9 Mayıs 2017 Salı

Söz: 'Beceriksiz misin tatlım sen?..'


Onurlu olmak çok zor olmasa gerek? Onurla yaşamak, yaşamına onur katmak?.. İnsan neden vazgeçer onuruyla yaşamaktan? Neden, saçma sapan yollara sapar da gurur duyar bundan?.. Çünkü doğru yol vaatlerde bulunur ama diğer yol doğrudan kendine çeker. Mücadele etmeye, ilerlemek için güç sarf etmeye gönüllü olan şaşmaz bildiğinden; direnir. Diğeriyse, bırakır kendini. Yol da zaten gerekeni yapar. Sana çok bir şey düşmez. Ve en sonunda pişman olacağı koca bir zaman dilimiyle ömrünü heba eder... Çolak doğru yolu bulur mu, bulsa dahi her şey için çok geç olacağından bir faydası dokunur mu bilinmez. Bilinen bir şey var ki, o da kimsenin ona kolay kolay boyun eğdiremeyeceği...

6. Bölüm 



Çolak'ı kolay kolay alt edemeyecekleri zaten barizdi. O sebeple, bu sürecin arka plânına bakmak daha doğru olacaktı. Geride kalan tim üyelerinin başına bir şey gelip gelmediğini merak etmek de... Melanet bir insan nasıl olmalıysa, tam da öyle Çolak. Serhat Kılıç öyle bir performans ortaya koyuyor ki, insanın oturduğu yerden kalkıp önünü ilikleyesi geliyor. Hele son iki bölümdür Tolga Sarıtaş'la karşılıklı sahnelerini bin kere izlesem sıkılmam. O bakışlar, o tavırlar, o yayılan enerji inanılmaz. İkili resmen yan yana geldiğinde döktürüyor. Tam da ondan, ne olurdu Kılıç iyi bir rolde olsaydı demeden de edemiyorum. Çolak ile Yavuz'un yan yana gelmeleri sınırlı olacaktır. Lâkin, her birinde aradan geçen onca zamanı telafi edecekleriyse kesin... Çolak için kurtuluşun bir şekilde yaratılması gerekiyordu. Bu süreçte de onun insanları manipule etme girişimlerini izledik. Yıldırma, pes ettirme, yıkma, düşüncelerine hapsetme girişimleri ardı ardına geldi. Hedef tahtasına kimi aldıysa, ufak da olsa bir yara açmayı başardı. En büyük yarayı da, şüphesiz Yavuz'da açtı. Sonunun nereye varacağını bilemediğim bir meselenin de fitili ateşlendi. Uzunca zamandır merak ettiğimiz Yavuz'un geçmişinin bir bir dökülme vakti geldi...


Çolak'ın ağzını kapatarak susmasını sağlamak mümkün değil miydi? Kesinlikle mümkündü. Ama tabi bu şartlarda da, ortada bir gerilim olmazdı. Herkes birbirini sakinleştirdi, onun takılmaması gerektiğini söyledi. Çok fazla kızan ve gerilen kişiye ortamı terk etmesi dahi önerildi ama kimse, "Ya bu adamın ağzını neden kapatmıyoruz?!" demedi. E bu da Çolak'ın işine geldi haliyle... Yavuz'un geçmişini pek merak ediyoruz ama bildiğimiz şeyler bir elin parmaklarını dahi geçmiyor ona dair. İlk defa, keskin bir manevra alındığı için oldukça mutlu oldum diyebilirim. Elbette o geçmiş eşildikçe, Yavuz'un içinde bir şeylerin kopacağı da kesin... Çolak, hakkında geniş bir bilgiye sahip belli. Öğrendiğimiz ilk şey de, annesinin öldürüldüğü oldu. Kim öldürdü, neden öldürdü muallâk ama imasından anladığımız; babasının öldürdüğü. Ona kalsa daha da anlatır, her şeyleri ortaya dökerdi muhtemelen. Ancak, Yavuz'un daha fazlasını dinlemeye tahammülü olmadığından öğrendiklerimiz de bu kadarla sınırlı kaldı şimdilik. Zaman daha neler gösterecek, onu da göreceğiz... 


Yavuz'un babasının dizi sınırları içerisinde bir karakter çıkma ihtimali de git gide artıyor gibi. Çolak'ın onun babası olması 'genetik kodu sebebiyle' bence imkansız gibi bir şey ama babasını tanıyor olma ihtimalinin çok yüksek olduğu kesin. Mesela emir aldığı o beyazlı adam, neden Yavuz'un babası çıkmasın?.. Çolak'ın iması sıradan bir ima değildi çünkü. Annesini öldüren babasıysa, pek âlâ tüm bu kirli düzenin sahibi de babası olabilir. İkisi de şiddet, ikisi de terör... Böyle çıkarsa onun için katlanması daha da zor bir süreç başlayacaktır. O sürecin, timi ve onu nereye sürükleyeceğiyse bilinmez. Ve unutmadan bir de Bahar'ı tabi. Mâlum dibinden ayrılamıyor Yavuz'un, ayırmıyorlar... Hadi yine ön yargı ile yaklaşıyor olayım meseleye. Kabul ediyorum, Bahar'ı sevemedim bir türlü. Onu sevenler ya da varlığından rahatsız olmayanlar, mantıklı bir bakış açısıyla şunu sadece beş saniye düşünebilir mi; "Bahar sıradan bir pratisyen hekimken, sınır ötesi bir operasyonda ne işi vardı?" Kışlada askeri doktor yok mu? O kışlada yoksa, başka kışlada da mı yok? Kışlada birine bir şey olduğunda da bundan sonra Bahar mı ilgilenecek? Yoksa Bahar bir bakmışız, kışla doktoru olarak mı karşımıza çıkacak? Nedir bunun mantığı söyler misiniz? Hangi Yarbay sivil bir doktoru, "Ben de geleceğim yaaa" dedi diye alıp da sınır ötesi bir operasyona götürür? Sadece sivil de değil, tek kolu sarılı ve pratikte iş göremez bir doktor hem de bahsettiğimiz...


Aaa nasıl unuttum, gitmek için Erdem'le konuştuktan hemen sonraki sahnede kolundaki sargı çıkmış ve ağırlık taşımaya dahi başlamıştı. Benim sarf ettiğim de laf!.. Kadın bir anda görev aşkıyla düzeldi ve ona insafsızlık yapıyorum şuan. Kendimi kesinlikle ama kesinlikle kınıyorum... Bunun bir sonu yok, kabul edelim. Bölüm iki mekana sıkıştırılmıştı ve normal şartlarda Bahar'ın da, Erdem'in eşi, kızı ve Hafız'ın eşiyle sahnesi olabilirdi çok çok. Ama onun için bu yeterli olabilir mi? Yavuz'la tek bir bölüm yan yana yazılmadan hele hiç olabilir mi? Ekleyelim sınır ötesi operasyona, gitsin kurtarsın bizimkileri. Arada Yavuz'a trip atsın. Yavuz ona sırıtsın. Bu anları gören Çolak da, onları böyle gören herkes gibi, aralarında bir aşkın küllenmeye başladığını ima etsin. Çok güzel yahu, siz böyle devam edin!.. Sınır ötesi operasyona götürülen doktorumuz sayesinde kaçacak Çolak'ın bedelini de Yavuz ödesin bu arada atlamayın. Disipline falan sevk edin... 


Telefonun bir ucunda, "Hafız'ın karnına bomba yerleştirilmiş, Acil! Bir dakika içinde patlayabilir. O bombayı çıkart!" diyen Yavuz, diğer ucunda habire soru soran, dikişleri kestikten sonra da eline aldığı bombayı seyreden bir Bahar vardı. Ve tabi ardından da patlayan o bombayla her şeyin dönülmez akşamın ufkuna döndüğü gerçeği... Çolak, ellerinden kaçtı. Bir daha ellerine geçirip geçiremeyecekleri bile meçhul. Şoka giren Bahar sebep birileri ölecek mi, hele de Hafız ölecek mi; o da meçhul. Olsun ama ya, Bahar'a feda olsun...


Timin diğer üyelerinin tutsak sahneleri ve yaratılan duygu yoğunluğu ise güzeldi. Tabi ilk bölümde tutsak edildiği yerdeki kalın demir zincirleri kopartan Zafer'in, halata yenik düşmesi gözlerden kaçmadı. Ya da ne bileyim, özel eğitimli askerlerin bu şekilde rehin alınma ihtimaline karşı hiç eğitilmemiş olması... Eylem sayesinde tam kurtulmuşlarken, sırf Hafız'ın yolda ölebilme ihtimaliyle yeniden kendilerini tutsak etmelerine ise ne desem bilmem. Ellerinde tüfek olmasa yine onca adamı indiremezler, adamlar haklı derdim de; ellerindeki tüfekleri bile teslim ettiler. Neyse, son kertede timimiz teröristlerin elinden kurtuldu. Ama şimdi, diğer taraftakilere ne olduğu meçhul kaldı... Ve bir de ilk bölümde nişanlısının adını patlayan bomba sonrası delicesine haykıran Yavuz, şimdi de aynı sebepten Bahar diye delicesine haykırdı. Böylece durum vede acı eşitlendi. Merve'yi, o dahil hepimiz kalbimize gömmeliyiz. Ne kalbe gömmesi, aklımızdan dahi silip atalım. YavBah'ın tadını çıkaralım. (diy mi Ethemcim Özışık?)

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder