3 Kasım 2016 Perşembe

Poyraz Karayel: Hesaplaşın ama sonsuza dek sürmesin


İnsan kendi gerçeklerinden ne kadar uzaklaşabilir? Nereye kadar inkar edebilir duygularını, hislerini, içindeki yangını, kalbinin hızla atışını, midesinde uçuşan kelebekleri? Nereye kadar aşktan kaçabilir? Nereye kadar, karşı gelebilir onlara? Nereye kadar sabredebilir? Bir yerden sonra aşk yakasına yapışmaz mı, "Sen ne yapıyorsun be!" diye? Ondan sonra da hızlıca hiçliğe yolculuğu başlamaz mı insanın, sırf bu aşktan kaçma mücadelesi yüzünden? E geri de dönemez; yol yakınken fark etmeli ve kendine çeki düzen vermeli değil mi? Bence de... Evet iki yıllık derin bir aşk acısı yaşadık, karşımıza o acının yaratıcısı çıktığında da günlerce haddini bildirdik; şahane. Ama buraya kadardı Ayşegül ve Poyraz, bundan sonra kendinizden uzak kalmaya çalışmanız tam bir delilik!..

66. Bölüm


Her ikisi de isyan etmekte, birbirine trip atmakta, ağır ağır giydirmekte haklıydı. En büyük acı Ayşegül'ündü. Çünkü sevdiği adamın öldüğünü düşündü. Poyraz'ın acısı buraya kadar onunla yarışamazdı ama o da sonradan Ayşegül'ün evlendiğini öğrendi ve onu tamamen kaybetmiş oldu. Bu durumda da acıları eşitlendi. Sordukları hesaplar ve kalplerini kırmalarının o yüzden artık sonu gelmeli... Poyraz, Ayşegül yumuşamıyor bari sen alttan al bundan sonra. Kadının senin acınla ölümle yüz yüze geldiğini öğrendin dahası var mı? Ayşegül de, Çınar'ı tam bir melek görmekten vazgeçsin. Poyraz'a her seferinde onu örnek göstermekten de. Ne kadar sevdiği gözlerinden kalpler çıkmak suretiyle belli oluyorken, ciddiyeti kayboluyor sergilediği mücadelenin. Şans ki, gelecek bölüm fragmanı bunun miadı olacak gibi...


Poyraz'ın Çınarların evine taşınması birçok yönden şahane oldu. Ama Ayşegül'ün orada yaşaması bundan sonra ne kadar doğru olacak orası da muamma. Çünkü işler gittikçe kızışıyor. Evin içinde mi, dışında mı belli olmayan-onlar için- bu örgütün atacağı her adım daha da kanlı bir hâl alıyor. Daha şimdiden Ayşegül yüzünden bir kadının ölümünü izledik. Neden? Sırf o dere suyunu test etti diye. Hiçbir şeyi şansa bırakmayan bu örgütün, hem de elleri böylesine uzunken Ayşegül'e de zarar verme ihtimali ne olursa olsun var. Kadına çarpan, kırmızı bağcıklı ayakkabılı kişi ismini gördü bile. Ama eğer fark ettiyseniz, sadece ismi gördü. Açıp da numarasına bakmadı. Acaba çarpan, Çınar mı?.. Olmadı Yavuz?.. 


İkisinin de bu işlerde parmağı olduğu bariz. Ben Çınar'ın örgütün başı olduğuna inanıyorum. Yavuz da ayak işlerinin peşinden koşuyor ama babalarının ölümünde de onun parmağı çıkarsa şaşırmam. Daha önce dediğim gibi, o üzüntüsü gerçekten çok yapay duruyor ve daha da bu düşünceye itiyor. Göreceğiz defterin o yaprağı açıldığında altından ne çıkacak...


Örgütle ilgili şimdilik tek kusur, yine daha önce dediğim gibi Poyraz'ı kimsenin tanımaması. Hikmet olarak güvenliklerini sağlamak için girdiği o evde hiçbir araştırmaya tabii tutulmaması referansının Eda olması da, bu adam iki yıl önce canlı yayında babasını öldürdü... Hadi onu geçelim, iki yıl boyunca peşinden koştuğu kadının onu bunca acıya sevk eden eski sevgilisinin kim olduğunu merak edip de hiç araştırmadı mı gerçekten Çınar? İnternette bile ismini hiç aratmadı mı? Poyraz Karayel evreninde, o ismi aratırsan şüphesiz ki fotoğrafları dahil bir çok bilgiye ulaşılırdı. Bunlar şimdilik en büyük pürüzler. Bu konuda Çınar'ın bildiğimiz tek kuşkusu, sezonun ilk bölümünde bir Oğuz Atay kitabının arasında bulduğu 'Poyrazcım Karayel' yazılı nottan sonra doğdu. Eda'dan kim olduğunu araştırmasını istedi. İki yıl boyunca hiç bu isme ulaşamazdı sanki...


Bölümün sonu heyecanlı bitti. Poyraz'ın, Çınar'ın gazeteciyi öldürdüğünü söylemesi yerindeydi ama onun bu durumdan sıyrılması çok yüksek bir olasılık. "Babamın notlarında öldüğü gün onunla buluşacağı yazılıydı. Ben de ne konuda konuşacaklarını merak ettim evine gittim. Adamı öldürmedim, gittiğimde zaten ölmüştü" derse ve o ajandayı da kanıt olarak gösterirse, Ayşegül yine Poyraz'a inanmamayı seçecektir. Yani Çınar'a güveni başa saracak ancak, içine ekilen bir anlık kuşku tohumu ona bundan sonraki bakış açısını istemsiz değiştirmiş olacak. Bu sebeple de önemli. Eğer kamera aşağıya inip, ayakkabılarını gösterirse durum bizim için tamamen netleşecek. Bakalım...


Songül ve Sadreddin ikilisine gelelim... Sadreddin şunu kabul etmeli ki, şimdilerde ne kadar oturaklı görünse de, bizim tanıdığımız ilk hali kesinlikle beş para etmezdi. Yani gittiği davette insanların kendisi hakkındaki konuşmalarına o kadar sinirlenmesine gerek yoktu. Olabildiğince hiddetlenip, muhtemelen batıracağı bir işin içerisine girmesine de. Sonunda yine Bahri'nin başına dert olacak çünkü. Ve o adamları da haklı çıkartacak. Ancak sinirleriyle hareket etmeyi mantığına tercih eden Sadreddin, görünen o ki başına dert açılmadan yine akıllanmayacak. Bu sahnenin bir başka hazırladığı etken, Songül'ün Fatih'e biraz daha itilmesi oldu. Öylesine ayakları yere basan bir karakteri benimsemesi de sürpriz değil. Ama çocuğun başını yakacağı kesin. Fatih hiç bilmiyor lâkin, büyük bir felakete sürüklüyor kendisini. Ona Songül'den hayır gelmez, bir; Sadreddin öğrendiğinde dakika düşünmeden kafasına sıkar, iki. Bakalım çatlak Songül'ün kaçak aşk macerası başına ne işler açacak...


Meltem ve Zülfikar cephesi ise sezonun ilk iki bölümünü saymazsak her zaman olduğu gibi renkliydi. Tabi Meltem'in kaçma girişimi onu yine tam kurtulmak üzereyken, hapishaneye mâhkum etti. Karakter öylesine aceleci, öylesine çocuk ruhlu ki sabretme yetisi yok. İki seferde de kurtuldu ama ikisinde de başına yeni dert açmayı başardı. Sonunda ağırlaştırılmış müebbet alıp da, Zülfikar'ın kalbine indirmese bari... Bir de yazmazsam olmaz, Zülfikar gerçekten sen plân yapma. En azından düşün ama kağıda dökme... Komik adam vesselam ve bu sezon diğer iki sezona göre daha tatlı yazılıyor karakter. Bozmadan devam ederlerse ne mutlu. Tabi Meltem'le birlikte... 


Kara kuşak Eda'nın aşka düşmeme ihtimaline tutunarak, bu sezonun en bomba karakteri olduğunu da not düşmem gerek. Göründüğü her sahnede resmen pozitif enerji saçıyor. Funda Eryiğit, yazılandan bağımsız olarak resmen döktürüyor. Yalnız dediğim gibi aşk sularına girmesin, ona aşık olacağı sap bir arkadaş bulalım rica edeceğim... 


Keyifli bir bölüm izlediğimizi rahatlıkla söyleyebilirim. Olmaması gereken şeyler vardı ancak, iki gün önce İçerde izlemiş ve mantık hatalarından delirmek üzereyken, Poyraz Karayel bana ilaç gibi geldi. En azından bir polisin, şüphelinin kendisine zarar vermemesini istiyorsa onu "Yapma" diye bağırmak yerine, anında risksiz bir bölgesinden vurarak nasıl etkisiz hale getirebileceğini göstermiş oldular. Mümkünse Poyraz'ı bir bölümlüğüne, İçerde'ye gönderelim...

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. Bu sezon aynı ilk sezonda olduğu gibi heyecanla bölümlerini bekliyorum. Şuan için reyting sıralaması her hafta düşüyor ama umarım toparlanıp bu sezonu çıkartırlar.
    Eda haricindeki yazdıklarınıza aynen katılıyorum. Geçen hafta itibari ile Poyrazcım ile Eda'yı shipledim. Tamam Ayşegül ile çok iyiler,seviyorlar falan fıstık ama ben ikisinin ilişkisinde bir son göremiyordum. Ayşegül sürekli Poyraz için belayı çekiyorsun diyor ama kendisini hep es geçiyor. Belayı çekmek konusunda Poyraz ile yarışır.
    Ve açıkcası en merakla beklediğim sahneler Poyraz ve Eda ikilisine ait. Ethem Bey duyun sesimi:)

    YanıtlaSil