29 Aralık 2016 Perşembe

Poyraz Karayel: Gerçekten var mı cesaretin?..


Umudunu kaybetmemek güzeldir. Seni diri tutar, kolay kolay yıkılmaz; örselenmezsin. İnandığın uğruna korursun umudunu çünkü. Ama gün gelir de o umudun, bir umudu kalmadığını gördüğünde inkar edersen bunu; işin rengi aniden değişiverir işte. Zira umudun, bir saplantı halini almıştır. Ondan sonrası tam bir kaos ve bilinmezlik serüveni. Saçmalamak üzerine atılmış bir sürü adım. Ardından olacaklar ise, sonunda sadece seni üzecek bir sürü hüsranı tetiklemekten öteye gidemeyecek demek... Yani Çınar'ın durumu oldukça vahim.

74. Bölüm


Ayşegül'ü bir saplantı haline getirdiğini ilk bölümden görmüştük zaten. O yersiz yapışkanlığı ve ısrarının bugünleri resmettiği açıktı. Bunu biz görebilmiştik ama tüm iyi niyetiyle olaya yaklaşan Ayşegül bir türlü fark edemedi. Edemediği gibi, hiç olmayacak da bir yola saptı ve ateşi daha da körükledi... Bugün gelinen noktada ise elde edemediği kadının gözünü kırpmadan ölüm fermanını verebilecek bir Çınar var karşımızda. Bu hali elbette şaşırtıcı değil, bir süreçten bahsediyoruz dediğim gibi. Ancak az biraz aklını çalıştırabilse, sonunda böyle bir manzarayla karşılaşacağını tahmin edebilirdi; edemedi. Ve hayâl kırıklığı, hayat bitirmek isteğine dönüştü. Önce Ayşegül'ü öldürtmeyi, ardından da Hikmet sandığı Poyraz'la ikisini birlikte öldürtmeyi kararlaştırdı. Uygulamaya da koydu koymasına lâkin, ummadığı gerçek kapısını çalacak haftaya. Aslında aldatılmadığını, iki sevgilinin yeniden birbirine kavuştuğunu öğrenecek. Elbette böyle naif de yaklaşmayacak. Bakalım, dedektiflikten kiralık katile evrilen adamından gerçeği öğrendiğinde suratı nasıl bir şekil alacak. Ve Poyraz'ı bitiremeyeceğini ne zaman anlayacak...


Bu zamana kadar ne kötüler geldi, geçti. Her birinin doğrudan ya da dolaylı hedefinde oldu. Her birinden de bir şekilde kurtuldu. Poyraz'ın yine bir kurtuluş yaratacağından şüphem yok o sebeple. Çınar'ın sonu içinse aynı şeyi söylemem pek mümkün değil. Biliyorsunuz, dizide hiçbir kötü sonsuza dek galip gelmedi. Elbet sonunda belasını buldu. O da bulacaktır günün birinde... Onu her daim gazlayan, olayların bu kadar karmaşık bir noktaya gelmesini sağlayan Nevra'nın ise kötülüğünün daha ne kadar ileri gideceğini pek merak ediyorum. Mâlum, insan ne kadar çırpınırsa o kadar derine batar derler. Görelim bakalım çırpınışları onu nereye sürükleyecek...


Onlar için bir mucize demek, hiç de yanlış olmaz. Misalen değil, gerçekten öyleler çünkü. Başlarına gelmeyen kalmadı, ayrılmaları için bin tane sebep yaratıldı. İşkenceyle ve dahi hatta ölümle sınandılar ama sonunda yine kavuştular. Finalde paylarına mutlu bir son düşer mi bilemiyorum ama Ayşegül'le Poyraz'ı izlemeyi gerçekten çok seviyorum. Yan yana olduklarında verdikleri mücadelenin ne kadar değerli olduğunu da geçmiş zamandan çok iyi biliyoruz. Çınar'a karşı verecekleri mücadele de tıpkı böyle olacak. Aynı eve taşındılar yahu boru mu? Başları belki dertten kurtulmayacak ama o evde yan yana geldikleri her sahnede bizi bizden almayı başaracaklar. Ve aklı varsa Çınar, sonunda aşkın karşısında duramayacağını anlar. Anlamadı mı? O zaman ona Poyraz çok güzel bir şekilde anlatır...


Poyraz'ın öğretilerinden nasibini alması gereken birisi daha çıktı bu bölüm başımıza; İsa!.. Çınar'ın ciğeri yaramadı bu çocuğa, bir garip bişeye dönüştü. Ergenliği de üzerine binince, değme işkenceden beter hale büründü. Babasının annesine neler yaptığının birinci elden şahidi. Kadını nasıl kovaladığının, nasıl dövdüğünün, nasıl psikolojik işkence uyguladığının vs. Tamam, Taş kafanın yaptığını aklamayacağım ama bu kadar 'yersiz' bir tepkiye de gerek yoktu. O tokatı da hak etti. Ancak gerzekliğin daha ne kadar sınırlarında gezerim diye düşünmüş olacak ki, aldığı gibi ekmek bıçağını sapladı Taş kafaya. İşte o zaman doktorların ciğeri değişirken, beynini de burnundan akıttıklarına tamamen ikna oldum. Mümkünse o ciğer son anda uyum sağlamamış olsun ve İsa'yı kaybedelim. Bundan sonra ona pek katlanabileceğimi zannetmiyorum çünkü...


Takıntılarına, geçmiş meselelerine her hafta istikrarlı bir şekilde yenisi eklenen Eda cephesinde ise şimdi başka bir 'bilinmeyen' saklı. Kerem ölür ayak, aklını bulandırmayı başardı. Merakı ve tepkisinden anlaşılan tek şey, öldüğünü sandığı bir çocuğunun olma ihtimali. Onun dışında bir şey gelmiyor aklıma. Altından ne çıkacak bilemiyorum ama tam anlayamadan Kerem'in mevta olması sonrası iyice çıldırabilir. Ve karakterin geri dönmesini istediğimiz noktadan, bir o kadar daha uzaklaşması demek olur bu. Yani yine iki ucu leş gibi bir değnek elimize verildi. Ortasından tutması bile tam bir işkence. Bakalım, yanılırım belki de...


Orhan Solmaz meselesine de değinmek lazım. Zülfikar'ın karşısına geçen dişi Terminatör'ün, onu öldürmeyeceğini tahmin etmesi zor değildi. Ama olayın sunulandan daha farklı olmasını beklerdim. Zülfikar bölüm boyunca aklına takılan Orhan Solmaz'ı sordu durdu herkeslere ama yine sonuç yok tabi ortada. Peki ya kadının öldürdüğü herkesle birlikte, sokakta bir an gördüğü Zülfikar'ın vesikalık fotoğrafına sahip olmasına ne demeli?.. Bu büyük bir ironiyi resmedeceğinden, muhtemelen kadın plânlı bir şekilde çıkıyor insanların karşısına; Orhan Solmaz'ı sormak için. Ya öyle ya da gerçekten Terminatör ve dahili tarayıcısında araştırma yaparak toplasan bir dakika dahi görmediği insanların vesikalık fotoğraflarına ulaşıyor; bilemedim...

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. Bölümün sonunda Ayşegül ve Poyraz'ı öldürmek için evlerine giren sonra Poyraz'ı görünce onun Hikmet değil de Poyraz Karayel olduğunu anlayan adamın Orhan Solmaz olduğunu düşünen bir ben miyim acaba?

    YanıtlaSil