10 Kasım 2016 Perşembe

Poyraz Karayel: Aşk mücadele gerektirir..


Mücadele etmen gerekir bazen, her şey için olduğu gibi aşkın içinde. Attığın her adımın daha güçlü olması gerekir, aşk uğruna çaba sarf ederken izin kalsın diye. Bazen ölüm, bazen kıyım çalar kapını ama asla vazgeçmezsin aşkından. Ölsen bile, sonunda kavuşacağın ihtimaline tutunursun. Hayatta kalırsan da bir şekilde, onu yeniden bulursun. Bulduğunda belki istediğin noktada değildir ama kalbinin hâlâ senin olduğundan eminsindir... Büyük mücadeleler verdi hem Poyraz hem de Ayşegül. Fazlaca direndiler ölüme, fazlaca mücadele ettiler gerçeklerle, fazlaca üzüldüler hallerine. Sevmekten hiç vazgeçmemenin ödülünü de aldılar. Yeniden karşılaştılar. Yeniden sarılabilecek kadar yakınlaştılar. Bir süre daha huzur çok uzakta ama aşk, yeniden dizlerinin dibinde durmakta...

67. Bölüm


Bana soracak olursanız, karşılaştıkları ilk günlerde bu kısmı çoktan aşmış olmaları lazımdı. Ama kızgınlıktan gözleri o kadar kör oldu ki, yan yana geldikleri her fırsatta sadece birbirlerine giydirmekle yetindiler. Bağırıp, çağırmakta buldular çareyi. Herhalde birileri kenara çekip de, "Dur!" demese sonsuza dek de sürecekti böyle... Ayşegül'ün de Poyraz'ın da kendince haklı olduğundan daha önce çok kereler bahsettim. Acılarını bile yarıştırdım; Ayşegül'ün acısının ilk etapta daha derin ve büyük olduğunu belirttim. Ancak, Poyraz onun evlendiğini öğrendiği andan itibarense, artık aynı seviyedeki acıya tutunduklarını söyledim. Öyle de... İkisi de eşit derece acı çekti. Birisinin kalbi kanarken, diğerinin başında iki tokmaklı bir işkence aleti can yakıyordu çokça ama o hâlâ "Ayşegül" diyordu içinden. İkisi de çok seviyor, evet. Ancak inatları da bizi öldürüyor.


Hem Bahri hem de Eda'yı ayrı ayrı tebrik ediyorum. Hadi Bahri neyse de, özellikle Eda'dan hiç böylesini beklemezdim ben. Gidip de Çınar'a hiçbir şey anlatmasın diye mücadele edeceğine, Poyraz'ın mücadelesini anlattı. Ve tam on ikiden de vurmayı başardı. İki yıl boyunca nerede olduğunu bir türlü sormadığı Poyraz'ın kendisi için nasıl ayakta kaldığını öğrendi. Keza Poyraz da Ayşegül için yaşamaya çalışırken, öldü sandığı kendinin yanına gelmek için o kazayı yaptığını öğrendi. Acıları eşitti, yetmez gibi birbirlerine kavuşma azimleri de eşitti. Ve sonunda barış geldi. Tabi öyle güllük gülistanlık bir hayata devam etme süreci beklemiyor onları. Hatta şimdiye kadar ki en zorlu mücadelelerini bile vermek zorunda kalabilirler. Birincisi Ayşegül evli, ikincisi de kocası dünyaya nam salmış koskoca bir örgütün muhtemel lideri. Neresinden tutarsan, elde kalan bir kavuşma hikâyesi bizi beklemekte yani...


Çınar bu bölüm itibariyle iyice gerçek yüzünü ortaya çıkartmaya başladı. Belki gazeteciyi öldüren o değildi ama kirli bir ele sahip olduğu kesin.  Bakalım nasıl bir gidişat belirlenecek bu sürece dair ve o kırmızı bağcıklı ayakkabının sahibi sonunda kim çıkacak. Sezon başladığından beri sadece tahmin yürütüyor olmaktan biraz sıkıldım. Elle tutulur, gözle görülür adımlar izlememizin zamanı geldi bence bu konuda. Bir de, aslında bu aile kendi içerisinde bitmeye çok açık. Yavuz'un babasının ölümünü neden arzulayabileceğinin kanıtı, bu bölüm şirketin başkanı olmak istemesinde saklı olabilir. Ancak, Çınar'ı son anda bu karara iten gerçekle işin rengi de her an değişebilir. Mâlum, adam oldukça sinsi...


Sadreddin-Songül cephesine gelelim... İkilinin atışmaları her bölüm biraz daha seyir keyfini artırmakta şüphesiz ancak, Sadreddin hiç olmadığı kadar şüpheden uzak bir adama dönüşmüş. Acaba artık Songül umurunda olmadığından, ne yaparsa yapsın sert bir tepki göstermeyecek mi? Belki de ondan böylesini beklemiyordur ama her hâlukarda o çocuğun sonunu beğenmiyorum. Zira Yavuz'un kızı da kendisine kancayı taktı. Hele onun da içinden Songül gibi bir şeytan çıkarsa, çocuğun Songül'e olan ilgisi ve onun flörtleşmeleri derin bir tehdit konusu olabilir. Kim bilir, belki de Sadreddin'e bir kuş uçuruverir bu haberi. O zaman da bizim oğlanın erkeklik onuru devreye girer tabi. Anlayacağınız, daha da tehlikeli bir hâl aldı Songül'ün olası yasak aşkı... Sadreddin'in o paralarla başına iş açacağından da kimsenin şüphesi yoktur sanıyorum. Ya büyük dolandırılacak ya da elindeki tüm parayı kaptıracak. Sonunda olan yine Bahri'ye olacak...


Bir kaçma hikâyesine dokunayım şimdi de. Açık konuşmak gerekirse, her bir sahne gerçeklikten oldukça uzaktı ama keyifliydi de. Meltem ve Zülfikar'ın polisten, jandarmadan kaçma muhabbeti nereye kadar sürer bilemiyorum ancak, ikiliyi daha da yakınlaştırmış olduğu için pek mesudum. Tabi mantıkla yaklaşırsak, o polisin normal süratle giden bir aracı yakalamamak için ettiği o çabayı hiçbir yere koyamam. Hele daha sonradan birden peşlerini bırakması şaşılacak türdendi. Kontrol yapan jandarmanın iki yönden de kaçılabilecek sapakları olan yolun gerisinde değil de, hemen önünde olmasına hiç değinmiyorum. Sanırım bize yakalanmadan, kontrol edileceklere bir şans verelim dediler. Tebrik ederim, pek yüce gönüllüler...


Patlamanın ardından çabukça iyileşiyor görünen İsa içinse, birden tehlike çanları çakmaya başladı. Sanırım illa ki ölüm hattında birilerinin gezinmesi gerekmekte. Karaciğerin kolay kolay bulunamayacağı da tahminen kesin. Yani oradaki damar bir süre daha açık tutulacak ve akan kanın haddi hesabı yapılamayacak. Rica edeceğim, sonunda ayağa kalsın İsa...


Hem komedi, hem dram, hem de gerilim tozuyla bu sezonu kesinlikle çok sevdim. Sonradan bozar diye korkumdan çok dillendirmek istemiyorum ama ilk sezonun tadını alıyorum izlerken. O hayâli mahkeme sahnesine mesela, ne desem bilmem... Öylesine absürt ama öylesine de gerçekçi ve komikti ki, bittiğinde yüzümde şapşal bir gülümseme bıraktı. Ve gelelim gelecek bölüm fragmanına; aşıklar kıymetlerini yeniden anladı. Koştular, sarıldılar. Ama birisi de hemen arkalarında kendilerini gözetlemekte. Umarım Bahri çıkar, o kişi. Yok Çınar ya da Nevra ise yandı gülüm keten helva...

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. Ekşi'de müzeyyen yerine muazzez mi yazmışsınız ne. 🙊 :)

    YanıtlaSil