24 Mayıs 2017 Çarşamba

Hayat Şarkısı: Güzel bir anı, onun da hakkı...


Hayat insanın karşısına çok fazla sınav çıkartıyor. Geçebilirsen ne âlâ, her şey biraz daha kolaylaşıyor. Geçemezsen, dön başa tekrar tüm hayatın yeniden sınanıyor... İnsan, mutlu olmayı hak eden ama genelde mutlu olmak için çaba sarf etmeyen bir türdür. Elinden mutlu olmak için her şey gelir, lâkin mutsuzluğun primi daha yüksek olduğundan sadece şikayet etmeyi seçer. Sonra o mutsuzluk haline alışır ve mutlu olmayı, kendine lüks saymaya başlar. Tam da bundan, mutluluk kapısını çok az çalar... Hüseyin de böyle. Belki şartlar, imkanlar, durumlar ya da kişilikler bambaşkaydı ama o da mutlu olabilecekken mutsuz olmayı seçti. Beraberinde de hem Zeynep'i hem de Melek'i o mutsuzluğa sürükledi...

55. Bölüm



Başarılı bir iş adamı olabilir ancak, ne ideal bir eş ne de ideal bir baba olabildi Hüseyin. Bana sorarsanız hâlâ da aynı pozisyonda. Evet, biraz düzelme var ama bu geçmişte yaşananları unutturacak yeterlilikte değil. "Acaba?" sorusunu akla getirmeden duramıyor yani insan. Yeniden aynı şeylerin yaşanmasından korkmak çok normal... Evlenme teklifi aldığı sırada Zeynep'in geçmişe dalması da tam olarak bundandı... Ama tabi mantık çerçevesinden bakacak olursak olaya, Hüseyin'le ayrı eve çıkacak kadar onunla arandaki bağ düzeldiyse, evlilik teklifi sonrası da on dakika düşünmene gerek yoktu. Yani bu sahne, eğer Cevher malikanesinden ayrılıp birlikte başka bir eve çıkmamış olsalardı daha tatmin edici olurdu. Şu durumda sadece zaman doldurmak için izlenimi veriyor. Teklifi reddedecek olsa, dost hayatı yaşar gibi aynı evde oturmaya devam mı edeceklerdi yoksa?.. 


Tabi güzel oldu. Aslında ayrı ev mevzusu gündeme gelmeden evlilik olmalıydı ama o kadar çok badire atlattılar ki, sıranın ona gelmesi imkansızdı. Ayrıca oldukça da naif bir ortam hazırlanmıştı. Tüm Cevher ailesinin mekânda hazır bulunması ve gizliden gizliye yaşananları izlemesi de güzel detaydı. Ha ben başka bir yerde olmasını ister miydim? Açıkçası, evet. Zira orası Melek'le özdeşleşmiş bir yer. Şimdi Barselona'da olsa da, o cafenin hafızamızdaki dosyada yer alan ismi "Melek Mekan"... Artık olmuşla, ölmüşe çare yok çok da deşmeyelim. Lâkin evlilikle, hamilelik meselesinin güzel bağlandığını söylemeliyim. O evlilik artık olmalıydı zaten ve güzel de bir hediye saklı içinde, yeni bir Cevher... Geçen hafta dediğimi yinelemek isterim; umarım erkek olur da, babasının burnunu sürter...


Tüm bu anlarda benim aklımda yer eden tek şey, Hülya'nın ilk bölümdeki haliydi. O evlilik, Kerim'in onu terk etmesi, bunu anladığında ettiği intikam yemini... Yani ne bir evlenme teklifi aldı ne de güzel bir düğünü oldu. Onun da Hüseyin'le Zeynep'i izlerken, düşündükleri tamamen buydu. Ağlamalarının da sebebi buydu. Evet, ilk bölümde o yaşadıklarının hepsini hak etmişti. Şahsen geriye dönsek de, o anları tekrar yaşamasını isterdim. Ama bu demek değil ki, şimdi bu büyük eksiklik telafi edilmesin... Herkes değişti ama en çok da Hülya değişti. Böyle güzel bir anıyı hak ediyor kesinlikle ve muhtemelen Kerim'le Mahir de ona bu noktada bir dümen çevirmekte. Tabi umarım orada evlilik teklifi falan etmeye kalkmaz Kerim. Olabilecek en izbe yeri bulduğu için söylenirim zira çokça. Ancak, bu Hülya'nın deli dolu kişiliğiyle de örtüşen bir durum olur. Dedektifliğe merakı mâlum. Araştırarak, kendi evlilik teklifini bulmuş olur... Olay nasıl gelişecek bilemiyorum. Belki de altından bambaşka bir şey çıkar. Ama her halukârda gelecek bölüm bu sahnede çokça eğleneceğimizi düşünüyorum...


Evlilik dediğin şey öyle kolay ayakta tutulmuyor. Oldukça emek isteyen bir mesele. Mücadele etmeden, karşılıklı anlayış göstermeden, bir şeyler için çabalamadan yolun sonu çabuk geliyor. Süheyla'nın onca kızgınlığına, boşanmayı kafasına koymasına rağmen çıkıp gelmesi de tam olarak bundandı işte. Gençliğini verdi bu evliliğe, yıllarını harcadı Bayram için. Şimdi kurulmuş bu derya deniz düzenin en tepesine huzurla bir başkası yerleşsin diye mi? Asla!.. Gerekirse tırnaklarını çıkartıp alt edecekti-ki, gerek kalmadı şükür. Her şeyin bir oyun olduğunu öğrendik. Bana kalırsa suyu çıkmış bir oyundu ama niyete bakalım biz. En azından, Bayram'ın niyetine... Hatice hala söz konusu olduğunda niyetini iyiye yormak çok zor çünkü. Tam da herkesin düşündüğü gibi düşünüyorum. Olaya sadece 'oyun' olarak yaklaşmadığına eminim. O ne kirli çıkı, ne içten pazarlıklı bir kimse. Hiç de üzülmüyorum bu sebeple kendisine yol verilmesine. İnsan eti ağırdır dediği gibi, doğru. Lâkin onda daha ağır olan kimsede huzur bırakmayan lafları. Bunu son anda anlamış gibiydi ama iş işten geçmiş oldu...


Bade ile sahnelerine bayılıyorum ikisinin. İlk bölümlerdeki o deli dolu kızı içerisinde hâlâ koruyan ama yeterince de aklı başında çıkışlar yapan Bade'yi gerçekten çok seviyorum. Hatice'ye herkesin açıkça söyleyemediği şeyleri, çat çat söylemesine de hastayım. Elbette büyüğe saygı önemli ama saygı dediğin de nereye kadar gösterilebilir ki? Bence iyi bile dayandı... Yalnız onun aşk mevzusu biraz sakat. Arda ile bir gelecek hayâli olarak, evlilik; onu çokça yıpratır. Tamam sempatik, ilgili bir çocuk ama Bade'ye uygun olmadığını düşünmekteyim. Aralarındaki ilişkiyi komik bulmakla birlikte kesinlikle desteklemiyorum da. Arda ile sadece arkadaş kalmalarını yeğlerdim. Zira, önümüzde Atıf gibi güzel bir örnek var. Tabi o örneği Nilay ile evlendikten sonra görmek nasip oldu ama geç olsun da güç olmasın demişler. Aklımın ucundan dahi geçmezdi ama böylesi ruhsuz, her konuda karşıt, düşünceli görünüp de düşüncesizlikte nirvana yaşayan bir adama vardığı için Nilay'a gerçekten üzülüyorum. Hayatı karardı resmen. Ne hayâlleri vardı, şimdi nelerle uğraşıyor. O yolun sonu da çok parlak görünmüyor. Bir yerden sonra tak ederse hiç şaşırmam. Bade de örnek alsın işte ondan. Atıf'ın huylarının yarısını dahi aldıysa, ciddiye bindiğinde mesele boğazlar çünkü Arda'yı...


Keyifli bir bölüm izlediğimizi söyleyebilirim. Son iki bölüm kaldı ve bize vedası yaklaşıyor, Hayat Şarkısı'nın. Kalan son iki bölümü olabildiğinde mutlu ve neşeli geçiririz umarım. Gelecek bölüm fragmanı da bu noktada oldukça umut verici olmuş. Zira Bayram Cevher de psikiyatristin yolunu tutmuş. Leyla ile Mecnun'un İskender ile İsmail'i yıllar sonra yeniden bir araya gelecekler. Hikâyeleri, rolleri bambaşka ama herkeste aynı özlemi kavuracakları kesin. Hayat Şarkısı böyle bir dizi işte. Bitecek diye şimdiden kendisine özlem biriktirirken, geçmişe de özlem duyuyor insan izlerken...

Beklenen Kral 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder