12 Ocak 2017 Perşembe

Poyraz Karayel: Eskinin doyulmaz tadı...


İnsanın eskiye duyduğu özlem arttıkça, o anların kıymetini de daha çok anlamaya başlıyor. O hisler, o yaşanmışlıklar, o mutluluklar... Tabi bu herkes için geçerli değildir ama en azından Poyraz Karayel evreni için oldukça geçerli bir mesele... İlk sezonun tadı diğer iki sezonda da yoktu. Farklı bir boyut katılmış ve hatta mekanlarından dahi olmuştu. Ama bir şeyler artık değişmeye başladı. Eskisi gibi hissettiğim bir bölüm izledik mesela. Özellikle de Poyraz noktasında...

75. Bölüm


Poyraz bildiğiniz gibi bir antikahraman. Yani kendisini sevmemiz için birçok sebep olduğu gibi, ona kızmamız için de birçok sebep barındırıyor içerisinde. İlk sezon hep böyle bir Poyraz izledik. Tam bir çılgın. Her şeye ve herkese bulaşan, dünya umurunda olmayan. Sinan ve Ayşegül dışında hiçbir şeyin değeri ve anlamının olmadığı bir Poyraz. Manyak tarafına yeniden kavuştuğu için ne kadar mesudum anlatamam. Eskisi gibi çılgın kalmaya da devam eder umarım. Onu bir polisiye dizinin başkahramanı olarak değil, bir antikahraman olarak sevdik. İyi ki buldu yeniden kendisini. İlk sezonun tadı, dokusu bu kadarla da sınırlı değil. Diri diri yanarak can veren Zafer'in intikamını almak için gün sayan kardeşi peydah oldu şimdi de. Hem de hiç dinmemiş bir hırsı barındırarak ve otomatikman dizinin kötülerinde ani bir artış meydana geldi... Deniz Celiloğlu hoş gelmiş. Engin Benli ile Kanıt dizisinde iki polisi canlandırıyorlardı. Başkomiser Orhan'ın intikamını almak için gelmiş anlaşılan, komiser Selim. Bakalım alabilecek mi?.. (alamadı)


Dizinin kötülerindeki bu inanılmaz artış, ister istemez bazılarının geri plâna atılmasına sebep oluyor tabi. Misalen Çınar... Annesinin tamamen gölgesinde kaldı bu bölüm itibariyle. Zaten hep silik bir karakterdi ama Nevra'nın gerçek yüzü ortaya çıktıktan sonra, iyice silikleşti. Ayşegül'e olan nefreti vede kininin o yüzden pek de ehemmiyeti yokmuş gibi geliyor bana. Hem onun intikamını da annesi almaya başladı zaten. Bu şartlarda Çınar karakterine daha ne kadar ihtiyaç var muamma. Mesela intihar etse, Nevra daha da hiddetlense ve intikamı daha da devleşse falan. En azından gereksiz bir sürü Çınar sahnesinden kurtulmuş oluruz böylece. Nasılsa Nevra'nın şansı hep yaver gidiyor. Şimdi de Eda sayesinde istediği her şeye erişmekte ve herkesi parmağında döndürmek suretiyle varlığını daha da sürdürecek gibi...


Kerem'in Nevra için özelliğinin ne olduğunu bir türlü öğrenemedik. Tamam, adamıymış vede Eda'nın bundan hiç haberi olmamış. Peki Nevra neden Kerem'in çocuğunu istemiş? Hadi isteyecek kadar gözü dönmüş, o çocuğun annesini hiç mi merak etmemiş?.. Eda'yı tanımadığını biliyoruz. Kerem'le fotoğrafları sayesinde bebek meselesine aydı ve koz olarak kullandı. Ama neden bir başkasının bebeğine ihtiyaç duydu? Onu elinde tutmak için bebeğini istedi desek, flashback sahnelerinde Kerem bebeğini hemşireden isterken gözünde hiç korku, üzüntü ya da endişe yoktu. Garip... Altından dişe dokunur bir şey çıkar umarım. Sırf, Eda'yı Poyraz'a yönlendirsin diye Nevra'nın eline büyük bir koz verilmek için uydurulmuş olmasın. Göreceğiz...


Eda disiplinli bir ajanken, önce çok sevdiği aşkı için bu disipline sahip olduğunu öğrendik. Daha sonra da onunla bağının kaybedilmiş bir çocukla taçlandığını. Karakterin hamuruyla o kadar oynadılar ki, sonunda geldiği nokta kabul edilemez oldu. Eda'nın en başında Poyraz'a yanaştırılması gerekirdi. Ayşegül ile arasındaki gerilim sebep, belki Poyraz'ın aklının çelinmesi de mümkün olabilirdi. Ama şimdi yeniden birbirlerine kavuşmuşlarken, kim inanır Eda'nın Poyraz'ı elde edebileceğine?.. Çok çok Ayşegül'ü kıskançlık krizlerine sokar. Ama o Poyraz'ı bilmiyor mu? Onca zaman aynı evde yaşadı Eda ile de hiçbir kıskançlık emaresi göstermedi, şimdi kendisinin de içinde olduğu evde mi kıskanacak Eda'yı? Yahu Poyraz'ın gözü Ayşegül'den başkasını görür mü?.. Eda bir fenomen olabilirdi. Lâkin ellerinin tersiyle geri ittiler. Yetmiyormuş gibi, şimdi de bizlerin gözünde iyice itibarsızlaştıracaklar. Şahsen Poyraz ile Ayşegül'ün arasına giren kimseye zerre tahammül edemem ben...


Tahammül demişken, birkaç bölümdür İsa'ya tahammül edemez olmuştum. Şükür ki, bu bölüm karakterin sivriliği iyice törpülenmiş ve eski haline döndürülmüştü. Ondan sebep, ıslahevinden kurtulmasına oldukça sevindim. Taş kafa ve Ümran ile arasında bir sorun kalmaması da ayrıca iyi oldu. Mevcut gündem zaten yeterince doldu, bir de onların bu sürtüşmelerine yer kalmamıştı doğrusu. Ama bu durumda, Poyraz'ın apartmana taşınırlar mı bilemedim. Albayın bile o yönde bir eğilimi yok gibi. Zaten kendisini de hepi topu bir-iki dakika gördük bölüm boyu. Bakalım, nasıl bir yol izleyecekler şimdi. Hele de Taş kafanın geçmişinden biri çıkıp gelmişken...


Ne demek Orhan Solmaz aslında Taş kafa, ne demek?.. Bunun son anda ortaya çıkmış bir karar olduğunu düşünüyorum. Çünkü dişi Terminatörün elinde gösterdiği fotoğrafla zerre benzerliği yok Taş kafanın. Zülfikar görmemiş olsa fotoğraf mevzusunu yok sayıp, kadının tam da bizim Taş kafayı aradığını varsayacağım ama bu bölüm kaç kez görme imkanı buldu onu hiç mi tanıyamadı açığı çıkıyor o zaman da. Beşik kertmesi falan herhalde, çocukluklarında bunları kerttiler de bir asır sonra evlenmek için yollara düştü. Altından ne çıkacak pek merak ediyorum. Bizi bunun son anda alınmış bir karar olmadığına ikna edebilmelerini umuyorum... (edemediler)

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder