24 Kasım 2016 Perşembe

Poyraz Karayel: Ya benimsin ya kara toprağın mı?..


Ölüm, sadece ruhun bedenden ayrılması mıdır gerçekten? Yoksa insan sevdiği birinden ayrıldığında da aynı duyguyu yaşar mı?.. İkisini aynı kefeye koymak ne kadar mümkündür bilemiyorum ama Poyraz'ın Ayşegül'e dediği, "Seni o gelinlikle göreceğime, keşke beyaz kefenin içerisinde görseydim" lafı bana biraz koydu. Evet, Poyraz aşkını doruklarda yaşayan bir karakter lâkin bu onu zihnimde az biraz hastalıklı yaptı. Ne yani? 'Ya benimsin ya kara toprağın' sözü sadece kıro lakırtısı değil mi? Çok sevmek, bunu söylemek için yeterli mi?..

69. Bölüm


Büyük zorluklarla mücadele ediyor ikisi de. Karşılarına çıkan engellerin haddi hesabı yok. Başlarına açılan belaların da keza. Her seferinde birbirlerinde buldukları dermanı, iki yıllık boşlukta Ayşegül başka birinde aramak zorunda kalmış olabilir ama bu onun yaşadığını bilmenin yanında oldukça değersiz bir veridir bence. "Benim olmayacaksan, kimsenin de olmamalısın" kafası bana biraz hastalıklı gelmekte. Poyraz'ın bu bölüm yaptığı birçok çıkarıma takıldım ama buna apayrı takıldım. Sanırım ona yakıştıramadığımdan. Sevgisinin büyüklüğüne olan saygım söz konusu olmasa, Ayşegül'ün ondan uzak kalmasının daha mantıklı olduğunu dahi düşünürdüm. Sezonun ilk bölümlerinden birinde söylediği, "Keşke sen de ölseydin!" lafından sonra bu biraz ağır geldi yani. İşin bu kısmını geride bıraktığımızdaysa, gerçekten çok yakışıyorlar. Birbirlerini her konuda olağanüstü tamamlıyorlar. Uyumsuz ve hiç geçinemeyecek bir ikili gibi görünüyorlar dışarıdan ancak bir çift ne kadar uyumlu olabilirse, o kadar uyumlular. Ve yasak aşkın doruklarında gezmeye de başladılar. Şahsen ikisini de destekliyorum, böyle devam etsinler. Ama göz göre göre de olmasın tüm bunlar. 


Yani Bahri gelip de kızmakta çok haklıydı. Bir 'baba yaklaşımıyla' düşündüğünüzde, kızının imajı gözünüzün önüne gelecektir direkt. "Kim ne der?" safsatasından hiç hoşlanmam ama Bahri'nin ait olduğu dünyanın bu safsatanın beşiği olduğu da mâlum. Ondan sebep bu 'yasak aşk' yalnızca o evin tenhalarında yaşanmalı. Ya da kimsenin bilmediği bir uzak nehir kenarında. Göz göre göre yaşanınca pek yasak aşk da olmuyor çünkü, ne olduğunu da ben yazmayayim. Bundan sonra daha dikkatli olacaklardır bence. Tabi nereye kadar dikkatli kalabilirler, orası da ayrı mesele...


Bir diğer mesele de, Ayşegül'ün başına gelenler... İşin doğrusu, fragmanda Ayşegül'ün asansör içerisinde savrulmalarını görmesem savcıdan sonunda böyle bir hamle gelmesini beklemezdim. Nitekim, Yavuz için de o defter kapanmış görünüyordu. Ayşegül keşke adamın bu aklayıcı halinden şüphelenip, tüm şüphelerinden arınmış görünseydi. Belki de savcı için onu öldürmek bu andan sonra gereklilik oldu. İkinci katilin o olması, illa ki öldürmesi gerektiği anlamını taşımıyor bence. Zira "Oraya kimin fotoğrafı koyulduysa mutlaka ölecektir" yaklaşımını yaratan da Yavuz'dan başkası değil görünmekte. Bakalım, Ayşegül asansörden nasıl kurtaracak kendisini. Umarım hastanelere düşüp, organ nakli bekler bir hale sokulmaz. Haftalardır işlenen bu konudan, daha doğrusu işleniş biçiminden biraz sıkıldım çünkü. Organ nakli bekleyen milyonlarca insanın bu diziyi izlediğini unutmamak lazım bence. Bazı noktaların 'çok savsak' işlendiğini düşünüyorum.


Çınar öldü mü peki?.. Açıkçası ölürse biraz mantıksız olur. Çınar'ın bu kadar erkenden hikâyeden çıkmasını normal bulmam mümkün değil. Eğer yine bir son dakika gerilimi yaşanmadıysa, Uygar Şirin ve Ethem Özışık'ın da bunu plânladığını sanmam. Bu ölüm, Ayşegül ve Poyraz'ın kavuşmasında hiçbir engel kalmadığı anlamını taşır-ki, onların işine gelmez zaten. Şu sıra pek moda olan ve 'ölüm anı' sırasında doktorların da bariz kapıldığı hissedilen Mannequin Challenge çılgınlığının bir yansıması olduğunu düşünüyorum ben. Sonuçta hareketsiz kalmaları gerek ve bu durumda masada yatan kişinin sağlık durumu meydan okumayı baştan etkisiz kılıyor. Holter cihazında da bundan ötürü ritm durmuş olabilir. Yok ben oturmuş burada saçmalıyor çıkarsam da, "Eyy Ethem Özışık! Sen gündemi takip edeceksin, bu sosyal medya çılgınlığını senaryona taşıyacaksın diye karakterlerin ölüyor! Önce karakterlerine sahip çık!" ya da "Yahu o doktorlar neden durdu da adama müdahale etmiyor. Çınar kalbim durursa beni yaşatmayın dedi de bizim mi haberimiz yok?" demek istiyorum. Kendisi hangisini isterse onu alsın üzerine. Göreceğiz altından ne çıkacak. Eğer Çınar gerçekten ölürse, o Nevra kimseleri yaşatmaz o hastanede onu da not düşeyim...


Polis ve jandarmadan kaçarken kendilerini, tam da Ayşegül'ün şuan ki ölüm-kalım mücadelesinin sebebi olan köyde bulan Zülfikar ile Meltem ise iyice ortama adapte olmuş görünmekteler. Öyle korkusuzca köyde dolaşmalar, boyalar yapmalar falan; hiçbir dertleri tasaları yok. Yalnız şık bir hareket yapıp, atanamayan öğretmenlerin sesi olacaklarının sözünü verdiler. O anki çıkış dahi tek başına yeterliydi. Tabi bundan önce, "Seni şimdi istediğin yere tayin ettiririz" gibi atamaların sorun olmasının asıl sebeplerinden birini kullanmasalar da olurdu. Bunları ironi olarak değerlendirirsek de, mesaj yerine güzel ulaşmış diyebiliriz. İyi niyetli yaklaşmak istiyorum bu olaya. Ayrıca ben de tüm öğretmenlerimizin, atanmayı bekleyenlerin ve aday olanların öğretmenler gününü içtenlikle kutluyorum...


Uyuyan Azrail'i uyandıran Songül'e gelirsek, sanırım Fatih'in sonu Sadreddin'e kalmadan direkt onun elinden olacak. Bizim oğlan parası olan kim varsa ortamda ona meylediyor direkt. Şimdi de altın madenleri olduğunu öğrenince Yavuz'un kızına döndürdü ibrelerini. Ama dikkat etsin, Songül'ün bu dizide sadece kendisi çok şanslı. Öyle son anda fark edip de, Sadreddin'den kurtulduğu gibi kurtaramaz Fatih de kendisini. Alır baltayı, sonra neler neler yapar bilinmez. Kenarda köşede ağlarken görmeyelim sonra, az dikkat..  Bana kalırsa, hâlâ Sadreddin fark etsin istiyorum. Paragrafın başında da dediğim gibi, uyuyan Azrail nasılsa uyandı...


O Azraili her daim içinde yaşatmaya başlayan Bahri baba ise karizmasıyla yine bu bölüm delicesine parladı durdu. Despina'nın 'anne şefkati' ile yaklaştığı Sadreddin'i tefeci derdinden kurtarma girişimi, bölüm sonunda bir kesilmiş bir kolun önünde diz çöktürülmesiyle sonlandı. Despina da bundan sonra daha dikkatli hareket eder sanıyorum. Bahri daha fazla kızdırılmaya gelmez...


Durgun olsa da, keyifli bir bölüm izledik bu hafta. Ayşegül'ün başına bir şey gelmezse, gelecek bölüm de ful aksiyon olacaktır. Mâlum, Poyraz intikam almak için vakit kaybetmeyecek ve hedefine direkt Yavuz'un girmesi de bin bir gerilime davetiye demek. Yok başına bir şey gelirse, hastane koridorlarında geçirilecek uzun dakikalara mahkum olmamız içten bile değil. Hele Çınar'a ne olduğu da tam bir bilinmezlik içindeyken, etme eyleme Ethemcim Özışık çıkart bizi artık şu hastaneden...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder