14 Şubat 2017 Salı

İçerde: Öç almak...


Hem suçlu hem de güçlü olmak gibisi yok gerçekten. Her konuda istediğini yapabilirsin ama karşındakinden sana her daim saygı duymasını beklersin. Gerekirse hayatını karartırsın ama her an yoluna ışık olmasını istersin. Sürekli canını yakarsın, bir an olsun "ah" demesin diye gözünün içine bakarsın. Gerçekten kebap bir durum. Her daim kendine yontmanın en rahat yolu. Bir yalana bağladığın koskoca hayatları sınamanın en trajik hali... Celal'in her hafta başka bir insanlıktan nasip almamış haline tanık oluyoruz. Her hafta başka bir saçmalığına maruz kalıyoruz ve her hafta, yine yeni yeniden kurtuluşunu izliyoruz. Ne zaman açık verecek, ne zaman Mert'i tam anlamıyla karşısında bulacak; bilemiyoruz...

21. Bölüm



Sabırlı insanlara gerçekten değer veririm. Ben de elimden geldiğince sabırlıyımdır ve ne kadar zor bir şey olduğunu iyi bilirim. Ancak bazen gerçekten sabır göstermek yetmiyor bazı şeyler için. Bir tepki ortaya koymak, bir karşı çıkış sergilemek gerekiyor. Her konuda kendini üstün görenlere karşı, ses çıkartmak elzem oluyor. Mert'in bu noktaya tam olarak ne zaman geleceğini bilemiyorum lâkin, şimdilik mevcut evriminden memnun değilim de diyemem. Söz konusu ailesi olduğunda artık Celal'e tek kelime etmeyeceğini görmüş olduk. Tabi notta yazdığı gibi öldürme eğilimi de göstermiyor. En azından bir yerinden başladık diye, çok da sorgulamayacağım bunu.


Yalnız, Celal'in kendisini böylesi bir tehlikenin içerisine atmasına oldukça şaşırdım. Mert'in, ailesini bulmak için elinden gelen tüm çabayı sergilediğini biliyor neticede. Ya gözü dönerse ve ailesine ulaşmak için çeker de silahı vurursa kendini diye nasıl korkmadı Celal? O bu kadar yürekli birisi mi bilemedim. Karakter tahlili yapmak açısından dahiyane bir fikir ancak, gelecek açısından kendisi için oldukça sıkıntılı bir konu. Her ne kadar şimdilik Mert sadece kanını taşıyan birilerinin olduğu gerçeğinin mutluluğuna tutunsa da, elbet o ya da onların kim olduğunun merakı yeniden ağır basmaya başlayacak. Ve o zaman Celal'i ölümün kollarından kim kurtaracak?.. Bana kalırsa kimse kurtarmasın ama Celal bu, elbet bir şekilde kurtulacak...


Gelecek bölüme dair verilen sahnede Celal iyice gözü dönmüş bir hâl almış olsa da, hiçbir şekilde Sarp, Füsun, Eylem ya da Mert'e zarar veremeyeceğini biliyoruz. Otokontrolü bir şekilde devreye girecektir. Gözünü öylesine karartmanın bir faydasının olmayacağını bilemeyecek kadar aptal bir karakter değil neticede. Ancak, oldu ki bu girişimde bulundu; işte bu sefer ölüme hiç olmadığı kadar çok yaklaşmış olur. Yine kimseye bir şey olmaz ama ucunun kendisine dokunacağı bir açık verirse, artık yanında Minik ve Davut dışında kimseyi bulamaz. Onlarla da ne kadar zaman yetinir bilinmez... Ondan sebep Mert'in kendisine bağını sınamak adına, onu ailesine daha da yakınlaştırdığı için; hiç kimseyi değil, önce kendini ateşe vermeli. Bu deneyinin bedelini uzun vadede kendisinden başkası ödemeyecek çünkü...


Pozitif bir yaklaşım sergiliyorum bu konuda doğrusu, bu kadar da karamsar bakmaya gerek yok olaylara. Evet, ana hikâyemizin ilerlemek gibi bir huyu yok ancak bir şekilde ilerleme kaydedilecek neticede. Mert'in kanından birilerinin yaşadığına emin olması da bunun başlangıcı olsun. Pek tabi, Sarp'ın Coşkun sayesinde kardeşinin yaşadığını öğrenmesi (daha doğrusu onun da emin olması) de başka bir başlangıç. Artık gözünü daha da karartacak, daha hedefe kitlenmiş olarak davranacaktır. Aşkı ikinci plâna attığı sürece de, sonuca o kadar hızlı yaklaşacaktır. Şimdilik her ikisinin de sadece patinaj çektiğini düşünürsek; artık bir adım dahi olsa ilerlemelerine öncülük edecek şeyler görmek güzel. Devamı ne zaman gelir, tabi orası bilinmez...


Mert'le Sarp'ın bunca zamandır hâlâ aradığı kardeşinin birbirleri olabileceği ihtimaline nasıl tutunamadıklarına gerçekten şaşıyorum. Tamam, Celal yüzünden geçmişten gelen bir rekabet ve bugünlerinde de büyük bir düşmanlık saklı. Ama ne bileyim, arada görünmese de bir bağ olmalı. Bu bağ da hissettirmeli biraz olsun. Mesela bu bölümde buzhanede rehin kaldıkları sahnede havalandırma boşluğundan çıkıp, önce buzhanenin kapağını açmayışı ama ardından gelip dayanamayışını Mert'in, buna yormalı mıyız? Yerinde bir başkası da olsa bunu yapar mıydı, yoksa içerisinde anlam veremediği bir dürtü mü ona bunu yaptırdı? Her izlediğimiz olayın, bir öncesini göstermek için uzun uzun flashbackler göstermek yerine, bu detaylara özen gösterilse keşke. En azından bizde bir gün bu bağın iyice kuvvetleneceğine inanabiliriz. Şimdilik sadece varsayım içerisindeyiz. -Bu arada belirtmeden de geçemeyeceğim, buzhanede elektrik panosu görünüyordu. Ayrıca kapı yerine, çalışan fanlara ateş ederek en azından ortamın daha da soğumasının önüne geçebilirlerdi falan. Tamam çok detaya takılıyoruz ama göze de batıyor işte. Biraz özen her şeyi çözer...- 


Dizinin en uzun soluklu konuk kötüsü Yaşar. Coşkun'un en parladığı sahnelerin de mimarı aynı zamanda ve ölmediği için bir şekilde yeniden ortaya çıkacağını düşünmekteyim. Yeniden Coşkun ile bir araya gelip hareket eder mi bilemiyorum ancak, ondan öyle kolay kurtulamayacağımız kesin. Aslında bunu istememin bir nedeni de, karakterin bu kadar kolay yırtmaması için. Az canının yandığını görelim. Celal'i bu konuda hep pas geçiyorsunuz; bari başka bir kötüden yaptıklarının öcünü alıverin...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder