1 Kasım 2016 Salı

İçerde: Yalan yalan içinde...


Yalanlar, yalanlar, yalanlar... Bir insanın geçmişinden kaç tane yalan çıkabilir gerçekten? Attığı her adım, söylediği her söz, yaptığı her şeyin altında bir dümen saklama olasılığı nedir? Böylesine hin bir adam nasıl olmuş da bir kebapçı salonuyla yetinip koca bir holding yaratıp dünyaya açılmamış peki?.. Celal ile ilgili her hafta başka bir gerçek öğreniyoruz, her hafta başka bir yaptığı ortaya çıkıyor. Bunlar hep büyük adımlar aslında ama hikâye bir adım dahi ileriye gitmiyor...

7. Bölüm


Melek'in hep Yusuf komiserin kızı olduğuna inandım. Bir olay yaratıp onu da zamanında kaçırmış olabileceğine... Yusuf'un bunca bölüm bu derdini hiç açmaması tam kuşkulandırmaya başlamıştı ki, Melek'in Celal'in aslında öz kızı olduğunu öğrendik. Yahu düşünüyorum ve kendi öz kızını aylarca sokaklarda dilendiren, deyim yerindeyse süründüren bu adamın yaptığına mantıklı bir açıklama bulamıyorum... Bir kadından çocuğu olmuş ama kadın başka biriyle evlenmiş. Celal durur mu, bu gerçeği öğrenince intikamını almaktan geri durmamış ve ikisini de acımadan öldürtmüş. Sonrası ise Melek için tam bir kâbus halini almış... Çocuğun sorun çıkarmadan seni mucize görüp ona sunduğun her türlü yaşam şartını kabul etmesi için birkaç gün öylesine bir ateşin içerisine atılmasını yine anlamam da anlamış gibi yaparım ama yahu aylarca orada süründürmek de nesi? İnsafın mı kurudu Celal efendi?.. Bunca şeyi tezgahlayacak hin gibi bir kafan var da neden o kebapçı dükkanına kapadın kendini? Açılsaydın ya dünyaya? Yoksa kafan sadece insan hayatını karartmaya mı çalışıyor?.. 


Şansa gerçeği kendini deşifre etmeden duramayan Coşkun'un adamından Sarp öğrendi ama gidip de Melek'e anlatmayacaktır elbette. Bu gerçeğin, var olan hiddetine eklenmesiyle sergileyeceği performansla yetineceğiz yani... O adama gelirsek, nasıl bir akıl tutulması yaşadı da daha gönderdiği CD'de ilk dakikadan kendini ifşa etti hiç anlamadım. Hadi onu da yaptın, böylesine riskli bir adamı tehdit ediyorsan neden aileni korumaya almıyorsun? Gönder memleketine, olmadı kimsenin bulamayacağı bir arkadaşının evine? Bunca zaman hiç mi Celal'in nasıl bir adam olduğunu öğrenemedin? Yahu ağzına bir parmak bal çaldığı, al bu araba senin, içinde de bir sürü para ver dediği Coşkun'u aradan beş dakika geçmeden kurşuna dizdirmiş birisi kendisi. Celal durur mu, kaçırır tabi seninle ilgili bilgileri hemen bulup da aileni...


Adama elbette üzülmedim, öldüğü iyi oldu hiç yoktan çocuğu ve eşi kurtuldu. Kendi öz kızını aylarca öyle bir cehennemin içerisinde yaşatan, elalemin çocuğunu gözünü kırpmadan ateşe atardı. Ama Mert'in, bu adamın kendisiyle ilgili gerçekleri biliyor olma ihtimalini bile bile nasıl intihar etmesine izin verdiğini aklım almadı... Yahu vur elinden, vur kolundan, vur ayağından bir yerinden de kaybetsin dengesini sıkamasın başına. Sen de al sorguda öttür, Sarp'a iki dakikada dökülen sana neler anlatırdı. Ama polisliği seyretmekten ibaret sayarak, sadece "Yapma" diye bağırıp Celal'i bitirmek için güçlü bir kozu daha kaybetmiş oldular... İyi yanı, Coşkun'un o kurşun yağmurundan sonra hâlâ yaşıyor olduğunu öğrenmemizdi. Celal'e karşı bilenmiş, bilenmiş ama bunca zaman köşesinde oturup beklemiş. Sanırım bundan sonra harekete geçecek kendisi... 


Mert'e yaptıklarının, o çocuklara yaptığı işkencelerin faturasının bir bölümünü ödemek istiyorsa Celal'i yok etsin. Sonra da Mert'e teslim olsun ki, ondan bir güzel çocukluğunun intikamını alabilsin. Öyle kolay bir şekilde de ölmesin. Mert çocukluğunda yaşattıklarının hakkını ona versin... Tabi bunlar hep çeşitli kırılmalar gerektiriyor. Öyle beş bölümde de sonlanmaz, on bölümde de. Önce Sarp ulaşır muhtemelen Coşkun'a. Ona kardeşine ne olduğunu sorar ve Mert olduğunu öğrenir. Bir kaç bölümde de o bu gerçeğin sancılarını çeker; sonra da şansımız varsa Mert de bu gerçeği öğrenir. Ondan sonra neler olur bilemem ama en başta bu bölümde yaptıkları kavganın pişmanlığını duyarlar herhalde. Horoz dövüşünden çok da farklı değildi çünkü. 


Sırf biz çocukluklarında da benzer durumlar yaşadıklarını görelim, o zaman olduğu gibi şimdi de Füsun'un bu kavgayı bitirdiğini izleyelim ve duygulanalım diye çekilmişti. Kötü değildi, inkar edemem. Ama bir artısı da olmadı. Yine kimse bir an için geçmişe gitmedi, yine kimse 'acaba?' demedi. Sadece, "Kardeşlerin kavgasında kazanan olmaz" sözü kulağımıza küpe olmuş oldu. Ne mutlu...


Aslan'ın hain gözükmesinin zeminin hazırlayan, yetmezmiş gibi bir de ölümüne sebep olan Mert'e karşı eskisi gibi empati beslemem çok zor ama anne özlemiyle biraz yakaladı beni. Umarım karakter kendini daha fazla bozmaz ve gözümüzde iyice küçülmez.


Geçtiğimiz bölümün en ironik sahnelerinden birisi, Melek'in evinde Sarp'ın telefonunun öylece ortada durmasıydı. Aradığında 'Aşkım' yazan Yusuf az kalsın Melek'e yakalanıyordu. Bu bölüm ise Sarp güzel telafi etti bu yanlış anlamayı. Annesinin yanına yardımcı olsun diye onun gönderdiğini öğrendiğimiz Barış'tan, oraya gittiğinde Füsun'u doldurarak kendisini aratmasını istedi. O da Melek'e gittiğinde telefonu yine ortada bırakıp ortamdan uzaklaşarak plânı devreye koydu. Hanım kızımız da merakına yenilince, bu açık da kapanmış oldu. Artık 'Aşkım', Sarp'ın çok sevdiği biricik annesiydi. Yalnız Melek'i, 'Meleğim' diye kaydetmek de nesi yahu? Telefon Celal'in eline geçse, sen başkasının numarasını ayarlayana kadar tüm organlarını çıkartır serer masaya. İlla bir fire verecek yani Sarp, kaçarı yok...


Hikâyesini bir adım dahi ileri götürememiş bir bölümle daha ekrana gelen İçerde, yine tatmin etti diyemem. Ancak akış itibariyle geçen bölüme göre daha izlenesiydi. Umarım Coşkun meselesi boş çıkmaz da umudumuz o sadist olur. Mâlum, dediğim gibi Sarp öğrendiklerini kendine saklayacaktır. Tabi nereye kadar saklayabilir orası da meçhul... Ve son olarak Davut, sen nerenin manyağısın?.. Bu bağlılığın sebebi ne ki, Mestan'la birlikte ağzının içine bakıyorlar Celal'in? Hatta "Artık parmak izin poliste" dedi diye, ellerini ızgaraya sokup dağlıyor. Bu nasıl bir akıl tutulması azizim?..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder