6 Aralık 2016 Salı

İçerde: İyi kalmak ya da kötülüğü kanıksamak...


Bir bilinmezlik halinin içerisinde esir olduysan, çıkmak için ne kadar çabalarsan çabala bir adım ileriye gidemezsin. Ama bu bir yerde senin seçimindir. Ulaşmak istediklerin uğruna feragat ettiklerinden sadece birisidir. Kavuşabilir misin gerçeklere bilmem ama uğruna en çok acı çektiğindir... Hem Sarp hem de Mert için bu durum geçerli. Bir bilinmezliğin esiri olmuş durumlar. Birisi ölmediğini öğrendiği kardeşinin peşinde, diğeri de artık olduğunu öğrendiği ailesinin peşinde olacak. Sonunda yolları birbirine çakışacak ama nereye savrulmuş olacaklar muamma...

12. Bölüm


Sarp bu bilinmezlik haline karşı mücadelesini hep sürdürecek, orada sıkıntı yok. Ancak bu uğurda adım atmaya başladığı yolun bir yerden sonra parçası haline gelmesinden korkuyorum. Geçtiğimiz haftaki yorumumun sonunda da değinmiştim, Sarp'ın taraf değiştirme eğilimine girdiğini düşünüyorum. Özellikle Yusuf amirin ona attığı kazığı öğrendikten sonra, bir şekilde kendisini o tablonun içerisine atma ihtimali artıyor. Nitekim bu bölümde de ilk mesajı verildi... O, Celal'i hâlâ bitirmek istiyor ama bunu artık kendi yöntemleriyle halletmekten yana. Bunu göstermek için de Yusuf'a bir oyun oynadı. Bir yerde öç aldı ama o öcün sonunun nereye sürüklendiği de bariz. Güvendiği tek insanı da kaybeden Sarp'ın, kendinden başka kimseye güvenmemesinin sonu ikinci Celal olmasına sebep olabilir yani. Bir söylemez, iki söylemez, üçüncüde kendisinin halledeceğini düşünür yine söylemez; sonra bir bakmışsın yok etmek için girdiği örgütün en tepesine çıkmış. Ondan sonra da kendini istese de çekip alamaz zaten...


Bu tabi en kötü senaryo. İşin bu kadar büyüyeceğine inanmak istemiyorum ben. Özellikle Yusuf'un Mert sayesinde, Umut meselesine farklı bir boyut getirmesi bunda önemli bir etken olacaktır. Sarp'ı dizginlemek için hep onu kullanacak ve sonunda kötü bir yola sapmasını önlemeye çalışacaktır Yusuf. Ancak Umut/Mert gerçeğinin ortaya çıkması ne kadar gecikirse, bu en kötü senaryonun gerçeğe dönüşme ihtimali de o kadar artar. Sonrasında da yandı gülüm keten helva...


Elbette her zaman için bir geri dönüş ihtimali var. Gerçeği öğrendikten sonra vakit kaybetmeden abisinin karşısına geçerse Mert, her şey yine tamamen değişecektir. Şuan için bu gerçeğe sadece bir adım yaklaştı. İlerleyen bölümlerde gerçeğin kilidi aralandıkça, durum da farklı bir boyut kazanabilir... 


Çocukluğunun en büyük kabusunu karşısında gören Mert'in hesap sorma arzusuyla dolmasından daha mantıklı bir durum olamazdı. Onca yaşanan şeyin üzerine sünger çekmesini kimse beklemez sanıyorum. Ondan sebep, Coşkun'un karşısına korkusuzca dikildiği sahnede oldukça etkilendim. O çocuk olmadığını çok net hissettirdi. Lâkin işin içerisinde Eylem'in de olması tüm olası intikam alma/hesap sorma mücadelesini sekteye uğrattı. Yetmezmiş gibi bir de, kelepçelendiği yerden kendini kurtarmak için bir kez daha Coşkun'dan dayak yemek zorunda kaldı. Öcünün bir kısmını, o kelepçeden kurtulduktan sonra az biraz aldı ama asıl mesele havada kaldı; bir ailesi var mıydı?.. 


Coşkun bildiğin insan sarrafı olmuş ancak içerisindeki insanlığı da onunla birlikte defetmiş sanki içinden. İlk etapta tanımadığı Mert'in daha sonra Umut olduğunu anladığında, ne istediğini tahmin etmesi hiç de zor olmadı. Ve bundan sonraki manipülasyon argümanı da ortaya çıkmış oldu. Mert'in bir ailesi vardı. Annesi, babası, hatta abisi... Ama kimdi, öğrenmek için sabretmesi gerekecek. Böylece geri kalan her şey de bu durumun gerisinde kalacak. Bu da Coşkun'a yarayacak... Keşke az biraz Füsun'a olan yaklaşımından hissetse, bir ihtimal var diye aklından geçirse Mert. Onun için her şey daha kolay olurdu böylece. Bakalım, Coşkun'un son anda ailesine dair bilgi vermeden kapattığı telefon, onu bundan sonra ne yönde etkileyecek... Ve Aras Bulut İynemli, sen eşsiz bir yeteneksin. Her sahnesinde, her mimiğiyle etkiler mi bir insan karşısındakini? El insaf! Kumaşına sağlık...


Şu da bir gerçek ki, Sarp Yusuf'a ders vermek için Celal'i bu sefer gerçekten bitirebilecekleri bir fırsatı elinin tersiyle itti. O kirli sevkiyat meselesinin çıkar yolu yok çünkü, kendisi de buna yağ sürmüş oldu üstüne üstlük. Bir yerde günahına da ortak oldu. En çok korktuğum da bir yerden sonra bu 'günaha ortak olma halini' kanıksaması ya zaten. O baştaki teorilerin gerçekleşme ihtimalinin tetikleyicisi. En tepeye çıkma arzusunun şehvetine kapılmasını sağlayacak değişimin ilk halkası... Göreceğiz bakalım sonunda o ve Mert, nereye savrulacaklar. Ya iki 'iyi' kardeş ya da 'birbiriyle mücadele eden' iki kardeş. Siz hangisini tercih ederdiniz?..

Beklenen Kral 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder