30 Mayıs 2017 Salı

Söz: İnsan mı yedin, insafsız!


Bazen sadece güçlü olmak yetmez. Bazen, sadece güçlü görünmek de yetmez. İnsan elbet kırılır, dağılır. Elbet, güçsüz kalır. Nasıl, ne şekilde olacağını bilmediği bir ölüme yürürken dahi gözü kapalı olabilenlerse belki vurdumduymaz gibi görünür ama söz konusu vatan olduğunda bir kahramandır... Yavuz iki bölümdür gözü kapalı ölüme yürüyor. İki bölümdür, ölümle kucaklaşmaya ramak kalmışken gözünü dahi kırpmıyor ve o orada öylesine vakur durdukça, onun yerine biz deliriyoruz ekran karşısında...

9. Bölüm




Kimyasal silahın patlamayacağı barizdi geçtiğimiz bölüm sonunda. Çarpmanın şiddetiyle savrulan kumandanın bulunabilmesi imkansız mâlum. Hem o an kaçmak da daha mantıklı. Tabi keşke o kaçarken, Yavuz az biraz yaralı olsaydı da peşinden gidecek güç bulamasaydı. Yahu adam trafik kazası geçiriyor, dakika geçmeden teröristin peşine tekrar düşüyor. Dur, bir dinlen. Bomba patlamadı işte, ne olur ne olmaz başında bekle. Adamı kovaladığında ya da ele geçirdiğinde ne değişecek ki? Adam koşulsuz biat edenlerden, kessen de açmaz ağzını zaten. Ayrıca Çolak'ın elinde onlardan çok var. Kullanışlı piyonlar, istediği hamleyi yapıyor sayelerinde. Sen biraz da kendini düşün yahu, bu kadar gözü karalık da fazla hani... Teröristlerin eline nasıl geçtiğini öğrenemedik ama muhtemelen bir yerden sonra güçsüz falan düşmüştür. O andan sonrası, diziyi belki üç mekan arasına sıkıştırdı ve haliyle de basık bir hale soktu ama asla şikayet etmeyeceğim... Tolga Sarıtaş mükemmel bir oyuncu. Tanrının özel yetenekler bahşettiği kullarından kesinlikle. Her sahnesi zaten başlı başına olayken, karşısında Serhat Kılıç olduğunda izlemeye doyamıyorum. Tek bir satır replikleri olmasa dahi, ikisini de saatlerce izleyebilirim. Zira, dertlerini konuşarak anlatmaya gerek duymuyorlar. Yazılanın dışında, ortaya mükemmel bir uyum çıkıyor sahnelerinde. Bu da haliyle, şikayet etmeme engel oluyor...


Çolak'ın kirli oyunları da, amaçsız terör eylemleri de bitecek gibi durmuyor. Arkasında o kadar büyük bir güç var ki, her türlü desteği rahatlıkla buluyor ve bu da gücüne güç katmasına yarıyor. Ama daha önceki bölüm yorumumda dediğime geliyoruz; tamam, o kimyasal silahla tüm ülkeyi yok ettin, geriye de bir sen kaldın. Gerçekten sanıyor musun ki, arkandaki o güçler seni bir saniye dahi yaşatacak sonra? Bunun aynısını Yavuz da söyledi bu bölüm ona. Ne olacağını sanıyor, ne değişecek? Yoksa bu terör eylemlerinin bir sonuca varamayacağını biliyor da, o yüzden mi ses etmiyor? Bir sonuca ulaşmaması işine geliyordur çünkü bu mantıkla. Arkasındaki destek kesilmekle tehdit etse de, gücünden bir şey eksilmiyor nasılsa son kertede. Çirkin oyunlarını sürdürebildiği yere kadar sürdürmeyi maharet sayması da bundan belki de. Yani, Yavuz senden ya da örgütünden özür dilese ne olur? Senin niyetin kendinden başkası değil ki? Sen her türlü öldürmeyecek misin zaten Yavuz'u, kurtulamazsa bir şekilde? Eee, ne bu tatava böyle?.. Yavuz da bunu bildiği için şanıyla ölmeyi istiyor haklı olarak. Arkasından alay edilmesindense, cesurca ölmeyi arzuluyor. Kimse bu çıkışını sorgulayamaz ancak, tabi bazı pürüzler de yok değil bu noktada...


Erdem Yarbayla görüştükleri sırada Çolak'ın onları yalnız bırakması gibi mesela... Görece bir şekilde bağırıyordu aslında Yavuz, "Vurun burayı!" diye ama belli ki bunu Çolak duymadı. Nitekim duysaydı orada kalmayı göze alamazdı. Evet, elinin altında bir radar sistemi var ve sürekli kontrol ettiriyor uçan cihazları ama bu böyle bir riski göze alabilmesi için yeterli mi? Hem de krallığını ilan etmişken kendince? Bence değil. Bunun varacağı bir nokta yok. Elbet biliyoruz Yavuz'a bir şey olmayacağını ama nasıl ve ne şekilde olacağına dair yüzlerce teorim de yok bu sefer. Timimiz başka bir yerde, Erdem Yarbay sonunda kışlayı terk etti ama Çolak'ın kandırmasıyla bambaşka bir yere gittiler. Havadan da bir insansız hava aracı yaklaşıyor, bangır bangır. Çok çok o İHA'yı radardan görüp, Yavuz'u da alıp kaçmaya çalışırlar. Buraya kadar tamam da Yavuz nasıl kurtulur, o konu bir teoriden uzak şimdilik benim için. Bakalım, bu saçmalığın kollarından nasıl kurtaracak kendisini...


Yavuz'u çokça kez kötüledim, vefasız olduğu yönünde. Gerçekten aşık olmadığıyla da suçladım Merve'ye ve aşık olunacak bir adam olmadığıyla da yaftaladım. Bize karakter böyle sunuluyordu çünkü, ikinci bölümden itibaren. Merve'nin ne adını anıyor, ne uzaklara dalıp onu düşünüyor ne de gerçekten üzüldüğünü hissedebiliyorduk... Bahar'ın Karabayır'a gelmesiyle, dibinden bir saniye dahi ayrılmaması hazırlamıştı bu süreci. Birlikte çatışmalara dahi katılıyorlar ki, evlere şenlik mâlum. Yavuz'un aşkını sorgulamamızı sağlayan zaten, bu an be an yakınlaşma hali. 7. bölümde gelen öpücükse, tuzu biberi olmuştu... Ethem Özışık'ın verdiği bir ayardı bu fanlara, şüphesiz. Lâkin, bu bölüm gönül almayı da bildi... Çolak'ın zerk ettiği her neyse, beraberinde Merve'yi getirdi. O ilk bölümdeki adam karşımızdaydı yeniden. İlk bölümde aşkına, acısına inandığımız Yavuz'du bu. Ağlaması, hüznü, ses tonundaki acı bile aynıydı. Merve'ye olan aşkı geçmemişti ve hatta Merve, ona kalbinde olduğunu dahi söyledi. Bu saatten sonra o kalbi başkasına açamaz sanıyorum Yavuz uzunca bir süre ve bu da tam tamına olması gereken. Keşke ölmeseydi Merve, şimdi her şey bambaşka olurdu... Eleştirmeye geldiğinde eleştiriyoruz acımadan, övmeyi de biliriz. Ethemcim Özışık, bu gönül alma için kendi adıma teşekkür ederim. Hem çok tatmin edici hem de olabildiğince gerçekçiydi. Kaleminize sağlık efenim...


Yarbaysınız ve azılı bir terör örgütü ensenizde bitmek için fırsat kolluyor. Eline geçecek en küçük bir fırsatı dahi kaçırmıyor. Siz bu durumda, eşinizi ve kızınızı bir başına yollar mısınız çocuk aşılamaya?.. "Hayır!" dediğinizi duyar gibiyim. Bre Erdem Yarbay, sen nasıl ailene bir askeri konvoyun refakat etmesi emrini vermezsin? İlla bizim timimizden birileri olmak zorunda değil, bu kışlada sadece bizim tim mi var ayrıca, her yere ve her şeye onlar gidiyor yalnızca? Bu bile bile lades, bu onları bilerek ve isteyerek tehlikeye atmaktan başka hiçbir şey değil. Bu saatten sonra aşkına falan inanmam. Hele kaçırıldıklarını öğrendikten sonra hâlâ kışlada oturmaya devam ettin, insanlığını dahi az biraz sorguluyorum şu an. Kadından oldukları yerin konumunu dahi istemedi; inanamadım. Halbuki Whatsapp'dan yapması iki saniye dahi sürmezdi. Bu nasıl bir eş, bu nasıl bir yarbay? Tek yapabildiği yalnız kaldığı yerde çöküp ağlamak mı yani? FETÖ'cü müdür nedir... Ve tabi yine onları kurtarmaya timimizin üyeleri gitti. Dedim ya, başka kimse yok çünkü. Üç kişi, onlarca kişiyle nasıl mücadele edebilir onun da cevabı yok. Bu sahnelerde sinirden delirdiğimi söylesem hiç de yanlış olmaz tam da bu sebeple... Bakalım nasıl kurtulacaklar. Bakalım, karısı Erdem'in yüzüne yüzüğünü mü fırlatacak ardından da? Bence öyle yapması lazım çünkü...


Tamam Erdem'in üç ayrı gelişmeyi de koordine etmesi için kışladan çıkartılmadığı ortadaydı. Ama bu yeterli değil ikna olmak için. Tek üst rütbeli asker, stratejik deha da o mu yani? Ki, olmadığını da görüyoruz. Ona kalsa, Fethi'nin kolu kesilmeliydi çünkü. Beklemeye gerek yok, ne olursa olsun. Olay kapansın da, giden koldan bir şey olmaz. Bir de moral veriyor adama. Yahu çocukluk hayâli, tek yaşama sebebi elinden gidecek; ne konuşuyorsun sen Erdem efendi!.. Neyse, son anda İtfaiye yetişti de yarbayının acımasız stratejik dehasının gazabından korundu Fethi. Ama çok da uzun sevindirmedi sağolsun, Eylem'i kalbinden vurarak kutladı kolunun kurtuluşunu!.. Sebastian'ı kaçırması, cezasının kendisinin vermeyi istemesi çok saçmaydı Eylem'in tamam. Ortada bir ülkenin geleceği var belki de, bu nasıl bir bencilliktir? Yemişim aşkının ızdırabını!.. Ama kalbinden vurmadan, omzundan da halledebilirdin yani Fethi? Ne oldu başka bir erkek için katil olmayı göze aldı diye, gözün mü döndü senin de?.. Bir de usta nişancı yahu, el insaf. Elbette geçirdiği şok, kolunun durumu vs. nişan almasını güçleştirmiş olabilir ama bu kadar da değil... Eylem tam, "Düzelmeye başladı, artık gerçekleri görecek" dediğimiz her seferinde başa sarıyor ve bu da başlı başına #EyFet için engel teşkil ediyorken, şimdi de aralarına bu vurulma engeli girdi. O değil sonunda kavuşurlar mı o bile garanti değil, belki de Azrail aldı gitti Eylem'i. Gerçekten tebrikler Fethi!..

Ve iyi ki doğdun, kumaşı asil, yeteneği dev adam; Tolga Sarıtaş.

Beklenen Kral

1 yorum :