15 Mart 2017 Çarşamba

Hayat Şarkısı: Gerim gerim gerilmek...


Sizin hiç bir çocuk şarkısı dinlerken gözünüz doldu mu? Benim bu bölüm, Bayram Cevher'in ağzından Kırmızı Balık'ı dinlerken doldu. Bir insanın nasıl bu kadar mükemmel performans çıkartabileceğine olan şaşkınlığımla birlikte hem de... Dizi değil de, gerçekmişçesine izlediğimiz buhranın gölgesinde bir bölümü daha devirdik. Ne zamana kadar Cem'in kahrını çekeceğiz bilemiyorum ama nefes alamayacak raddeye geldiğim kesin...

46. Bölüm


Başı dışında tamamen kaos hakimdi bölüme. Her an her yerden bir ağlayış ya da haykırış duymak mümkündü. Acının ne denli büyük olduğunu resmen içimizde hissettirdiler. Dertleri derdimiz oldu desem yeri. Ekrandan ağrı uzanıp da Cem'in kafasını yere sürtmek istedim tam da bundan... Mahir'in o kaçak göçek halleriyle bile keyfimce eğlenemedim. İpek'le cilveleşmeleri de, bölümün gerilimine heba edildi. Hem de kim; Cem pisliği için!.. Artık aynı şeyleri yazıyor olmamak adına Cem ile ilgili fazladan tek bir cümle dahi kurmayacağım. Yalnız bu yaptıklarıyla kendisi için dramatik bir son hazırladığı garanti. Ölümü hangi kahramanımızın elinden olacak gerçekten çok merak ediyorum...



Cevher ailesini yok edip, sadece Mehmet'i bırakarak tüm servetlerine konabileceğini sanmasının saçmalığı bir yana, tüm bu gerilim içinde çocuğu yanına istemesi apayrı bir mevzuydu. Bayram'ın bu isteğe karşılık vermesinin altında ise anlaşılan o ki bir plân yatmakta. Dostu da olan polisi bağıra çağıra, sesini birilerine duyurmak istiyormuşçasına kovması normal şartlarda mümkün değil takdir edersiniz ki. Gözünü karartıp yanına Mehmet'i alarak gitmesi de yine birine haber uçurması için bir mesajdı. Zira hatırlarsanız Cem'in adamı, "Bayram Cevher'le birlikte geliyormuş çocuk" tarzında bir cümle kullandı. Bir muhbir olduğunu anladılar ve plân yaptılar gibi duruyor tam da bundan. Cem yine bir şekilde kaçar yüksek ihtimalle ama Kerim'le Hüseyin de bu plânın sonucunda kurtulur. Zaten Cem'i polis ele geçirmesin, Cevherler ele geçirsin. Öyle bir son yaşatsınlar ki ona, kemikleri bile inim inim inlesin...


Fragmanda gördüğümüz, "Çocuğu getirin, adamı temizleyin" cümlesini hiç duymamış gibi davranıyorum fark ettiyseniz. Bayram Cevher'i feda etmeyeceklerine göre, plân erkenden devreye girecek demektir. Artık polis mi, jandarma mı gelir de o adamları etkisiz hale getirir bilmem. Ancak, Bayram Cevher'e bir şey olmaz. Aman olmasın da. Karakteri bir daha göremeyecek olmanın hüznü bir yana, Ahmet Mümtaz Taylan'ın olağanüstü oyunculuğunu dizi çatısı altında bir daha izleyemeyecek olmanın yaratacağı gerilim, şu ana kadar izlediğimiz diğer tüm gerilimlerden daha yoğun olur söyleyeyim. Kendisi önünde saygı ile eğildiğimi de not düşeyim. İyi ki varsınız Taylan, var olunuz...


Tabi Bayram Cevher'i büyük de bir sınav bekliyor. Kerim'le Hüseyin'i kurtarmakla iş bitmeyecek. Bunun bir de o konağa dönmesi var. Arkasında bıraktığı o büyük enkazı toparlamak için, kendini affettirebilmek için de çaba sarf etmesi gerekecek. Özellikle de Hülya'ya karşı... Bir anne, bir sevgili, bir eş nasıl bir ruh haline girerse, o ruh haline girmişti Hülya. Bölümün başından sonuna hem oğlu hem Kerim hem de Hüseyin için debelendi durdu. Hiçbir şart altında oğlunu Cem'e vermeyeceğine yemin etmişti ama Bayram Cevher onu ellerinden aldı, Cem'e götürdü. 


Bunun doğuracağı büyük bir tepki olacak haliyle. Kolay kolay üstesinden gelinemeyecek türde bir psikolojik etki de olası. Ne kadar sağlam bir plân dahi olsa ortada, kolay kolay razı olunacak ve kabullenilebilecek bir risk değil zira Bayram Cevher'in yaptığı... -Burcu Biricik'i de olağanüstü performansından ötürü kutluyorum bu bölüm için. Ama bu kadar gerçekten yaşamasın olayları, kalbine yazık yahu. Resmen yaşadığını an be an hissettiriyor sahneleri, mimikleriyle dahi...- Sadece Hülya değil dediğim gibi, tüm ev ahalisi yıkıldı. Hangi biriyle, nasıl düzeltecek arasını çok merak ediyorum. Bir de söylemeden geçemeyeceğim, babasına söz geçiremeyince son çare ayağındaki terlikleri çıkartıp atan Bade'ye o anki ruh hali içerisinde dahi tebessüm ettim. Bir karakter ancak bu kadar tatlı kendini öne çıkartabilir. Hülya'dan sonra kolay affetmeyecekler listesinde o var yani...


Nilay tam evlenme hayâlleri kurarken bunların yaşanması da, karakterin şansının yansıması direkt. Hatçe halanın ahı mı tuttu acaba diyeceğim ama bu bölüm onun üzerine bir ölüm iyiliği gelmiş gibiydi. Her konuda oldukça mantıklı ve düzeyli hareket etti. Hatta Nilay'a hediye bir saç tokası bile gönderdi. Ama açık konuşmak gerekirse, onun diğer ruh halini tercih ederim. Sanırım kendisine hem sinir olup hem de katıla katıla gülmeye çok alıştım... Keyifli bir bölüm izledik diyemeyeceğim, kusura bakmasın kimse. Gerim gerim gerdiniz bizi zira. Artık sonu çözüme nasıl kavuşacak bilemiyorum ama rica edeceğim bu aşırı dram hali artık son bulsun. Biz hem gülmeyi hem de hüzünlere gark olmayı sevdik Hayat Şarkısı'nda; baştan sona hüzünle kendimizi jiletlemeye meylettirmeyin...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder