27 Nisan 2017 Perşembe

İçerde: Bu gerçekten oldu mu?..


Beklenmedik şeylerin, insanın hayatındaki etkisi daha derin oluyor şüphesiz. Altından kalkması da, kabullenmesi de hiç kolay olmuyor. Ölüm dediğin de böyle. Aslında, beklense dahi acısı büyük ama tam gözlerinin önünde hem de senin için gerçekleşmiş bir ölümün etkisi hiçbir şeyle tarif edilemez herhalde... Melek'in ölümü, Sarp'ın hem kurtuluşu hem de cehennemine döndü. O ölse Melek yaşayacaktı, çünkü. Ellerinde kayıp gitmeyecekti hayatı. Belki, gerçeği de öğrenirdi bu anda. En azından, bilerek ölürdü. Yaşayıp da acılarına bir yenisinin eklenmesine gerek yoktu. Ama eklendi. Hem Umut'un kim olduğunu öğrenemedi hem de Melek'i kaybetti...

31. Bölüm




Melek'in öleceğini hiç beklemiyordum yalan yok. Ölme ihtimalini, ihtimalden dahi saymıyordum. Bensu Soral'ın instagram üzerinden yaptığı paylaşımlar da bunu düşündürüyordu haliyle. Kadın setten foto atmayı bırakın, dondurma reklamı dahi yaptı. Burada bile araya reklam sokuşturmuşlar yani, öylesine bir viral aşkı söz konusu. Beklemediğim bu ölümün etkisi de derin oldu. Hem biz izleyiciler için hem de dizideki tüm karakter için. Zira taşlar tümden yerinden oynadı ardından. Bir gerçeğin de kapısı aralandı, Mert'in Celal'in adamı olduğu anlaşıldı. Tüm bu ana gelene kadar ki ağır dram sahneleri ise şahsen beni etkiledi... Tabi belirtmeden de duramayacağım yine. Hastaneye vurulmak suretiyle gelmiş bir hastanın haliyle bir an için dahi olsa nabzı durur değil mi? Hani şoka girmiştir, kalbi bir teklemiştir falan. Peki neden doktor kalp masajı yapmadı da, nabzını kontrol ettikten sonra öldüğünü ilan etti Melek'in? Bu hangi tıp fakültesinde öğretiliyor? Doktor değilim elbette, lâkin kalbi duran birine kalp masajı yapmak gerektiğini bilmek için 6 yıl tıp ihtisası yapmaya da gerek yok sanıyorum. Bari yalandan iki hamle yapaydı doktor da, izlediğimiz bu anı sorgulamasaydık. Zira şu durumda tamamen doktor ihmalinden öldüğünü söyleyebilirim Melek'in. Aman Celal'in kulağına gitmesin...


Bir diğer konu da, ölmüş birinin neden hasta odasına alındığı. Kadın resmen iki gün boyunca öyle yattı ölü ölü odada. Kimse de demedi, "Bu burada kokar böyle, alalım da morga kaldıralım" diye. Muhtemelen şehrin en çok ölümlü hastanesinde kaybettik Melek'i. Doktorlarının ilgisizliğini düşünürsek, morgun ağzına kadar cesetle dolu olduğuna rahatlıkla ikna olabiliriz zaten. Başka türlüsünü ise düşünmek istemiyorum. Sırf dramı izleyicinin iliklerine kadar hissettirmek için, gerçeklerden bu kadar kopulmasını da pek doğru bulmuyorum. Ama yapacak bir şey yok, Melek her türlü öldü. Aslında tüm bu sahneler, ta ki Bensu Soral'ın veda paylaşımını görene kadar ölmediğini düşündürdü karakterin ama sadece senaristlerimizin azizliğine uğramıştık yine... Doğruya doğru, Bensu Soral'ın iyi bir Melek performansı çıkarttığını düşünmüyordum. Karakterinin o bize anlatılan, özelliklerinin hiçbirini de üzerinde görmedim. Sarp'la bir aşka düşmesini de tam bu sebeple istemedim Melek'in. Lâkin, veda paylaşımının ardından üzülmediğimi de söyleyemem. Sırf Mert'in Umut olduğu gerçeği ortaya çıkmasın diye, Sarp'a kalkan yapıldı karakter. Ve kısacası, her ikisi için de kurban edildi. Emeklerine sağlık kendisinin. Bir cümle önce giydirip, bir cümle sonra emeklerine sağlık demek de bana has bir ironiklik olsun madem. Ama ortaya ne çıktığından bağımsız olarak, bir emek var yani ortada...


Melek'in ölümü, sadece Melek'in ölümü olarak kalmadı. Onunla sınırlı olmadı, bölümdeki açılımlar. Mert, şahit olduğu bu ölümle birlikte maskesini yüzünden çıkarttı ve kardeşi olarak gördüğü Melek için deyim yerindeyse, kendisini parçaladı. En az Sarp kadar, hatta yer yer ondan daha derin tepkiler vererek; tarafını belli etmiş oldu. Üzerine Celal'le, "Babam" diyerek başladığı telefon görüşmesi, Sarp için kesin kanıt oldu. Mert, Celal'in adamıydı. O da zaten bunu saklama ihtiyacı hissetmedi. Derhal kabul etti. Etmese, başka bir bahane bulsa o an bu ölüme; muhtemelen polisliği tehlikeye de girmeyecekti. Üzüldüm mü? Aslında normalde sevinmem lazımdı. En önemli sebebi de, Mert'in Celal'e hayır diyemeyerek her seferinde kendini daha büyük bir pisliğe batırmasının önüne geçildiği için. Lâkin, Melek'in ölümünde harap oluşu ve üzerine bir de Yusuf müdürün onu örselercesine teşhir edişi sonrası evet, biraz üzüldüm. Ben Sarp'ın da, onun da polis olarak mücadelesini izlemek istiyordum başlarda. Celal'i o şekilde bitirişlerini izlemek. Biraz da ondan sebep üzülmüş olabilirim... Keşke Mert elini bu kadar kirletmeseydi ve yeri geldiğinde Celal'e "Dur!" diyebilseydi de başına bu gelmeseydi. İyi yanı ikilimizi polis kardeşler olarak izleyemesek de, mafya biraderler olarak izleyeceğiz bir süre. O bir süre nereye kadar sürer, bilinmez.


Ağlamak, aşırı uçta tepkiler vermek, yıkılmak, heder olmak herkese yakışmaz mâlum. Her oyuncunun da altından kalkabileceği tepkiler değildir bunlar. İster istemez sırıtır bir şekilde ve sahnenin inandırıcılığı tümden yavan olur. Ancak, Çağatay Ulusoy ve Aras Bulut İynemli ilk andan itibaren öylesine gerçekçi, öylesine ikna edici bir hüzün performansı sergilemişler ki; Melek'in ölümüne değil de, onların ağlamasına ağlardım sanırım sulu göz biri olsam. Senaryosundaki yazdığım, her mecrada dillendirilen ve hiçbir şeyin de değişmediği pürüzlere rağmen, dizinin böylesine çok sevilmesi ve insanların yine de her hafta başına oturup izlemesi de işte tamamen bundan. O kadar mükemmel oyunculuklar izliyoruz ki, geri kalan her şeyi tolere edebiliyoruz. Mesela Çetin Tekindor'un, Mert'ten Melek'in öldüğünü öğrendiği anda verdiği tepki, o kıpkırmızı kesilişi, nefesinin bir an tıkanışı, tam bu anda ölüm haberini sindirmeye çalışmasını al ders diye okut. İçerde'nin en şanslı olduğu kısım kesinlikle mükemmel performanslar çıkartan isimlere sahip oluşu...


Melek'i öldürmek büyük bir hataydı. Sarp ve Mert'in ölümünü istemek de öyle. Kudret, her türlü kendi kafasına sıkmış oldu. Celal'le aralarındaki it dalaşında, olan ikisinin de kızına oldu. Ama gözlerini bileyen nefret tohumlarının dur durak bilmeyeceği açık. Handan öldü, Kudret bilendi Celal'e saldırdı. Şimdi Melek öldü, Celal bilendi Kudret'in görünen o ki sonu yaklaştı. Görüneni es geçersek, gerçekten sonu yaklaşmış mıdır? Sanmıyorum. Kudret boş adam değil. Celal'i karşısında gördüğü anda gözlerinde korkudan çok şeytanlık ifadesinin belirmesi de tamamen bundan. En iyi ihtimalle, Mert ile Sarp'ın kardeşliğini öğrenmiş olabilir. Ve o an sadece ima etmesi dahi, Celal'i onu öldürme fikrinden vazgeçirecektir. Başka türlü bir sebep, onu alıkoyamaz görünmekte. Sırf Celal kafasına sıksın da öcünü alsın diye yazılmamıştır herhalde o sahne. Göreceğiz bakalım, Kudret'in dilinin altında bir bakla olup olmadığını haftaya...


Kudret'in bu gerçeği öğrenmiş olması demek, gerçeklerin ortaya çıkacağı anlamını taşımıyor. İş dönüp, dolaşıp yine Coşkun'da bitiyor yani. Melek'in ölümünü umursamayıp, gerçeğin ortaya çıkmadığına sevinmesi ise çok şerefsizce ama komikti... Tabi hâlâ ikna olamıyorum, neden bir türlü ayak diretip de söylemediğini gerçeği. Söylesen anında, Celal'i öldürecek iki tane cengaver var ortada. Madem ölsün istiyorsun bu adam, patlatsana haberi. Mert zaten seni eline geçirse öldürecek, Celal olmasa şimdi ikisi peşime düşer diye düşünüp dertlenmene de hacet yok. Yani her türlü musalla taşı seni bekler, ne kasıyorsun bu kadar Coşkun?.. Söyle, kurtul!..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder