1 Mart 2017 Çarşamba

Hayat Şarkısı: Artık affetsen diyorum...


Hani bir kap dolusu çekirdek yersin, çok lezzetlidir, dilin damağın bayram eder de kapta kalan son çekirdek bozuk çıkar ve tüm zevkin kaçar ya; hah o işte Hayat Şarkısı'nda Cem'den başkası değil!.. O kadar mükemmel, o kadar şahane bir bölüm izlerken tüm saçmalıkları ve gereksizliğiyle karşımıza çıktığı anda sinirlerim zıpladı. Keyfim de tamamen kaçtı. Gerçekten artık Cem'den de, onun saçma sapan nefretinden de, oyunlarından da, dümenlerinden de, tezgahlarından da çok sıkıldım ve açık söyleyeyim, zap yapmak istiyorum...

44. Bölüm




Recep Güneysu çok yakışıklı, karizmatik bir adam. Asla buna lafım yok. Ama olmuyor, gerçekten olmuyor ve bu zaten itici bir karakter olan Cem'i daha da katlanılmaz, hatta izlenilmez yapıyor. Zamanla gözüm alışır dedim, kendisi daha iyi ilerler dedim falan ama bendeki düşünce de, ondaki performans da aynı ve iz-len-mi-yor! Cem meselesinin kolay kolay kapanmayacağı mâlumdu. Neden kolay kolay kapanmıyor, nedir bu karakterin bu özelliği gerçekten bilemiyorum ama ilk girdiği bölümden beri dizideki etkisi tamamen bu yönde olduğundan kestirmesi de zor olmuyor. Tamam, elbette bir konu gerekli gerilim için. Ama bu şekilde olmasına ne gerek var? Başka bir gerilim yazamaz mısınız sevgili Mahinur Ergun? Ben Cem isminden artık irrite oldum. Bu kadar haksız, bu kadar kötü, bu kadar akıllanmaz, bu kadar ahlâktan yoksun, bu kadar katlanılmaz bir karakteri neden ısıtıp ısıtıp önümüze sunuyorsunuz? Biz bundan sıkıldık, siz neden hâlâ sıkılmadınız? Ortada, "Vay be, kötü ama izletiyor" diyeceğimiz bir performans da yok. Bu kadar olumsuzluklar silsilesi sonucu, resmen sadece büyük bir hüsran yaşatıyorsunuz...


Karakterin akıllanması ya da pişman olması bir yana, daha da güçlenmesi için ekstra çaba sarf edilmekte. Filiz'in tüm mal varlığını yiyip bitirmeden durmayacak anlaşılan. Amerika'daki yönetim kurulu devreye girse de, Filiz'i para mevzusunda azletse keşke. Tek kuruşu kalmayacak böyle giderse... Bomba meselesine gelirsek, bir şey olacağı yok. Elbette patlamayacaktır. Arabada Mehmet de var çünkü. O kadar da uzun boylu olmaması lazım. Fragmanın gelmemesini de buna bağlıyorum. Normalde olan bir şey değil bu. Tansiyon bu kadar yükselmişken, bomba patlamadığı ayan beyan ortada olan bir fragmanla "Acaba?" gerilimini yok etmek istememişlerdir. Çünkü tam tersi olsa, bir koşturmaca hali gösterilir, "Ne olmuş, kim, hayır, olamaz, nasıl, nerede?" sorularını hiçbir şey görmesek de karakterlerimizin ağzından muhakkak duyardık gelecek bölüme dair. Ha tabi, yanılabilirim de. Ama Cem uğruna, Kerim ve Mehmet'i harcamak ne kadar mantıklı olur, onu asla kestiremem işte...


Kerim demişken, oradan devam edeyim. Mahkeme sahnesi, efsane kere efsaneydi. Ömrü hayatımda izlediğim en keyifli ikinci mahkeme sahnesiydi. -İlk sıramda, Poyraz Karayel'de Ayşegül ve Poyraz'ın bu sezon izlediğimiz mahkeme sahnesi var- O nasıl bir hüzün hali, o nasıl karısını seven fedâkar vede cefekâr eş olmak. O nasıl hakimin vicdanına, vicdanına oynamak... Birkan Sokullu kendini bir kez daha kanıtladı bu sahnelerde. Tabi bu sayede boşanma mevzusu da şimdilik rafa kalktı. Günün sonunda boşanmayacaklarına inancım da biraz daha arttı diyebilirim. Her ne kadar, Hülya her fırsatta boşanmak istediğini söylese de bunu gerçekten yapmak istemediğine eminim. Kırıklıkları olabilir, Kerim ona kendini tam olarak affettirememiş de olabilir ancak bu üç aylık sürede her şeyin daha da kötüye gideceğine dair bir emare görüyorum diyemem. Buldukları her fırsatta yiyişen, koyun koyuna uyuyan bu çift; sırf bir inat, bir kırgınlık uğruna boşanmamalı. Hem şimdi Cem meselesi de var. Boşanmak mevzusunu arkalarında bırakmak için yeter de artar bir sebep. Sanırım bu saçma karakterin de tek artısı...


Hülya'nın Kerim'e karşı bu denli sert yaklaşmasını erkek gözüyle çok da anlayabildiğimi söyleyemem. Ama abarttığına inanıyorum ne olursa olsun. Bir pas verip, bir meyledip, sonra birden kabuğuna çekilmesi mantıklı gelmiyor. Tamam, kafası karışık diyeceksiniz belki ama bu karakter, kendini istemediği halde zorla, ablasının namusunu karalamaya cesaret ederek hatta; evlenmedi mi Kerim'le? O zaman neden bu denli hakikatli değildi? O zaman neden düşünemiyordu şimdi düşündüklerini? Aradan onlarca yıl geçmedi ki. Sadece bazı yaşanmışlıklar söz konusu. Hülya'yı çok seviyorum evet, ancak bunu bir mantık rayına oturtamıyorum. Biz onun ne hallerini gördük mâlum. Dün tanıdığımız karakter değil. Umarım hali yoluna koyabilir düşüncelerini. Kerim'in istediği gibi birine dönüştüğüne inanacağı gelişmeyi onda görür. Hazer bu denli bastırıyorken, 'varoş' karısı İpek bu denli çirkinleşmeye ve onu küçük düşürmek için bundan sonraki süreçte elinden geleni yapacakmış gibi duruyorken; bence ne arıyorsa onu bulmak için biraz daha çaba sarf etsin...


Mahir'in başına şükür ki, bir şey gelmedi. Tahmin ettiğim gibi oldu. Eğer şansına yakından polis geçiyor olmasaydı, daha seri bıçak darbeleri alabilir ve yaşamı riske girebilirdi. Çabuk da toparladı. Hatta çapkınlığa bile başladı!.. İpek gerçekten güzel kadın ama nasıl o itici tarafını göremedi anlayamadım. Aşk insanın gözünü kör eder derler de, bir insan bu kadar çabuk aşık mı olur Mahir? Başına bela arıyor herhalde. Böyle yazıyorum ama iyi damar yakalanmış. Mahir'in 'varoş' İpek'le olası maceraları ilgi çekici olacak gibi. Mahir burnunun yere sürtmesini istiyorsa demek ki... Onca aklı başında kadını elinin tersiyle itti de, beğendiğine bak. Deli Alamancı...


Hatçe, Hatçe, Hatçe... Normalde deli sinir olacağım bir karakter; sanırım oluyorum da. Ama çenesini tutamaması, öyle şahane sahnelerin doğmasına sebep oluyor ki; köyüne gitsin de diyemiyorum. Hani bir iki hafta olabilir ama sonra mutlaka yine gelsin. Bu bölümde de sonunda ağzından kaçırdı, Kerim'le Hülya'yı kaçırtanın Bayram olduğunu. Doğurduğu sahneler ise inanılmazdı... Bayram'ın Hülya'nın duyması ardından o suçlanışı, Kerim'e demesin diye yalvarmaları, rüşvet teklif etmesi, kendi yaptıklarıyla onu eşitlemeye çalışması, en sonunda da zeytin yağı gibi üste çıkmasına ne desem eksik kalır. Ardından Kerim'le yüzleşmesi de bir o kadar seyir keyfini arttırdı. Sarhoş taklidi yapmadı, bildiğin sarhoş bir adam izledik biz. Onu bilmeyen birine izletsen, taklit yapıyor demezdi. Ahmet Mümtaz Taylan'ın mükemmel oyunculuğundan her hafta nasibimizi aldığımız için çok şanslıyız gerçekten. Demem o ki, Hatçe hala çenesini tutamıyor olabilir. Hatta, bizi her sahnesinde sinir krizine sürüklüyor da olabilir. Ama şunu kabul edelim, her fitnesi mükemmel ötesi sahnelerin de habercisi...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder