19 Mayıs 2017 Cuma

Vatanım Sensin: Ne yaptınız siz bizim çiftimize?!


Kötüler daima kazanır derler, harbiden öyledir de. Kötülüğün cazip bir çekiciliği vardır ve her daim kendisine bir açık alan bulmayı başarır. Kazanamasa bile, en az hasarı alıp tüm sorunu atlatır. Kötülük de, kötüler de nedense hep buna ayarlıdır... Tam da bu sebeple uzun zaman önce Tevfik'in gerçek yüzünün herkes tarafından anlaşılacağına tutunmayı bırakmıştım. Hatta işi daha da ilerletip, son ana değin gücüne güç katacağını düşünmeye dahi başlamıştım. Ne zaman Eftelya, Azize'nin karşısına çıkıp da onun gerçeğini yüzüne haykırdı; işte o zaman belli ki Tevfik'in ipini çekmek kararlaştırılmış. Benim hâlâ umudum yoktu açıkçası, Salih'i de öldüreceğinden ve yolunda emin adımlarla ilerleyeceğinden emindim. Lâkin, hiç de beklediğim gibi olmadı. Ortaya çıkan kocaman bir gerçek, daha ilk ortak girişiminde Tevfik'in sonunu hazırladı...

28. Bölüm




Azize'nin, Cevdet'in gerçeğini öğrenmiş olduğunu düşünüyordum. Umutsuz olan bir kesim, duymamış çıkacağına inanıyordu ama şükür ki öyle bir hata yapılmadı. Şahsen o gür bağırışı, o derin sessizlikte fark etmemek abesle iştigâl olurdu. Cevdet olmasa, Stavro'nun söylediklerini duyması gerekirdi... Şimdiye kadar belki çoktan öğrenmesi de gerekirdi ama Azize'nin çenesi mâlum. Ağzında bakla ıslanmayan yapısı Cevdet'in tüm plânlarını suya düşürebilirdi. Hele bir ara gökten kuş uçsa, Tevfik'e yetiştirmeyi görev dahi edinmişti... Eftalya'nın onun gerçeğini Azize ile paylaşması sonrasındaysa tehlike kalmadı. Tevfik'in gerçek yüzünü öğrenen Azize için, ondan tiksinmek öncelikli olmuştu. İki günlük kocasının gerçek yüzünü öğrenip de Cevdet'in hâlâ kapalı kutu kalması ise hoş değildi, ne olursa olsun. O katliamın da elde kalır tek anı bu gerçeğin ortaya çıkması oldu. Artı bir de Stavro pisliği temizlendi... Yalnız Cevdet'in Azize bundan kimselere bahsetmesin diye giriştiği çaba az biraz gülümsememe sebep olmadı dersem yalan olur. Biliyor ağzında nasıl bakla ıslanmadığını, öne atmadığı kimse kalmadı. En son çocuklarının başı üzerine yemin ettirdi de, ikna oldu. Bu öğreniş, ardından da birlikte hareket etmeye başlamaları ise Tevfik'in sonuna doğru yol almamızı sağladı...


Cevdet'i bir vatan haini olarak görse dahi arzulamaktan hiç vazgeçmeyen Azize'nin, onunla yalnız kaldığı gemi sahnesinde resmen aşka gelişi şaşırtmadı. Kadın alev almış yanıyor, Cevdet'in de aklı fikri görevi!.. Neyse, bir ön vuslat yaptılar şükür. Sonrasında da güzel bir plân tasarladıklarını öğrendik... Hamilton'ın deyim yerindeyse kölesi olan Tevfik, ağzının içine bakıp da ne isterse yapmaya başladı başlayalı aslında tökezlemeye de başladı. Çünkü öncesinde hep küçük boyutlu şerefsizlikler yapıyordu. Yine vatanına ihanet ediyordu ama onunla birlikte şerefsizliğinin boyutu da katlandı. Halkı birbirine düşürdü, Kuvvacılara karşı ayaklandırdı, Yunanlar tarafından öldürülüp yakılan onca insanın günahını Kuvvacılara yüklemeye çalıştı derken; Azize ile Cevdet'in, Salih plânına takıldı. O küçük arkadaşın da geleceğinin parlak olduğunu not düşüp devam edeyim... 


Hazırladığı bildiriyle halkı tümden Kuvvacıların karşısında durmaya iten Mirliva Tevfik, Hamilton direktifiyle Salih'i ortadan kaldırmaya kalktığı anda aslında kendi kuyusunu da kazmış oldu. Ali Kemal'in tüm ahaliyi toplaması ve gerçek yüzünü görmelerini sağlaması da ayrıca enfesti. O kalabalığı Tevfik'in nasıl hiç fark etmediğini es geçersek; sanırım onun için artık oyunun bittiğini söylemek yanlış olmaz. Ölür mü, ölmez mi bilemiyorum. Lâkin, bu saatten sonra kolay kolay bir dolap çeviremez...


Büyük bir aşkın içerisine mahkûmlar. Gözleri, dilleri, akılları, fikirleri hep birbirlerinde. Her an düşledikleri de yine kendileri. Ama öyle bir  bahtsızlık ki, aşkın içerisine düştüklerini itiraf etseler bile o aşkı yaşamaları bir türlü mümkün olamadı... Hilal ile Leon'un özellikle son iki haftada iyice kırılıp parçalandığına tanıklık ediyoruz. Leon'un taraf değiştirmiş görünüp, aslında Yunanların yanında oluşunun anlaşılması da beklediğimden kısa sürdü. Geçen hafta yorumumda korktuğum başıma geldi yani... O telgrafın iğnesini alman çok lazımdı değil mi Leon? Babanı, aldığını söyleyerek kafalayamazdın sanki?.. Tamam, tam da tahmin ettiğimiz gibi olmuş. Hilal'e zarar vermekle tehdit etmiş Vasili de, ondan kabul etmiş Leon bu oyunu. Ama bu demek değil ki, kurallarına göre oynaması şart. Kendini hemencecik açık etmek için yapılacak on kusurlu hareketten biri ayrıca, telgrafı kullanılamaz hale getirmek. Ne oldu? Evet, Kuvvacıların iletişim kaynaklarını kuruttu. Babasına verdiği sözünü kuttu, Hilal'in canını kurtardı. Eee, bu gerçeği çözen Hilal ondan uzak durduktan sonra ne anladım ben bu işten?.. Elbette gidip satmayacaktır onu ama bir kırık aşk masalına dönerse bu mesele, felaket olur söyleyeyim...


Geçen hafta da demiştim; yinelemek isterim. Hilal'le Leon'un zaten ilk bölümden bu yana öyle uzun uzadıya sahneleri hiç olmadı. Lâkin o kısacık sahnelerinde dahi izleyiciyi tatmin eden bir ışık, bir ivme söz konusuydu. O kısacık anda, kalbimizde tatlı bir huzur bırakırdı HiLeon. Ancak son bölümlerde bu durum söz konusu dahi değil. Ya Hilal Leon'u suçluyor, ya Leon'un yanında duramayacağını söyleyip gidiyor ya da kavgalarını izliyoruz durmadan. Nereye gitti o sanat ruhlu çift? Nereye gitti, aşık atışmaları? Nereye gitti, o derin mağlubiyetler?.. Uzun uzadıya sahneleri olsun demiyorum. Bölümün yarısı HiLeon'a ait olsun hiç demiyorum. Ama eskisi gibi her sahneleri ruhumuzu okşasın. Hem onlar tatmin olsun hem de biz. Daima sürtüşen ya da yan yana gelmesi sorun haline gelen bir çift olmaktan çıksınlar. Hele Hilal, Leon'a kızıp da anlamadan dinlemeden arayı açar; bu aşkı kalbine gömmeye falan çıkarsa 'yakarım bu gezegeni!' söyleyeyim. Haksız değildi ilk aşamada, kafasında şişe kırmadığına şükretmeli. Ama gelecek bölüm Leon'u dinleyeceği bir ortam da yaratılmalı. Mehmet'le yakınlaşma falan olur, aman ha! Vallahi, aşklarını itiraf etsinler dediğimize pişman ettiniz. Ne desem bilmem. En azından inkar etme mücadelesi verdiklerinde, etrafa daha çok aşk hormonu yayılıyordu. Şimdi zaten kılığı da müsaitken, Sütçü Leon ile Kuvvacı Hilal'in imkansız aşkına döndü olay. Leon teğmen iken daha bir oluru vardı, ne yaptınız siz bizim çiftimize?!..


Bir başka çift... Ali Kemal ile Yıldız'ı da bu bölüm yan yana pek göremedik. Gördüğümüz sahnenin birinde de, Yıldız'ın bir anda odasına çıkıp intikam yemini ettiğini izledik... Bu kızın ne kafası yaşadığını hiçbir zaman anlamayacağım gerçekten. Birkaç zaman önce Leon ile nişanlanmaya çıkan kendisi değilmiş gibi, şimdi Ali Kemal'i kendisini aldatmakla suçlaması evlere şenlikti. Hele o intikam alma olayına ne desem bilemedim şimdi... Ne yiyor, ne içiyor. Farkında olmadan bir yerlerde bali mi çekiyor; bu kız neyin kafasını yaşıyor?.. Hilal ile Leon'un atışmasını duyması için tüm şartlar sağlandığında, bir fenalık yapacağı da anlaşıldı. Muhtemelen ettiği intikam yeminini hayata geçirecek şimdi. Hilal Leon'u haşlar iken, onu abisiyle birlikte kurtardığından bahsetmişti hatırlarsanız. Yıldız da bu anlara tanıklık ettikten sonra Vasili'nin yanına gitti ve ona mühim bir hususta malumat vereceğini söyledi. İhtimal dahilindedir ki Leon'u, Ali Kemal'in kaçırdığını ve Hilal'le birlikte sakladığını söyleyecek. Böylece üçünden de intikamını almış olacak. Tabi bu arada bir de şartı varmış. Acaba fetişi olduğu konağı üstüne yapmasını mı isteyecek Vasili'den, nedir?

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder