18 Nisan 2017 Salı

İçerde: Ölme Melek, biz sensiz ne yaparız?!.


İnsanlar ne sırlar biliyor da, onlarla göçüp gidiyor ardına bakmadan. İnsanlar, gerçekleri bildikleri halde nasıl da susuyor. Nasıl da, bir türlü dile gelmiyor gerçekler. Nasıl da, çaresizce ölüme yürüyor... Dramatik bir giriş oldu değil mi? O kadar çaresiz kaldım ki, bu giriş daha uygunmuş gibi geldi. Öteki türlü, "Melek senin yapacağın işe ben!" diye başlamam gerekirdi yazıya zira. Yahu bir insan nasıl azimle böylesine önemli bir meseleyi, böylesine dramatik bir konuyu sürekli geçiştirir de bir türlü diyemez, "Umut, aslında Mert" diye...

30. Bölüm


Melek'in yalnızca Umut=Mert olayını öğreneceğini düşünmüştüm. Haliyle, neden ikisine de söylemeyeceğinin nedenlerini merak ediyordum. Ama beklediğimden bir tık fazlası oldu ve Coşkun, tüm bunların müsebbibinin Celal olduğunu söyledi. Bak, bunu gerçekten beklemiyordum. Gerek var mıydı? Aslında hiç yoktu. Ama Melek'i bir şekilde engellemek gerekiyordu ve buradan yürümek de, sırıtmadı haliyle. Direkt gidip de Celal'den hesap sorma eğilimine girmesine de çok ses etmeyeceğim Melek'in. Ama bunca zaman, Mert de Sarp da iki koldan araştırmışken nasıl hiçbir şeye ulaşamadıklarını ve bu uğurda kendisinin dahi engellenebileceğini düşünmesini beklerdim. Düşünmedi ve kinine, sinirine yenilmiş olarak gösterildi. Sonrası ise bilindiği gibi. Celal elbette bu sırrın ortaya çıkmaması için Melek'e engel olacaktı. Başka türlüsü mümkün mü ki?..


Benim takıldığım asıl nokta, Melek'in bir türlü ağzındaki baklayı çıkartmaması... Yahu, "Size güzel bir haberim var Umut'u buldum, geliyorum. Söyleyeceğim" diyeceğine, desene "Mert, aslında Umut'muş" diye. Hadi ilk seferinde ketenpereye geldin, Davut seni beklemediğin anda engelledi ve eve hapsetti. E neden ikinci kez bu fırsatı yakaladığında hâlâ bir yerde buluşma ve orada söyleme inadını devam ettiriyorsun ki? Ya yine biri peşindeyse ve yine bir anda arkanda belirip konuşmanı engellerse? Bu kadar akıllı bir kadının böylesi taktiklerden yoksun olmasını aklım almıyor. Hele de Celal gibi birinin yanında büyümüşken. Ne oldu? Söyleyemedi. Sarılmalar, koklaşmalar, vurulma, uzun uzun bir Mert'e bir Sarp'a bakmalar ve lap bayılması derken; daha da kırk bölüm ortaya çıkmaz bu gerçek. Melek öleceğinden değil, bir sebeple konuşmayacağından. Muhtemelen göğsüne giren kurşunun şokuyla, hafızasını kaybetmiş olur. Üst üste gelen iki fragmandan ilkinde, "Melek öldü" deniyor ama ben inanmadım söyleyeyim.


Sarp'ın bu gerçeği öğrenmek için artık daha istekli olduğu açık. Davut'un Celal'den aldığı, "Melek'in yanındaki kim olursa olsun, onu öldür" emrini uygulayamayacağı da, Melek'in vurulması sebebiyle ortada. Onu öldürme fikrinden daha sonra nasıl vazgeçecekler bakalım. Mâlum, Melek'in hiçbir şey söylememiş olması çözüm değil. Bir kere Sarp'ı o kuşkuya düşürdüğünü anlarsa, Celal için hâlâ tehlike devam ediyor demektir. Muhtemelen Sarp, "Bir şey söyleyeceğim dedi ama daha konuşamadan vuruldu" diyerek yalan söyleyecek. Celal de üzerinde durmayacak. Zira onun asıl derdi, vurulduğunu öğrendiği andan itibaren Melek ve onu vurdurtan Kudret olacak... 




Sevdiği kadının, en yakın arkadaşının çocuğunun ölüm emrini gözünü kırpmadan veren Kudret için de bu saatten sonra kahrolamam, kusura bakmasın. Konu birden nasıl Mert ve Sarp'ın vurulması oldu, onu da anlayamadım zaten hiç. Tamam, Mustafa'yı elinden onlar kurtardı. Ama Handan'ın ölümünden onları sorumlu tutmak da biraz abesle iştigal bana sorarsanız. Kendi beceriksizliğinin faturasını onlara kesmek yerine, nasıl bir türlü Celal'i alt edemediğine yanmalı. Onca adamı var lâkin, hiçbir hiçbir işe yaramıyor. En çok güvendiklerinden biri de zaten gitti Davut'un emir eri oldu... Bunca yenilgi sonrası çok iddialı bir çıkıştı, Sarp ve Mert'i öldürmek. Sen böyle adam öldürmeyi adet sayıyorsun da, ne diye Celal'i de aynı yöntemle öldürmüyorsun? Kimse de bilmez(di) nasılsa senden. Yani sırf Melek gerçeği söyleyememiş olsun diye, nelere katlanıyoruz...


'Bilmez(di)' demişken, artık onu da yapamaz biliyorsunuz. Zira, Eylem sayesinde ayyuka çıktı adı ve bu iddia sonrası görünür bir şekilde Celal'e bir zarar veremez. Yani senaristlerimiz bu vurma emrinin Celal'de de vuku bulmaması ve bundan sonrasında, "Neden?!" diye sorgulanmaması için güzel bir yöntem yaratmış. 'Kudret, artık tamamen gözünü karartmıştı ama ne yazık ki, gazetelerde çarşaf çarşaf Celal'i vuranın o olduğu iddiası vardı ve bu saatten sonra temkinli olmak zorundaydı...' Ben ikna oldum, sizi bilmem artık...


Uzun lafın kısası ibre döndü dolaştı, yine Coşkun'u işaret etmekte. Umut'un, aslında Mert olduğunu ancak ve ancak ondan öğrenebileceğiz anlaşılan. O bu saatten sonra gerçeği yine ne sebeple saklar da, bir süre daha dile getirmez bilmem ama çarenin Melek olmadığı kesin... Umarım Melek'in gerçeği dile getiremeyişi de mantıklı bir sebebe bağlanır gerçekten. Eğer tahmin ettiğim gibi hafıza kaybı falan çıkarsa altından, ciddili çok gülerim düştüğümüz duruma...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder