15 Şubat 2017 Çarşamba

Hayat Şarkısı: İnansanız iyiydi sanki?..


Öfkeyle kalkan, her zaman zararla oturur mu? Bilir mi sonunda yaptığının yanlış olabileceğini? Haksızken dahi, haklı olabilir mi peki? Öç almak için, gerçekten haklı olmak gerekmez mi? Sürekli başkalarından hesap soruyorken, dönüp de kendine "Neden yapıyorum ben bunları?" der mi? Demeli mi, dememeli mi? Cem gerçekten ne yapıyor şimdi? Biz neden onun lüzumsuz, gereksiz ve bir o kadar da can sıkıcı intikamına maruz kalıyoruz? Neden, haksız olduğunu ve hiçbir şekilde haklı görülmeyeceğini bile bile başkalarına acı çektirişini izliyoruz? Neden kimsenin aklına, kilit değiştirmek geliyor da evin girişine kamera taktırmak gelmiyor? Cevher ailesi bu yahu, Cem bela olmasa herhangi bir mevzu sebebiyle şehrin iti kopuğu da bela olabilir başlarına? Neden, bu kadar dikkatsiz bu Cevherler ve neden, Hülya sürekli ayak diretmekte?..

42. Bölüm




Göründüğü ilk bölümden beri baş belası olmuş bir karakter var karşımızda. Ölümsüzlüğün de şerbetini içmiş, varlığı eksik olmuyor. Var olduğu sürece her an bir pisliğin gölgesinde geziyordu zaten; şimdi tamamen pislik oldu, karanlığını karakterlerimizin üzerinde gezdiriyor... Her hafta başka birinin ölümün kıyısına yaklaşmasını izleyeceğiz sanırım bundan böyle. Kimsenin aklına Cem olduğu fikri de gelmeyecek gibi. O dolanacak öyle mahallede, kimse fark etmeyecek varlığını falan... Tamam, sinirlenmiş olabilir. Tamam, bir şekilde köşeye sıkışmış hissediyor da olabilir. Ama çözüm yolu bu değil. Haksız olduğu her konuda karşısına çıkıp hesap sormuş insanlara, haklılıklarının bedelini ödeterek olmaz. Bunun karakter nezdinde de elle tutulur bir yanı yok. Tutarsızlığına, ahmaklığına mum dikmiş oluyor resmen ve bir zahmet artık varlığı anlaşılsın. Özellikle Hülya'nın bölümün sonunda yaşadığı şokun ardından bunu anlamış olması şart. O kadar da algısı kıt olamaz herhalde?..


Melek'e inanmama ihtimalleri vardı, sonuçta kafası gidip geliyor. Arada hiçbir şeyi yokmuş gibi davranıyor, bir an geliyor iyice balataları sıyırmış olarak karşımızda duruyor. Bu anlarda anlattıkları ve yaptıklarıyla da, gerçek olan konular üzerinde güven vermiyor ama yine de 'bir ihtimal' demelerini beklerdim. Neticede Mahir'in gördüm dediği ceset de yanıklar içerisindeydi. Tanıması mümkün değil. Onun yerine başka herhangi biri olabileceği şimşeği, o an gördüğü ceset gözünün önüne gelip çakabilirdi. Melek'i de götürüp bir kliniğe kapatmak zorunda kalmazlardı. Şerefsiz Cem, kadını orada da çıldırtacak bir de şimdi. Hemşire bari aradığına dair tanık olsun da, bölümün sonuna gelmeden Cem kâbusunun bitmediğine aysın herkes. Yoksa kimsenin kendini korumadığı Hayat Şarkısı evreninde sırayla ölümün soğuk kollarıyla buluşacaklar. Kimse de bu işin ardında Cem'in olup olmadığını sorgulamayacak...


Melek'in çaresizliğini, o her an dik duran ve daima güçlü olan kadından bu hale gelmesini şahsen kabullenemiyorum. Üzülüyorum da yaşadıklarına. Keşke Hüseyin sevdasına bu denli düşmeseydi. Keşke, onunla evlenmeseydi. Keşke bu kadar acele etmeseydi... Bedelini ödeyen yalnızca kendisi oldu. Cem'i karanlıkta gördüğü anda da kontak iyice attı. Kadının kimseyi kendine inandıramadığına mı üzülelim, yaşadığı şokun hastalığını nasıl etkilediğine mi yanalım bilemedim. Umarım tamamen toparlamış bir vaziyette çıkar sonunda hastaneden ve mümkün mertebe Hüseyin'den uzak durur. Çıkar çıkmaz ilk işi ondan boşanmak olsun mesela. Nasılsa Hüseyin yeniden Zeynep'i istiyor hayatında. O güçlü ve dik kadın geri gelsin. Bizi gerekirse yine sinir etsin ama hak ettiği şekliyle karşımızda dursun...


Hüseyin'in başına gelene üzüldüm. Ama tamamen bunu hak etmediğini de, bölümü izledikten sonra düşünmüyorum. Birinin yanındayken, ötekini. Ötekinin yanına gelince, berikini arzulamak da pek sağlıklı bir birey davranışı değil neticede. O değil, önce Mahir ardından da Hazer'e meyleden Zeynep'in de gönlü tekrardan ona doğru meyletmeye başlayacak gibi. Ona artık aşık olmadığını, onun yanında eskisi gibi hissedemediğini söyleyen kadın, yeniden fikir değiştireceğe benziyor ve bu da oldukça can sıkıcı. Şahsen yeniden elde ettiğinde, yine yeniden Zeynep'in onun gözünden düşmeyeceğinin zerre garantisi yok. O yüzden en azından Zeynep'in mantıklı hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum. Hüseyin'e gelirsek, son anda silaha elinin değmesiyle istenen hedef şaştı ve bacağından vuruldu gibi. Büyük bir sorun yaşamayacak yani. Ne olursa olsun Cem'in rezaletinin yanına yaklaşamayacağından, en güzeli bu oldu onun için. Yalnız, Melek'e yakın olup da artık onu üzmesin. Onun için ağlamasın bile...


Yeri geldiğinde en büyük Hülya savunucularından birisi ben oluyorum. Yeri geldiğinde Kerim'i yerden yere de vuruyorum. Ama bu bölüm, daha çok Kerim'e hak verdiğimi belirtmeliyim. Hülya göstereceği tepkinin dozunu ne yazık ki ayarlayamaz hale geldi. Söylediği sözün, sergilediği davranışın Kerim'den onu çok da farklı kılmadığı aşikâr. Tamam, dibe batmadan tekrar güç kazanarak yukarıya itemezsin kendini belki ama batmaya gerek olmadan çözüm bulunabilecekken, illa 'ben bi en dibe batayim' demek de mantıklı değil. Hele Kerim'in gerizekalı eski arkadaşının gazıyla, onun karşısına geçip sınaması; hem de yüzüğü parmağından çıkartmışken, hiç değil. Şu an durumu eşitlediler bana kalırsa. Kerim de çıkışında haklıydı. Tabi o da kantarın topuzunu kaçırdı yine ama Hülya da onun nasıl birisi olduğunu biliyor ve vereceği tepkinin böyle olacağını tahmin edebilirdi. Durumu eşitlediler dedim ya, tamdan bundan işte. İkisi de birbirinin huyunu en iyi şekilde biliyor ama sürekli birbirlerine çomak sokmadan da edemiyorlar. Huy dediğin bir anda değişmez, genelde hiç değişmez. Ondan yersiz bir kestirip atma mücadelesi vermektense, olanı yumuşatmaya çalışmak en doğrusu. Bakalım boşanmanın eşiğine geldiklerinde, Hazer'in yersiz yakınlaşma girişimleri karşısında ne yapacak Hülya. Umarım Kerim'e inat olsun diye meyletmez adama!..


Güzel bir bölüm izledik. En azından iyi aktı, sıkılmadık. Lâkin olanların büyük çoğunluğunu zerre desteklemiyorum ve Mahinur Ergun'un, konu yaratmak için haksızlıkta doruk noktasına ulaşmış Cem'in kötülüklerine ihtiyacı olmadığını düşünüyorum. Yani Cem mevzusu yine, yeni, yeniden bu kadar çok uzamasın. Her hafta başka bir karakterimizin ölümle burun buruna gelmesini izleyip durmayalım. Ne demek Mahir'i bıçaklamak ya, ne demek? Bu nasıl bir kin, bu nasıl bir gözü dönmüşlük? Rica edeceğim, bu herifçi ya kendi eceliyle hık diye bir yerde hemen ölsün ya da çok bekletmeden Bayram Cevher'in şefkatli kollarına emanet edin, o defterini dürsün...

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. Kesinlikle öyle. Bu Cem olayı artık sıkmaya başladı bir an önce biter gider umarım.

    YanıtlaSil