19 Şubat 2017 Pazar

Adı Efsane: Tutsaklık...


İçin için yandığı bir hayatı neden yaşar insan?.. Neden sadece acılarına tutunması gerekir? Neden, hep pişmanlıkları gelir peşinden? Neden yaptığı her iyilik, bir kötülüğü doğurur? Neden, kontrol edemez hiçbir şeyi; kendini bile? Neden vazgeçer, neden kabullenir, neden pes eder, neden her şeyin daha kötüye gitmesi için tepinir? Gerçekten neden Tarık baş edemiyor hiçbir şeyle? Neden bir yaptığı, başka bir şeyi bozuyor? Neden attığı her adım, ardında bir felaket yaratıyor?.. Bir karakterin ne kadar bahtsız olabileceğinin en organik kanıtı resmen. Yaptığı iyilikler bile ayağına dolanan birinin yaşamak için şevkten daha nicesine gereksinimi yok mudur gerçekten?..

4. Bölüm




Fedakârlık yapması gerektiği her seferinde bir şeyler yapmaya çalışan bir karakter var karşımızda, geçtiğimiz hafta da söylemiştim bunu. Ancak hep yanlış zamanda ve yanlış yerde... Hakan'ın başının belaya girmemesi için çaba sarf etmesi çok şık bir hareketti. Yalnız onun ardından, bıçaklanmasıyla sonuçlanan serüveni yaşamasına gerek yoktu. Hakan polis arabasına binip gitti mi, gitti. Bir de o denyo babasına laf anlatmaya ne gerek var? Yetişemediği parti sebebiyle, zaten pamuk ipliğiyle bağlı olan arasını iyice açmış oldu Melis'le. Yetmedi, bu sefer Zeynep de iyice düşman oldu. Hatta cephe bile aldı. Annesine olan özleminin katlanmasıyla, babasının yokluğunu daha derin hissetmesini beklerdim ama dermanını da ablasında buldu. Yani bu bir çıkmaz sokak gibi Tarık için. Fedakârlıklar yine yapmalı, her seferinde de bu özelliğinin arkasında durmalı ama yeri ve zamanına da dikkat etmeli. Hıncını da başkalarından çıkartmaktan vazgeçmeli. Yaptığı fedakârlığın faturasını kesmemeli...


Hakan'ın gözünü iyice karartması, babasının ölümü demekti. Kurtuluşu yoktu yani Seyfi denen herifin. Bu sebeple gözaltında kaldığı sürede, Tarık'a olan kızgınlığının dinmesi lazımdı. Çünkü mantıklı bir karakter. Babasıyla hesaplaşmasında da başka bir çıkar yol olmadığını düşündüğünden, başvurmamış mıydı zaten gelecek o sona? İlla karşısına Bahar'ın geçip onu sarsmasına, illa Melis'in babasıyla katılması gereken partide yalnız kalmasına sebep olduğunu öğrenmesine gerek yoktu Hakan'ın; Tarık'a olan kızgınlığının dinmesi ve kendisini suçlamaya başlaması için. Aslında kendini suçlamasına da gerek yoktu ama illa kendine acı çektirecek, rahat edemiyor sanırım içi. Tabi o Tarık'ı suçladı da, Tarık'ın onu suçlaması neydi?.. 


Yahu çocuk seni çağırdı mı gel diye? Senden yardım mı istedi? Sen kendi isteğinle gittin, sen kendin Seyfi'ye laf attın. Bunların hangi kısmı Hakan'ın müdahalesiyle gerçekleşti? Hiçbiri. Ondan sebep hesap sorması gereken kişi, Seyfi'den başkası değildi. Hasan değil, Seyfi'yi asıl Tarık aramalıydı. Polise teslim etmek için o çaba sarf etmeliydi. Onun suçsuz, hor gördüğü ve her daim dışladığı oğlundan hınç çıkarmamalıydı. Yaptığı fedakârlığın faturasını Hakan'a kesmek, karşılığında nasıl bir bedel ödemiş olursa olsun ona yakışmadı. Ondan özür dilemek için fırsat kollayan biri vardı karşısında. Tamam, sert mizaçlı bir çocuk ama bakışlarıyla tüm derdini, hissettiğini anında gözler önüne seriyor. Gözlerine baktığında, Tarık anlamadı mı sanki üzüntülü olduğunu? Yoksa hıncını çıkartmak işine mi geldi? Seçil'i haklı çıkartmak için didinerek, en çok yine kendine zarar verdi...


Şunu itiraf etmek zorundayım, diğer üç bölüm yorumumda da çokça kez Seçil'i suçladım durdum. Evet, hâlâ çokça suçlu olduğunu düşünüyorum, hâlâ sırf yaşadığı platonik aşkın ızdırabını yeğenlerine çektirdiğine inanıyorum ama Tarık'a dair Bahar'a sarf ettiği sözler -çok fazla kanırtmış olsa da- bölüm boyu önümüze çıktı durdu. Karakterin aslında bir yanıyla, çocukları ondan uzak tutmak istemesini haklı kılmış da oldu senaristlerimiz bu yazdıklarıyla. Sinirlendiğinde gözü hiçbir şey görmeyen, eline ne geçerse kırıp döken bir baba ile hadi Melis büyük yapabilir de, Zeynep yapabilir mi gerçekten?.. Bence bu üzerinde düşünülmesi gerek bir konu ve Seçil'in bu noktada haklı olduğunu düşünmeye başladım. Tarık'ın önce sinirlerini kontrol edebilmesi, hıncını her daim başkalarından çıkartma eğilimini sonlandırması gerekmekte. Yani, sana fazla salladığım için üzgünüm Seçil. Lütfen beni bunları yazdığıma ilerleyen bölümlerde pişman etme... 


Çünkü başka pişmanlıklarım da var. Mesela, Bahar gibi... Despot bir karakter var karşımızda. Ne istediğini, ne beklediğini bilen ve ona göre davranan birisi. Kurallarına harfiyen uyarsanız asla sıkıntı çekmezsiniz. Ancak, tam tersi durumda her türlü belaya hazırlıklı olmanız şart. Tıpkı Tarık gibi... Ben Bahar'ın herkese öğretmeniymiş gibi yaklaşmasından azıcık sıkılmış olabilirim. Herkesi öğretmeni gibi azarlamasından, herkesi öğretmeni gibi disipline etmeye çalışmasından da... Karşısında kendi yaşında, hatta daha büyük bir adam varken; böylesine suçlayıcı ve aşağılayıcı olmaması gerekir. Tarık bu bölüm yaptıklarında zerre haklı değildi, tamam. Evet, sinirlerini kontrol edemiyor ve gözü karardığında da hiçbir şey görmüyor eyvallah. Ancak bu onunla sakince konuşmasına engel değil. Tıpkı onun gibi bağırıp çağırmasına, her daim sesini yükseltmesine gerek yok Bahar'ın da. Tam da kendisini yeniden toparlamaya başlamışken, tam da takımı yeniden bir araya getirmiş ve hep birlikte ilk galibiyetlerini de alacakken; gidip arkadan iş çevirmesine hele hiç gerek yok. Seçil en azından göz önünde yapıyor her şeyi. Ama arkadan iş çevirmek olmadı. Bahar bu huylarını bırakana dek, #BahTar arzumu bekleme odasına alıyorum...


Artık hayata geçmesini arzuladığım bir çift var tabi; #HakMel... İkisini de derin yaraları var ikisinin de birikmiş çokça acısı var. İkisi de hayata sadece ızdırap olarak bakıyor ve ikisi de deli dolu. Damarlarına basıldığında nasıl da zıvanadan çıktıklarını görüyoruz. Daha çok da göreceğiz ve birbirlerini tamamlayacakları da kesin. Çünkü bir acıyı ancak, o acının dilinden anlayanla dindirebilirsin. Hayatında hiçbir zorluk yaşamamış, her şeyi dört dörtlük Kıvanç gibi biriyle değil. Gelecek bölüm fragmanı ise bu noktada oldukça umut verici. Acılarından küllenerek kor aleve dönüşecek bir aşkın, keskin ilk adımı gelecek. Ondan sonrası ise Hakan ve Melis'in sonsuz bir aşka hapsolması demek. Onlara bu tutsaklık çok yakışmaz mı gerçekten?..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder