4 Haziran 2017 Pazar

Adı Efsane: Dert yumağı...


Karşısındakinden öç almak için oyun oynayabilir insan. Kendini ifade edebilecek başka bir şey bilmiyor olabilir çünkü. Gücünün, şımarıklığının yansıması bu olabilir. İlla ki can acıtmak istiyor da olabilir. Ama bu gidip de, en ağır taktiği uygulamayı gerektirir mi? Gözünün bu kadar dönmesi, normal midir? Genç yaşına verilip de, Kıvanç'ın yaptığı masumlaştırılabilir mi yani? Babasının, kendisine yapılanın öcünü böyle mi alacak? Peki, aslında babasının annesini aldattığını öğrendiğinde ne yapacak? Bu saatten sonra, Kıvanç sırf sempatikliğiyle nasıl ekrana sığacak? Ben sığdırmakta zorlanacağım şahsen, üzgünüm...

19. Bölüm




Tarık'ın görevine geri dönebilmesi için, tayfamızın Gürol'u ters köşeye getirmekten başka bir çaresi yoktu; doğruya doğru. Karakterin gücü de, etkisi de tartışılmaz. Karşısında komiser varken dahi, birini tehdit edebiliyorsa durum böyledir. Lâkin, olayın bu kadar trajik boyutlara gelmesi gerekir miydi bilemedim. "Telefondaki tüm görüntüleri arkadaşımıza yolladık, eğer buradan çıkamazsak hepsini eşinize atacak" diye tehdit edemezler miydi mesela? Silah faktörünü de bu şekilde kolayca devre dışı bırakmış olurlardı. Hemen teslim olmak, telefonu vermek falan; bizim tayfa riskli anlarda böyle kolayca 'sistem hatası' vermezdi bence. Melis'in varlığı bu duruma itmiş olabilir tabi. Yine de, ne bileyim her şekilde çok çabuk pes ettiler gibi geldi... Tarık'ın gelişi ise tam bir piyango. O silah ortaya çıktıysa mutlaka patlayacaktı zaten; Tarık'ı buldu. Sonraki savaşı ise kazanamayacağını düşünüyordum mâlum sebepten. Ama bu sefer de kurtuldu. Kafam da epeyce karıştı. Nasıl ayrılacak diziden, hiçbir şey üretemiyorum şuan...


Babasını pek de seven bir evlat değildi Kıvanç ama ne hikmetse, Gürol birini vurduktan sonra imana geldi ve oğluna sevgisini gösterme ihtiyacı hissetti. O ana kadar belki bizim tayfaya böyle bir oyun oynamazdı ama o sevgi gösterisi, bölüm sonundaki trajediyi hazırlamış oldu. Evet, zengin çocukları böyledir dizilerde. Kötülük yapmak, hayatı fakirlere zindan etmek için yaşarlar. Tek eğlenceleri de budur. Ama bu demek değil ki, insanların hayatını da kolayca karartabilirler. Kıvanç'ın oyunu o eşiğin biraz fazla dışında kaldı yani. Tamam, babasının yerini öğrenmek için tayfamızın yaptığı ona ağır gelmiş olabilir ama bu uç noktada bir intikam oyununa bulaştığı gerçeğini değiştirir mi? Ve en kötüsü de bu anı izlerken, büyük bir keyif duyuyor olmasıydı. Gülen bir yüz yerine, "Babamın ve bana yaptığınızın intikamını almayacağım mı sanmıştınız?!" diyerek; hafiften o klasik 'kötü çocuk' ifadesini takınabilirdi. 


Ya yaptığının sonuçlarını bilemeyecek kadar ağır gerizekalı ya da kötülük denen şeyin sınırlarının farkında değil. Lâkin, umarım her türlü o sınırı öğrendiğini görürüz. Zira şu saatten sonra karakteri ekranda gördüğüm her seferinde kanal değişme isteğine sahip olacağım. Sempatik oluşuyla, şimdiye kadar birçok noktada seyirciyle bağ kurmuş olabilir ama bu uyuşturucu meselesi sınırı aşmak demek. Ben bu kadarına gelemem, üzgünüm... Hayır yani, babasının aslında annesini aldattığını öğrendiğinde ne yapacak? "Yine de oh olsun, iyi ki bu kötülüğü yaptım!" diyebilecek mi? O zaman da, o sırıtmasını yüzünde görebilecek miyiz? Tüm bu bozduğu hayatları, tekrar eski haline getirecek mi; getirmek isteyecek mi peki?.. 


Hayatı tam bir ızdıraplar silsilesi olan Hakan'ın başı yeniden büyük bir derde girdi. Yanında Fiko, Ali ve Sadık'ın da başı yandı. Bu kadar büyük boyutlu bir krizi nasıl atlatabilirler göreceğiz. Muhtemelen Hasan devreye girecektir yine ve bir şekilde bunun bir tuzak olduğunu ispatlayacaktır. Öteki türlü içeriden ne zaman çıkarlar meçhul çünkü. Melis de bir şeyler yapmak için didinecektir. Eğer Kıvanç'ın parmağı olduğunu öğrenir ya da şüphelenirse zaten doğrudan onunla mücadeleye girişecektir. Çiler'in de bu noktada yardımı dokunur mutlaka. Tayfamızı kurtarma girişimi sergilesin de, Fikret ile bir ilişkiye düşebilmesinin gür tohumu atılabilsin böylece. Hazır Kıvanç'ın kuzeni ile arasına bir anda mesafe örülmüşken, FikÇil'in ayak sesleri geliyor bence... Tabi o aşk doğsun diye de bu büyük çıkmaz yaratıldı düşüncesinde değilim. Sadece, krizi fırsata çevirmenin güzel bir yolu olur. Bakalım, neler olacak göreceğiz... (Ben Ali ile Mercan'ın yerleştirdiği kamera detayını tamamen atlamışım. Kurtuluşları o kameradan olacaktır tayfamızın) 


Melis'in, babası hastanede yatarken ki çaresizliği enfesti. Duyguyu çok güzel geçirdiğini düşünüyorum. Ayrıca Hakan'la karşılıklı sahnelerinde karakterin daha rahat ve güçlü olduğunu hissediyorum. Bu sebeple, aralarına dört duvar girmesin rica ediyorum... 


Bahar'la Tarık meselesine ise nokta koyuldu desem hiç de yanlış olmaz. Bahar gözünü kararttı, gidiyor. BahTar da bu noktada milat oldu diyebiliriz. Seçil'in geçtiğimiz bölüm izlediğimiz aşk itirafının ise büyük bir trajediye dönüşmemesine sevindim. Tarık'la aralarının bozulmamasına da. İki karakteri de bir aşk olmasa bile aralarında, en başından bu denli iyi anlaşıyor görmeyi çok isterdim. Zira karşılıklı sahnelerinde güzel bir enerji yayılıyor. O treni de kaçırmış olduk, ne acı. İnsanın aşktan ziyade, karşısındakiyle nasıl mutlu olabileceğinin bir çıkar yolunu bulması daha mantıklı bence. Aşkın sonu nereye varır, beraberinde hüzün ya da mutluluk mu getirir bilinmez. Ama aşk yaşamadan dost kalarak da, birlikte geçirdiğin anı değerli kılıp mutlu olabilirsin. Kim çok sevdiği için cennete gitmiş ki? Kim büyük bir aşk yaşadı diye, dünyanın tüm nimetleri önüne serilmiş? Önemli olan mutlu olabilmek. Gerisi zaten ister istemez peşinden gelir...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder