25 Mayıs 2017 Perşembe

İçerde: O ne güzel ağlamaktır, insafsızlar!..


Her duygu başka kapılar açar insanın yüreğinde. Her duygu, başka bir yanını sarar ya da kanatır. Duygular ne kadar karmaşık olursa, insanın çaresizliği de o kadar katlanır... Ortada uzun zamandır öğrenilmesini beklediğimiz bir gerçek var. Artık ortaya çıktığını anladığımız, bölümden bir gün önceki fragman paylaşımı ise yüreklere su serper cinsten değildi kesinlikle. Bu da tamamen senaristlerin bizi sürüklediği 'yokluk' duygusuyla ilintili. Hayâl olabileceğini, rüya çıkabileceğini, en başından beri biliyor göstereceklerini dahi düşündüm. İzleyelim, nasılsa anlarız dedim ama bölüm sona erdiğinde anlaşılan hiçbir şey yoktu. Soru işaretleri ise tahmin edilemeyecek kadar çoğalmıştı...

35. Bölüm



Sarp'ın polis olduğunu bilen iki kişi var, bir de o 'gizli' dosyayı biliyoruz. Her halukârda, Sarp'ın aslında polis olduğunun ortaya çıkmasını beklerdim yani; biri olmasa biri aracılığıyla. Ama öyle olmadı. Gökhan'ın kinine, babasının öcünü alma dürtüsüne kurban gitti resmen karakter o an için. Daha yeni babası olduğunu öğrendiği birine Gökhan nasıl bu kadar bağlandı hiç anlamadım. Nasıl onun öcünü alabilecek kadar gözünü kararttı. Hatta bu işin sonunda anlaşılırsa yaptıkları, polisliğini yakmayı nasıl göze aldı bilemiyorum. Hadi dosyayı Sarp'tan öğrenip yakmasını anlarım. Kimsenin olmadığı bir zamanda gitti buldu ve yine kimsenin olmadığı bir anda çakmakla tutuşturup attı. Peki, merkezde ekrandaki o 'gizli polis' bilgisini silerken nasıl kimse görmedi? Nasıl kimse bu kadar önemli bir konu açığa çıkacakken o ekran vasıtasıyla, adımlarca uzakta olup da başındakinin beyanatını bekler?..


Biz meraklı bir milletiz yahu, otobüste dahi başkasının elindeki gazeteye istemsizce gözümüz kayar da okuruz. Nasıl o anda, hayatı o ekrana bağlı olan Sarp dahi ekrana bakmak için mücadele etmedi? Neden Sarp'ın bilgilerini, babasının katili olduğundan şüphelenilirken Gökhan'ın kontrol etmesine izin verildi? Neden izin verilecekti de, bu sahnenin birkaç dakika öncesinde yeni organize müdürü Gökhan'ı bir kenara çekip de ona sükunetli olmasını öğütledi?.. Bu soruların bir cevabı yok tabi. Gökhan, birkaç zaman önce babası olduğunu öğrendiği Yusuf'a öylesine bağlanmış ki, intikamını almak uğruna her şeyi yakmayı seçti. Bu arada kaydı silmesi detayına bir şey demiyorum, dizinin orijinali Departed'da da bu sahne var çünkü. Ama bir şey diyeceğim kısmı, bari silmeden önce ekranda "Silmek istediğinizden emin misiniz?" uyarısı falan çıksaydı. Demek ki yanlışlıkla sistem açıkken elin çarpsa, herkesin kaydını bir anda silebilirsin bu mantıkla. Orijinalindeki sahnede ise soruyor, "Silmek istiyor musunuz?" diye. Sanırım filmden birebir özenmişler demeyelim diye(?!), o kısmını atladılar çekerken...


Feridun müdür meselesiyse karışık. Yusuf müdür yaralandığında direkt bu gizli polis olayını bilerek gelmiş ve Sarp'ı bir köşeye çekip hesap sorması uzun sürmemişti. Hatta bir dümen çevirmediğiyle ilgili de fazlaca sıkıştırmıştı. Yani şimdi bu olay patlak verdiğinde ortaya çıkmamasını, Sarp'a hâlâ tam olarak güvenmiyor olarak yorumlayabiliriz. Hatırlarsanız, onu her gördüğü yerde istisnasız azarlıyordu da. "Belki de Yusuf'u o öldürdü, kefil olamam" diyor olabilir yani şimdi de. Bununla ilgili bir detay ya da kesit gösterilir mi gelecek bölüm bilemiyorum ama o iki bölümdeki sahneleri ışığında sessiz kalmasını mazur görebiliyorum. Eğer Gökhan'a değil de, diğer polislerden birine sorsaydı ona ulaşılırdı. O zaman bir şeyler söylemek zorunda kalırdı ancak şansa(!) o an nezarete Gökhan geldi ve Sarp da ona bahsetti. Onun da ağzını açmadığı/açmayacağı mâlum...


Buraya kadar birçok soru işareti var, olmaması gereken birçok nokta ve detay var ama işin bundan sonraki kısmı ile kesinlikle yarışamaz. O kadar kafa karıştırıcı, neyin ne olduğunu anlamayı zorlaştıran sahne izledik ki, işin içinden çıkmak imkansız resmen... Birincisi Sarp'ı kaçırma plânı enfesti. Mükemmel bir sahne çekilmiş. Ayrıca Alyanak'ın o içinden içinden gülmesine hastayım. Bu kaçırmanın Sarp'ın bilgisi dahilinde olmadığını anlamamız uzun sürmedi. O an yanlarında kimse yokken, neden içinde olduğu durumu sorgulasın ki yoksa? Alyanak'ı da keza... "Peki Mert bu plânın bir yerinde olabilir mi? Kudret'le bir oyun içerisinde olabilir mi?" kısmı ise merak konusu ama ihtimal vermiyorum. Polis aracına bindirilirken Sarp'la Mert'in göz göze gelmesi ve birbirlerine manidar bir şekilde kafa sallamaları ise kardeş olduklarını bu anda biliyorlar izlenimi doğurmadı bende çoğu kişinin aksine. Yarattığı izlenim, "Annem ve Eylem sana emanet"ti daha çok. Ortada bir başka duygu yoktu çünkü hissedilen. Mert'in ne kadar duygusal bir adam olduğunu biliyoruz, mutlaka gözünün dolduğu detayı gösterilirdi bize o an en azından...


Açık konuşmak gerekirse, kardeş olduklarını nasıl öğrendiklerine dair net bir fikrim yok... Ama bildiğim bir şey var ki, o da Mert'in Coşkun'la buluşması kesinlikle plânlıydı. Hakeza, birbirlerini vurmaları da... O an bir şok içinde olsa da, evin içinde Mert'in Coşkun'la diğer herkes dinlesin istercesine konuşması pek mantıklı gelmedi çünkü. Sarp'ın, Umut ile ilgili gerçeği öğrenemeden bir şekilde Coşkun'u da bulup ortadan kaldırma ihtimali varken; Celal'e onun yaşadığını söylemesi de mantıksız. Bunu anlaşılır kılan şey, Coşkun'un Celal'in adamlarınca kaçırıldıktan sonra Sarp tarafından eliyle koymuş gibi bulunmasıydı. Daha sonraki hamleleri de muhtemelen Davut'u yanıltmak adınaydı... Mert'in ailesini öğrenmek söz konusu olduğunda, aklına çelik yelek giymek falan gelmez bir de. Lap diye giderdi. Yani izlediğimiz o sahne Celal'i kafalamak için yaratılmış bir kurguydu. Ailesini bulabilme ihtimali söz konusuyken, Celal için Coşkun'u öldürmüş oldu. Tabi Coşkun'da çelik yeleğe eş olarak kan torbası da vardı kesin. Zira kan akmış görünüyordu etrafa. Terasta karşılaştıklarında, Sarp'ın "İçerde misin Umut?" demesi de tamamen o an Celal'i kafaladın mı manasında; ilk bölüme selam çakmaydı. Arkalarında Coşkun'un bir güneş gibi doğması da bu teoriyi ayrıca desteklemekte. 


Kardeş olduklarını öğrenmeleri, Coşkun'un kahvede Sarp'ın Yusuf müdürü öldürdüğü haberini gördüğü kısımdan sonrasına tekabül ediyor bence. O an Coşkun'un, "Elimde sadece Mert kaldı" gibi bir söylemi de olmuştu. Muhtemelen aradı ve Mert'e gerçeği söyledi. Tabi o sonradan nasıl Sarp'a ulaştı da bu gerçeği duyurdu hiçbir fikrim yok. Ama düşünecek olursak depodaki patlama neyse de, evin içerisinde yastığın altına kurşun yerleştirmesi mümkün değildi Sarp'ın haliyle. Bunu yapabilecek tek kişi de Mert'ti. Yani, Coşkun'un izlediği o haber tüm bu olayların seyrini belirledi gibi. Kudret'in, Sarp'ı kaçırmasının bu gerçekle bir bağı olduğunu sanmıyorum tam da bundan. Lâkin onun karanlık tarafa geçmesinin köşe taşlarını döşemiş olduğu da kesin. Belki de baştan sona yanılacağım ama izlediklerimden çıkardığım sonuç bu oldu. Kardeşlerin hep telefonla görüştüğünü kanıtlayan, ilk kez karşı karşıya geldiklerini buram buram hissettiğimiz teras sahnesi ise enfesti. Tabi alakasız yerde giren reklamlarla içine edildi ama yapacak bir şey yok, alıştık buna. Yalnız belirtmeden geçemeyeceğim, Aras Bulut İynemli de Çağatay Ulusoy da yine ne kadar efsane oyuncular olduklarını kanıtladı. Zaten senaryodaki yüzlerce olumsuzluğa rağmen, onların bu şahaneliği yüzünden izlemiyor muyuz İçerde'yi biz de?..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder