25 Nisan 2017 Salı

Söz: Yavuz'u ne kadar tanıyoruz?..


İnsanı en çok ön yargıları yaralar. Sonunda en derin izleri bırakır ardında. Geçmesini bekledikçe, daha da sırıtır iz. Müdahale etmedikçe de, geçmez bir daha hiç... Eylem, her iki tarafa da eşit yaklaşarak tam bir tarafsız gazeteci örneği sergilediğini düşünmekte. Tarafsız gazeteci olmak demek, siyasi durumlarda belki gerekli ama bu tür terör olaylarında tarafsızlığın ya da tarafsızmış gibi davranmanın kişiye ne tür zararlar vereceği açık. Nitekim, Eylem böyle bir sınavın içerisinde. Ön yargısı sebep başlayan her şey, doğrudan gözlemlemeyle gerçeğe yaklaşmasına sebep olacak. Belki yine kendini tarafsız addeder bir süre daha ama asla artık eskisi gibi düşünmeyecektir bu konuda...

4. Bölüm


Bir gazeteci tarafsız olduğu kadar, araştırmacı da olmalıdır biliyorsunuz. Önüne düşen her habere sorgulama ihtiyacı duymaksızın atlamak ve ardından gitmek birincisi, tarafsız olmadığını düşündürür. Bir tarafın düşünceleri ya da duruşuna daha yatkınsındır. İkincisi, gazeteciliğin etik kurallarından biri olan 'araştırmacılığa' gölge düşürmüşsündür. Yani sen aslında düzgün bir gazeteci değilsindir... Eylem için de, üzgünüm ancak öyle düşünmekteyim. Düğünü katliam yerine çeviren Chucky (Çaki) kılıklı gelinin yaptıkları, onca insanı katletmesi yetmezmiş gibi bir de bu dertle uğraştı tim bölüm boyunca. Neymiş, Eylem kızımıza biri Türk askerinin suçsuz insanları taramak suretiyle öldürdüğünün haberini vermiş. O da atlayıp gelmiş, direkt telaffuz ettiği şey de bu... Bağımsız ve tarafsız gazeteci Eylem, önce bir etrafına bak. Oradaki insanlarla konuşmaya çalış. Seni Yavuz'un o an katliamın olduğu yere yaklaştırmaması normaldi ve koca köy de, oradan ibaret değildi biliyorsun ki. Karşına çıkan en bozuk tipli adamın yanında bitmek yerine, başka insanlara da ne olduğunu, neler yaşandığını sorabilirdin. Kameraya çekilmiş ve üzerinde oynandığını senin de anladığın görüntülerin peşinden gitmeye de bilirdin... 



Veyahut, olayın birebir şahidi iki kişiyi tanıyorsun. Hadi birisi Erdem Yarbay'ın eşi, Bahar'a düğün yerinde ne olduğunu sorabilirdin. Omzundaki yaranın nasıl olduğunu da. "Türk askerleri köylüleri tararken, sana da mı kurşun geldi?" gibi direkt ön yargıyla sorulmuş bir soru dahi olabilirdi bu. Alırdın cevabı, otururdun. Ama nedense kızımız, olayın hiçbir anında yer almayan Fethi'den dinleme ihtiyacı hissetti yaşananları. Yine tüm ön yargısıyla kurduğu bir sürü lüzumsuz cümle eşliğinde. Yanı başında Bahar duruyorken, neden buna ihtiyaç duyduğunu hâlâ anlayabilmiş değilim. Yoksa tüm bunlar, Fethi'nin onu odasında havluya sarılı bir halde görüp de etkilendiğini hissettiği anı yaratmak için miydi? Yok, yok sanmıyorum. Neden öyle olsun ki? Biz askeri bir dizi izliyoruz neticede, bu aşk dizisi değil ki? Muhtemelen Eylem, daha samimi olduğu ve yalan söylemeyeceğinden de emin olduğu Bahar dururken; yalan söyleyecek mi, yoksa timinin yaptıklarını kabul mu edecek diye Fethi'yi arama ihtiyacı hissetmişti. Karakterini analiz etmek için dahiyane bir yöntem. Ben ikna oldum diyebilirim...


Yavuz ve tim onu Çolak'ın elinden kurtaracaktır, kaçarı yok. Tabi şu durumda biraz da sorun yaşamasının sebebi bizim timimiz ama geleceğe yatırım olarak da görebiliriz bunu. Zira Çolak, Eylem'i elinde bir kuklaya dönüştürmek için elinden geleni yapacaktı eminim. Şimdi hem o masum gördüğü tarafın gerçek yüzüne ayar hem de büyük bir tehlikeden kurtulmuş olur. Ama dediğim gibi bir süre daha rengini belli etmeden, sessizce izlemeyi seçecektir olanları. Yaşananların gerçek sorumlusunun kim olduğunu anladığında da, Türk askerine tavrı değişecektir. Haberi uçurduğu kişiyle de irtibatını kessin bence. Resmen bir suç unsuru yaratmış oldu, üzerine onu da töhmet altında bıraktı. Bağımsız gazeteci nasılsa, adam gibi kanallar bulsun kendisine. Tüm Fransız haber kanalları bize düşman değildir herhalde?.. Fethi ile olası aşkına gelene değin, köprüden biraz daha su akması gerektiği kesin. Lâkin, bizim oğlanın kıza tümden vurulduğu da kesin. Çok uzun sürmez bir aşka düşmeleri. Bakalım, olanlar peşinden ne doğurur sonrasında...


Bahar'la ilgili yazdıklarımın bir kesim tarafından, anlayamadığım bir sebeple yanlış anlaşıldığını görüyorum. Elbette kalemimin hesabını kimseye vermek gibi bir niyetim yok ama mantıklı bir gözle izleyen herkesin, nişanlısının ölmesi üzerinden toplasan daha yirmi gün geçmemiş bir Üsteğmenin, başka bir kadınla bu denli yakın ve sıkı fıkı olmasını bir yere bağlayamayacağını düşünüyorum. Hele de o ölüm, sıradan bir ölüm değilken. Ben Yavuz'un, Bahar'la yakınlığını bir yere koyamıyorum ne yazık ki. O kadar kısa sürede, o kadar fazla samimi oldular ki, anlayamıyorum bu durumun sebebini. Telefonla sorması en mantıklı bir konuyu dahi, illa yanına gidip konuşma ihtiyacı hisseder oldu Yavuz. Hem de kırk yıllık bir tanışıklık varmış aralarında gibi, kapıyı çalma ihtiyacı dahi hissetmiyor odasına girerken. Bunun bir sonraki aşaması, tıpkı bu bölüm Fethi'nin ayması gibi Yavuz'un da Bahar'a aşık olduğuna aymasıdır söyleyeyim. Ancak şunu da söylemek isterim ki, eğer böyle olursa Yavuz karakterinin oturduğu temelleri de dinamitlemiş olursunuz. Sevgilisi kollarında ölen o adamın bu saatten sonra ne aşkına ne de sevgisine inanırım ben çünkü. O kadar kolay mı atlatmak böylesi bir acıyı? Böylesi bir acıyı çabucak atlatan, sevmeyi gerçekten biliyor olur mu?.. Bence olmaz. Yavuz karakterinin inandırıcılığını, sahiciliğini, tutarlılığını ve birinci bölümün ilk yirmi dakikasında izlediğimiz sahnelerin gerçekliğini sorgulatmayın rica ederim. 


Ve bir şey daha... Biz Yavuz'u ne zaman tanımaya başlayacağız? Ailesiyle ilgili ne zaman bilgi sahibi olacağız? Ne yapar, ne eder, nasıl yaşar ve bugüne nasıl gelmiş ne zaman öğreneceğiz? Onun hakkında bildiğimiz şeyler resmen bir elin parmaklarını geçmez durumda. Biz, Bahar'dan soyutlanıp da bu karakterin derinine inildiğini hiç görebilecek miyiz? Yoksa sadece buz dağının görünen kısmıyla mı yetinmemiz gerekiyor? Ben bu dizinin ana karakterinin hikâyesini bu kadar geriye atılmış olarak görmek istemiyorum... Tek derdimiz Bahar da değil, mâlum. Bir de annesi peydah oldu başımıza. Kızını alıp terör belasından götürmek istemesini çok iyi anlarım da, bu uğurda bir askerin başını yakmaya çıkacak kadar duyarsız olmasını anlamam. Yavuz'un başındaki dertler yetmiyormuş gibi bir de şimdi hakkında soruşturma açıldı. Yine Bahar sebep bir dert yani. Ve bir tehdit unsuru olarak kullanılmakta bu soruşturma. Yavuz'un başına bir şey mi gelirmiş, görevden mi uzaklaştırılırmış, hiç olmadık bir yerlere mi sürülürmüş kimin umurunda. Yeter ki zengin annemiz, şımarık kızına söz geçirebilsin. Geçirebildi mi peki? Asla... Nasıl bir görev aşkı, nasıl bir yardım etme sevdası ki bu, sırf Yavuz'a bir şey olmasın diye dahi gitmeyi kabul etmiyor Bahar; bak onu da anlamadım. Aslında lap diye kendini vuranın Yavuz olduğunu annesine demesini de anlamadım ama artık daha ben ne yazayım?.. Bize Yavuz gerek, en azından bir süre herhangi bir karakterin gölgesinde soyutlamayın...


Bu serzenişleri geride bıraktığımda, genel itibariyle keyifli bir bölüm izlediğimizi söyleyebilirim. Timin maceralarını, komedi dozunu ve bunun tutarlı oluşunu seviyorum. Mücahit'in her an çatışmaya hazır yatmaları, Fethi'nin tüfeğine olan amansız aşkı, Feyzullah'ın tam bir anne kuzusu oluşu, Ateş'in şimdilerde Erdem Yarbay'ın kızına tutulmuş olsa da; çapkınlığı on numara. Zafer'i bu bölüm tanımaya başladık tam olarak ama onun da hafif bir komedi tarafı olduğu hissettirildi. Ayrıca pek güzel saz çaldığını da gördük. İlerleyen bölümlerde karakteri tanıdıkça daha da seveceğiz sanıyorum. Hafız ise komik olmayan tarafta tim içerisinde. Daha çok buhranlı sahnelerini izliyoruz onun. O noktada da bir tutarlılık söz konusu ama bu adama da çile çektirmeyin daha yazıktır. Gelsin eşi, yaşasınlar mutlu. Boşanma kararını gözden geçirmek için de bahane olur bu. Hafız'ın, eşi mağdur olmasın diye lap diye boşanmayı kabul etmesini beklemiyorum... Bir de Yavuz var bu timin bir parçası. Hatta direkt komutanı. Ama ne yazık ki çatışma sahneleri dışında toplasan iki dakika dahi sahnesi yok timiyle. Onun karakterinin normal zamanda hangi tarafa daha yatkın olduğunu bile çıkartamıyorum. Mücahitler gibi komik tarafta mı, yoksa Hafız gibi yas tutan tarafta mı bilmiyorum... Baksanıza durum çok ciddi, biz Yavuz'u gerçekten doğru dürüst tanımıyoruz!

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder