19 Mart 2017 Pazar

Adı Efsane: Sevmenin tarifi var mıdır?


Sevmek, bazen sadece sevmek demek değildir. Sevmek, bazen fedakârlık yapmak demektir. Bazen alttan almak, bazen görmezden gelmek, bazen biliyorken dahi bilmemek demektir. Yeri geldiğinde kırmadan, incitmeden anlatılır nasılsa. Sıcağı sıcağına ne germek ne de gerilmek yersizdir. Sevdiğini iddia ederek ve ona sığınarak, karşındaki harap etmek ise aslında büyük bir sevgisizlik örneğidir. Zira, seven insan sevginin fazlasından dahi kaçınır; hissettirmez. Göze sokulan bir şeyin zamanla değerini kaybettiğini bilir çünkü, o yüzden de bir kısmını kendine saklar. Sevmek kolaydır yani, o sevgiyi taşıyabilmektir zor olan. Tıpkı Kıvanç'ın iddia ettiği, Melis sevgisi gibi. Tıpkı onun sevdiğini haykırarak, Melis'i nasıl bir sevgisizliğin içerisine ittiğini izlemek gibi...

8. Bölüm


Kıvanç ne yazık ki sevdiğini sanan, takıntılı insanlardan. Genç yaşında böyle bir ruh haline bürünmesi çokça üzücü ve bir o kadar da tehlikeli kılıyor bu durum onu. Melis'e karşı tavrında ilk bölümden beri bir gariplik vardı, lâkin artık o gariplik; "Ben seni seviyorum ulen! Sen de beni seveceksin!" noktasına ulaştı. Melis'in böyle bir zorlamaya nasıl bir tepki vereceğini biliyorken hem de. Bilmiyor olamaz herhalde? İki yıldır çıkıyorlar ve çıktığı kızı tanımıyor mu bu çocuk? Doğru ya, sevdiğini iddia ettiği kızın gül sevmediğini bile bilmiyor. Kasımpatı sevmesini lüzumsuz bir detay olarak değerlendiriyor. Çünkü Melis'in odaklanması gereken tek şey, Kıvanç'ın onu ne kadar çok, hatta kimsenin kimseyi sevmediği kadar çok, hatta dünyanın en fedakâr aşkı sayılacak kadar çok sevdiği gerçeği. Gerisi detay, lüzumsuz teferruattan başka hiçbir şey değil... Bir insan gerçekten böyle sevebilir mi? Böyle sevdiğini iddia edebilir mi? Ediyor işte... Kıvanç, Melis'e olan aşkını bir takıntı haline getirmiş ve onu sevdiğine inanıyor. Ancak, sevmiyor. Sadece elde edemediği için, koşulsuz bir şekilde arzuluyor. Hakan'a bir şeyler hissetmesi ve bunun farkında olması da tüm bu olanlara tuz biber ekiyor. 



Sen sevme Kıvanç, böyle seveceksen sevme. Zira bunun bir sonraki aşaması, şiddet. Hakan'la karşı karşıya olduğu sahnede, Melis'in çıkagelmesi sonrası kızı öyle çekiştirerek, o aşamaya yaklaştığının sinyalini de verdi zaten. Sonunda Hakan'la arasını açmayı da başardı. Eline geçen tek şey, birkaç bölüm Melis'in Hakan hakkında yanlış izlenim edinecek olması oldu. Ondan vazgeçti diye, Kıvanç'ın kollarına atlayacak değil neticede... -Emre Bey'in, Melis'in odasındaki performansı çok iyiydi bu arada, tebrik ederim. Kendinde ışık olduğunu bir sahneyle herkese ispatlamış oldu.-


Para mevzusunun gelip bu noktaya dayanacağı barizdi. Melis'in anlamadan dinlemeden Hakan'ın karşısına geçip tokat atmasını bekliyordum, Hakan'ın ise hiçbir şey demeden o tokatı almasını; aynen de öyle oldu. Bundan Kıvanç dahi galip çıkmamışken, olan sadece emeklemeye başlayan HakMel'e oldu. Altına bir dinamit yerleştirildi ve patlayacak endişesiyle ayrılmaları sağlandı. O dinamitin oyuncak olduğunu anladıklarında ancak, yeniden bir araya gelebilirler. Peki ne zaman gelirler? Orası muâllak. Zira Hakan gidip de parayı neden aldığını anlatmaz, erkek adam öyle şey yapar mı ya? İmkansız! Melis desen belki tayfadan biri gelir de anlatırsa yeniden Hakan'ın karşısına çıkar. Yoksa ilk adım kimden gelecek diye beklerken ömrümüzü sonlandırabiliriz. Yani diyorum ki, bu mevzuyu çok uzatmayın sevgili senaristlerimiz. Daha tam anlamıyla başlamamış aşkı, mezara koymanın kimseye yararı olmayacağını en iyi siz bilirsiniz...


Hakan'ın tüm dertleri yetmez, hepsi bir bir az yükleniyormuş omzuna gibi şimdi yeni bir dert daha edindi. Sibel'in iflah olmaz aşkı, tıpkı Kıvanç gibi elde edemediğine duyduğu haz aslında, başka bir şey değil. Bunu Hakan'a açıktan itiraf etmesinin hiçbir sakıncası yok elbette. Hissediyor çünkü o da zaten. Ancak bulduğu boş bir anda Sibel'in, dudaklarını Hakan'ın dudaklarını kondurması her şeyi mahveden nokta olacak, fragmandan görüldüğü üzere Sadık izliyor zira. Ondan sonrası ise tam bir kaos hali. Hakan'ın neden bu kadar geç tepki verdiğini, onu neden ittirmediğini ya da kendini çekmediğini ise anlamadım. Sadık'ın her şeyi yanlış anlaması için hazırlanmış bu ortamı da çok sıkıntılı buldum... Beklediğimden erken kopacak Fikret ile Hakan'ın arasında fırtına, öyle görünüyor. Ama sadece ikilinin arası değil, durumu yanlış anlayan diğerlerinin de Hakan'la arasının açılması can sıkıcı olacaktır. İşi en azından o kadar ilerletmeyin. Kendini bu noktada bari anlatsın. Susup da, Melis meselesinde olduğu gibi herkesin her şeyi yanlış yorumlamasına fırsat vermesin. (verdi)


İnsan ne çekiyorsa, mukayyet olamadığı kendinden çekiyor gerçekten. Sibel'in bu aşkı itiraf ederek, ne elde etmeyi umduğu belirsiz. Hakan'ın, "Bırak Fikret'i, gel evimin kadını, çocuklarımın anası ol" demesini beklemiyordu herhalde? Ne geçmiş olacak eline? Koca bir hiç, tıpkı Kıvanç'ın bir an elde ettiğini sandığı zafer gibi... Ne kadar da benziyorlar aslında birbirlerine değil mi? Bu bir işaret bence, Kıvanç ile Sibel'i baş göz edin bitsin bu mesele. Fikret'e layık değil ne yazık ki kendisi... 


Birine layık olmak ya da olmamak meselesinde herkesin bir çıkarımı var mâlum, dizide de. Seçil, Tarık'a kendini layık görüyor, Bahar'ı görmüyor mesela. Bahar'ın annesi de, kızına Tarık'ı layık görmüyor. Bu layık görme/görmeme hali içerisinde ise yeni bir çekirdek aile doğuyor gibi. Tabi öyle kolay değil, onun bir gelişim süreci var. Ardından da yorucu ve zorlu doğum süreci. Tüm bu aşamalar için de bolca sabır gerek. Seçil'in yapacaklarına karşı özellikle de... Bahar ile Tarık arasına, kalbine engel olamadığı için birçok engel çıkartacaktır. İlk adımı, Bahar'ın annesiyle konuşmakla attı bile. Kendince haklı, aşık çünkü. Kızamıyorum pek. Bu bölüm Melis'in, telefonlarına özenle çıkmaması ve hazırladığı doğum günü partisini mahvetmesi ise ayrı bir haklılık noktasıydı karakterin ama zaman geçiyor ve şartlar da değişiyor işte. Düne kadar babasının yüzünü görmek istemediğini söyleyen kız, bir bölümde babası için teyzesini yok sayabiliyor. Seçil de kendini buna hazırlamaya başlasa iyi olur. Yeni bir aşka yelken açmaya çalışsa da olur mesela. Zira ona Tarık'la bir çıkar yol yok. O çoktan Bahar'ı seçti. Önlerine çıkacak her engeli bir bir aşacaklarıysa anlaşılan o ki, zorlu olsa da; garanti...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder