın tamam ama kendi korkusunun içerisine Melek'i de atmasın. Zira ondan sonra, "Melek neden kötü oldu?" demek zorlaşıyor. Buna zemin hazırlandığı kabak gibi ortada duruyor...


Melek abartmadı mı, abarttı. Hülya'nın sinirini ensesinde hissettikçe daha da gerildi. Üzerine bir de Nilay belası var ki, düşman başına cinsinden. Doldurdukça doldurdu, doldurdukça doldurdu gönderdi Cevher malikanesine. Ve aynı zamanda geri dönüşü de olmayan bir yola girdi böylece. Kabullenilmenin artık yanından dahi geçemez Melek. Sadece bu kadarla da sınırlı değil, Hüseyin'le de aralarında kopma olacak bu sebeple. O bu tür tavırlarından rahatsız olduğu için Zeynep'ten uzak duruyordu ilk sezonda. Şimdi Melek'in Cevher malikanesine, deyim derindeyse baskın yapması ve gövde gösterisinde bulunmasıyla onun arasında ne fark var? Hiç... Mutlu olmak için eline böylesi bir fırsat geçmişken, hayatının aşkıyla evlenmişken gaza gelip bu kötülüğü kendine yapmamalıydı Melek. Ancak o eşiği belli ki geçti. Bundan böyle farklı bir Melek izleyeceğiz...


Olayların karışacağını tahmin etmek hiç de güç değil. Hülya'nın aklına hemen kafeyi satılığa çıkartmak geldi bile. Onca zaman her durumda yanında olmuş ablasına, ne kadar yaptığı büyük bir hata olsa da böyle bir geri dönüş sergilememeliydi. En azından o mektup biraz olsun onu yumuşatmalıydı. Yangına körükle gittikçe, yine ikisinden başka kimse zarar görmeyecek. Ve bunu fark ettiklerinde çok geç olacağını tahmin etmek hiç güç değil. Bir orta yol kesinlikle bulmalılar. Bulacaklarına dair şuan için bir umudum yok ama Melek'in naif tarafının çok da kindar olmasına müsaade etmeyeceğini düşünüyorum...


O değil, iki kardeş Cevher servetine kondular resmen. Evliliğin böylesi bir trajik sahneyle ortaya çıkmasına ise ne desem bilmem. Dedim ya, Melek mutlu olma fırsatını bir kez daha elinin tersiyle itti. Durumu bir daha toparlayıp, toparlayamayacağı da muamma. Hüseyin'le mutlu olma ihtimali ise imkansızın da ötesinde. Kendisine kocaman tebrikler...


Bir başka cephede, görünen haliyle Filiz defteri kapandı. Açık konuşmak gerekirse, onun çaresizliğine üzüldüm. Ne ablasından, ne eskiden sevdiği adamdan, ne de şimdi evlendiği adamdan hayır var. Keşke ölseydi de, hayâl kırıklıklarına her geçen gün bir yenisi daha eklenmeseydi... Mehmet'in velayetinden vazgeçmesi yerinde oldu. Cem'in Nurgül'ün oyunuyla saf dışı bırakılması kendisi için ikinci hayırlı konu olurdu ama olmadı. Kesinlikle ilk fırsatta Filiz'in yanında bitecektir. Daha fazlası varken, ona sunulanla asla yetinmeyecektir. Ondan sonrası ise Nurgül'e sıkıntı. Cem'e bir şey yapması daha mümkün olmayacaktır çünkü. Ve bir anda saf dışı kalırsa, servetlerine incir ağacı dikilmesi çok da uzun sürmez. Mâlum, Cem bu...


Hülya için gerçeğin ortaya çıkması, halı altına süpürmekten daha hayırlı olacaktır. Bahar mevzusu ne kadar sünerse, o kadar kendi zararına işleyecek bu süreç. Hem şimdi bir de Melisa tehlikesi var, bir şekilde Kerim öğrendiğinde kendini onun kollarına atabilir. Kız zaten açıktan adama kur yapıp duruyor, böylesine bir kozu kullanmaktan asla geri durmayacaktır. Yani Hülya bu saatten sonra çok iyi düşünerek hareket etmeli. Ya doğru olanı yapmalı ya da yeniden mutsuzluğa teslim olmayı kabullenmeli. Üzerine bir de bu aldatılma ihtimali var ki, onun ucunda da hapishane durmakta. Anlayacağınız, Hülya ne yaparsa kendi geleceğine yapacak bundan sonra...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder