26 Şubat 2017 Pazar

Adı Efsane: Sonsuz Aşklar Evreni


İnsanın yaptığı hatanın farkında olması mı, yoksa o hatayı hiç yapmamış olması mı daha değerlidir bunu hata yaptığımı kabullendiğim her seferinde çokça kez düşünürüm. Hatalardan ders çıkartmayı seven birisi değilim. Hata yapmadan hareket etmeye de o sebeple özen gösteririm. Ama insanız işte, hata yapıyoruz ister istemez ve bu hataya karşı nasıl tavır aldığın, aslında o an itibariyle yaptığın hatadan daha önemli oluyor. Zira ucunda daha fena hatalar yapmak da var, olan hatanı gözardı ettirmekte... Bahar mesela, açıkçası kabul edilemez bir hataya imza attı. Hatasının farkına da vardı. Ama o varış sürecinde yaptıkları hiç de hatasından ders çıkartmış izlenimi vermedi. Ve yine aynı şey olsa, tekrardan şikayette bulunmayacağından hiç de emin değilim...

5. Bölüm




Bahar dizide ilk bölüm itibariyle sevdiğim karakterler arasındaydı, bunu yazmaktan asla gocunacak değilim. İleride yeniden öyle olmayacağının da bir garantisi yok, yeniden sevebilirim. Ancak, üçüncü bölüm itibariyle geçirdiği dönüşüm karakteri gözümde oldukça itici bir noktaya taşıdı. İdealist bir öğretmen olup olmamasıyla açıkçası pek ilgilenmiyorum. Şahsen kendisi gibi az hocam olmadı lise hayatım boyunca, hepsini de sevdim. Ama ders dışında da, dersteymiş gibi davransalardı muhtemelen hepsinden nefret ederdim. Benim için bir öğretmenin ciddi olması gereken yer sınıftır. Okul sınırları içinde aynı ciddiyetle, despotlukla öğrencilere yaklaşan birisine kimse tahammül edemez ve Bahar da tam öyle bir öğretmen. Hatta okul sınırları dışında da oldukça despot ve öğretmen gibi yaklaşmakta herkese. Hani tam da o yüzden ilk bakışta Tarık'ı şikayet edişini hiç de yadırgamıyorum. Onun gibi birisinin yapacağı bir davranış bu çünkü.


Ancak, dizinin baş karakterlerinden birisi olduğunu düşününce, fazla uçlarda gezdiğini düşünüyorum. Nitekim diğer kadın baş karakter de oldukça despot ve dediğim dedik. Her konuda en iyisini kendisinin bildiği iddiasında ve öneriye de çokça kapalı. Bahar'ın da aynı tarzda ama başka bir eğilimle karşımıza çıkıyor olması o sebeple sıkıntı. Hani sonradan üçüncü bir önemli kadın karakter ortaya çıkacak ve Bahar ile Seçil için bu duruma ayma imkanı doğuracaksa bilmem. Lâkin şimdilik en azından birinin artık gözümüze sevimli gelmesi gerektiğine inanıyorum. Geçtiğimiz hafta çokça kez Seçil'e hak vermiştim. Tarık noktasındaki söylemlerinin birçoğunda, kanırtsa da haklıydı. Ama bu bölüm o da yine ilk bölümlerdeki haline döndü. Hatta bir ara, Zeynep'e tokat atacak aşamaya dahi yaklaştı. 


Yani bir seyirci olarak, Tarık'ı hangisinin yanında mutlu olarak göreceğimden ya da ikisinden birinin yanında görmek istediğimden emin değilim. Şahsen olmak istiyorum. Belki Bahar zamanla bu despot çizgisinden sıyrılır ve yeniden gözümüze girebilir, bilemem. Şimdilik, 'katlanılmaz' olduğunu üstüne basa basa belirtmek isterim. Elbette son kertede yaptığı hatanın farkına varması, özellikle Hakanların sınıfta onun yaklaşımına verdiği tepki nezdinde önemliydi. Müfettişe, Tarık'ın tokat atmadığını söylemesi de. Fakat dediğim gibi, ikilemde kalsa o despotik haliyle aynı davranışı sergileme eğilimini tekrardan gösterip göstermeyeceğinden zerrece emin değilim. Ve bu tümden Tarık'ı kaybetmesi demek olur ki, olmasın. Yine de kıyamıyorum sanırım...


Tarık'a gelirsek, elbette suçsuz değil. Bahar da elbette yine yaptığı şikayette yüzde yüz haksız değil. Ancak özel durumunu biliyordu ve daha fazla toleranslı olmalıydı. Zira Tarık'ın değiştirilemez olan hiçbir özelliği yok gibi duruyor. Zamanla tüm dikenlerinden kurtulacağını da düşünüyorum ve geçen bölüm sonu itibariyle de bunun için çaba sarf etmeye başladı. Onun da tek sorunu, pes etme eğilimi. Nasıl zamanında karısı öldüğünde hayattan pes etmiş, şimdi de kızlarının velayet davası ve üzerine okuldaki şikayet süreci ardından pes etti. Yaptığını kabul etmesinin müfettiş gözünde bir artısı olur mu bilemiyorum lâkin, olması gerektiğini de düşünüyorum. Müfettişin şaşırmış halinden bunu çıkarttım doğrusu. Haftaya okulla ilişiği kesilmiş bir Tarık göreceğimizi sanmıyorum. Velayet davası sıkıntıya girdi girmesine ama okuldaki görevine devam edecektir. Lütfen etsin, etmeli...


Sadece onun okula ihtiyacı yok çünkü, Hakanların da ona ihtiyacı var. Geçen bölüm takımın kazanması nasıl hem onun kurtuluşu hem de Hakanların okuldan atılmamasını garantiliyordu; bu bundan sonra da sürecek. Hakanların hayata tutunmasına, Tarık'ın kızlarına kavuşması eşlik edecek. Ve bunun önünde, Tarık'ın meşhur pes edişleri dışında hiçbir engel yok. O noktada da yardımına Hasan koşuyor. Şunu söyleyebilirim ki, Hasan her insanın hayatında olmasını isteyeceği türde, mükemmel bir dost ve Tarık'ın en büyük şansı. Bir süre Tarık'la mücadele etmemiş ve onu kendi haline bırakmış ama bu saatten sonra aynısını yapmayacağı da kesin. Seviyoruz seni Hasan reis. Yalnız onca hava attıktan sonra telefonun video bölümünü açamaman, nasıl desem; gerçekten komikti ve çok güldüm. Karı koca gibiler zaten, neşe ve kahkaha sebebi her sahneleri...


Babasının onlara yüz metreden fazla yaklaşamayacağını bilen Zeynep'in dahiyane fikrine gelirsek... Dizilerde son dönemde oynayan neredeyse tüm çocuk oyuncuları gerçekten yetenekli ve tatlı buluyorum ama Zeynep gerçekten başka. Leya Kırşan'ın büyümüş de küçülmüş bir hali var ama asla antipatik değil. Bu hal onun, kocaman bir insan gibi oynamasına yarıyor yalnızca. Gerçekten çok başarılı. Örgü ipini eline alıp, babasının geleceği en yakın sınırı belirlemeye çıktığı sahnede de olağanüstüydü. Hem babasına üzüntüsü hem de yaşadığı genel hüznü çok iyi yansıttı. Ayrıca böylesi doğal ve akıllıca sahneyi yazan senaristlerimize de tebrikler. Nicelerine olsun...


Aslında hüznüne şükretmesi gerektiğini fark eden Melis'e gelelim... Babasına karşı oldukça mesafeliydi zaten, son olaydan sonra iyice mesafeli oldu. Babasını ne kadar çok sevdiğini gözlerinden dahi anlıyoruz ancak dilinden sürekli zehir akıtması da can sıkıcı. Çünkü aslında kötü bir babası yok. İlgisiz de değil. Sadece pes etmeye meyilli. Bu da aşılmayacak bir şey değil. Peki ya Hakan'ın babası gibi bir babası olsaydı? Bu haline şükretmez miydi? İşte Hakan da tam olarak bunu ona gösterdi. Melis'in bir duvara çarpması gerekiyordu, Hakan onun duvarı oldu. Tarık'a aslında şükretmesi gerektiğini çok da güzel yansıttı. Melis bundan sonra daha dikkatli davranır mı bilmem ama Kıvanç'a sarılırken, sarıldığını hayâl ettiği kişinin zihninde bir ampul yanmasını sağlayan Hakan olduğundan eminim. Bununla birlikte de, HakMel resmen başladı diyebiliriz. 'Sonsuz Aşklar Evreni'ne yeni bir çifti daha dahil etmiş olduk böylece. Bakalım, aşk ilanı ne zaman ve ilk kimden gelecek...


Keyifli bir bölüm izledik. Keyiflinin yanında, oldukça da güzeldi itiraf etmeliyim. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım yine. Üzerine Özgü Kaya ve Baran Bölükbaşı'nın şahane performansını dinledik, taçlandı... Ve son olarak kahramanlarımızın başına haftaya neler gelecek bilemiyorum ancak, nazar değmesin diye bu satırları okuyan herkesin totosunu kaşımasını rica ediyorum.

Beklenen Kral



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder